Ana Sayfa | Medyatör

Londra'daki Cüneyt Özdemir’i konuştuk

Cüneyt Özdemir

Cüneyt Özdemir ile sohbetimizde Londra, memleket, oğlu Mavi ve hayata dair çok şey konuştuk.

Avrupa Ajansı (AVA) Begüm Birsen ARSLAN- Gazeteci, yazar, programcı Cüneyt Özdemir; eşi Zeynep İnanoğlu’nun görevi dolayısıyla Londra'ya taşındı. Özdemir, CNNTURK'te yayınlanan 5N1K programına Londra’dan devam ediyor. Cüneyt Özdemir ile sohbetimizde Londra, memleket, oğlu Mavi ve hayata dair çok şey konuştuk. 

Koşar adımlarla giriyorum cafeden içeri. Sözleşilen yerde zor da olsa tam zamanında yerimi alıyorum. Az sonra beklediğim kişi de kapıda beliriyor. Her zamanki gibi doğal ve samimi Cüneyt Özdemir. Yeni tanışıyoruz ama ben onu sanki çok yakından tanıyor gibiyim. Doğal tavrı, dost yaklaşımı sanıyorum böyle hissetmeme neden. Kahvemi yudumlarken bir yandan da soruyorum Cüneyt Özdemir’e…

Bu şehirde yaşamayı sevdiniz mi?  Zaman nasıl geçiyor işten arta kalan vakitlerde?

Aslında bu, Londra’ya bir süre yaşamak üzere ikinci gelişim. Daha önce öğrencilik yıllarımda altı aylık bir eğitim programı ile gelmiştim. Dünyaya ilk buradan açıldım diyebilirim. Sonra devamı geldi. O zamandan bu zamana kısa süreli ziyaretlerim oldu tabi. Londra’da yaşamın sevdiğim ve sevmediğim yönleri var. Yaşam standartları anlamında elbette gelişmiş bir şehir burası ancak İngilizleri biraz değişmiş buldum.  Yirmi yıl önce daha misafirperver ve hoşgörülülerdi. Şimdilerde yabancılara, daha mesafeli ve tedirgin yaklaşıyorlar. Bu tavır değişikliğinde, hızla artan göçmen sayısının ve şu an iktidarda muhafazakar bir partinin söz sahibi olmasının etkilerinin olduğunu düşünüyorum. Daha önceki gelişimde herkesin daha iç içe olduğu bir atmosferin içindeydim. Bu defa pek dost canlısı bulmadım insanları. 

Londra’da bolca yürüyorum. Sinemaları, özellikle de Türk filmlerini takip etmeye çalışıyorum. Tiyatro ve müzikallerle aram pek iyi değil. Bu şehrin restorantlarını çok seviyorum. Dünya mutfaklarının güzel lezzetlerini bulabiliyorsunuz Londra’da. 

Gazeteci olmak çocukluk hayalleriniz arasında mıydı?

Çocukken çok büyük bir hayalim yoktu. Bizim ailemizde en büyük hayal vicdan sahibi bir insan olmak ve kimsenin hakkını yememekti. Ben, bu yönde hala uğraşıyorum. Aslına bakarsanız mimar olmak istiyordum; matematiğim kötüydü. Diplomat olayım dedim orda da Türkçem yeterli gelmedi. Gazeteci oldum. İyiki de olmuşum benim hayatıma çok uygun bir meslek. 

1990'dan bu yana gazetecilik mesleğinin içindesiniz. Geçmişte 32. Gün programının Genel Yayın Yönetmenliği, Siyaset Meydanı program yönetmenliği ve son olarak halen devam ettiğiniz 5N1K programı gibi başarılı projelerin içinde yer aldınız.  Nedir başarının sırrı? Şansın ve çalışmanın başarılı olmada ne kadar etkisi var sizce?

Başarının sırrı çalışmak. Ben ömrüm boyu çalıştım hala da çalışıyorum. Rahmetli Mehmet Ali Birand ile biraraya geldiğimiz bir gecede kendisine söylediğim bir söz vardı. Birand, bize bir kariyer verdi. Ama bir yandan biz de montaj masalarında, seyahatlerde haber uğruna gecelerimizi, günlerimizi gençliğimizi verdik. Hala da aynı azimle çalışıyorum. Çok disiplinli bir hayat yaşıyorum. Ne yaparsanız emekle alın teriyle yapıyorsunuz. Çalışmanın yanı sıra elbette şansa da ihtiyacınız var. Ama karşınıza çıkan imkanları doğru değerlendirmek asıl önemli olan. Bazen önünüzde çok iyi bir imkan belirir ama değerini bilmezsiniz. Doğru bakmak, fırsatları iyi görebilmek gerekiyor. 

Rahmetli Mehmet Ali Birand sizin hayatınızda nasıl bir yere sahipti?

Çok önemli bir yere sahipti. Türk medyasında herkesin, birbirinin önünü kapadığı, korktuğu bir dönemde ve ortamda bize uluslarası anlamda gazetecilik standartlarını gösterdi, fırsat verdi en önemlisi de önümüzü açtı. Bu anlamda çok profesyonel bir çalışma arkadaşıydı, abimizdi. Hepimize yolda yürüyebilmemiz için imkan verdi. Bu meslekte en çok ihtiyaç duyulan şey de budur. Çok iyi bir gazeteci olabilirsiniz ama müdürünüz ya da editörünüz iyi değilse siz de kötü bir gazeteci olmaya mahkumsunuz demektir. Bu anlamda rahmetli Mehmet Ali Birand’ın kendi gazetecilik kariyeri hepimizin önünü açmaya yeterli oldu. 

Günümüzde gazetelerin ve gazeteciliğin kapsamı değişiyor mu?

Aslında gazeteciliğin özünde hiçbirşey değişmiyor.  İster televizyonda, ister yazılı basında ister dijital ortamda ya da sosyal medyada haber yapın sadece mecralar farklılık arz ediyor. Söylenilen şeyin gücü ya da doğruluğu, o sözü söyleyen kişinin tutumu her halukarda önemli. Ben bu nedenle televiyondaki programımda ağzımdan çıkan lafa ne kadar dikkat ediyorsam, sosyal medyada paylaştıklarıma da o denli itina gösteriyorum. Televiyonda söylediğim sözlerden ne kadar sorumluysam, diğer mecralardaki paylaşımlarımdan da o derece sorumlu hissediyorum kendimi.

Meslek hayatında yola yeni başlayan gençlere tavsiyeleriniz neler? 

Genç arkadaşlara yaşadıkları ülkeden başka yerler görmelerini, seyahat etmelerini tavsiye ediyorum. Bir konuya kafa yormalarını ve o konu hakkında uzmanlaşmalarını söylüyorum.  Neyle ilgili olduğu önemli değil. Kafayı bir şeye takın, o konu hakkında okuyun, biriktirin, derinleşin. Dil bilmek çok önemli. Anadillerinden başka diller mutlaka öğrensinler. 

Gazeteci Cüneyt Özdemir’in yanısıra şiir ve yazılar yazan duygusal, melankolik bir kimliğiniz de var. Birbirinden ayrı mı değerlendirmeliyiz yazım hayatınızdaki bu iki kimliğinizi? 

Ben çok ayırmıyorum birbirinden. Gazetecilikte bizden beklenen bir haberi mümkün olduğunca doğru bir şekilde yapıp insanlara ulaştırmak. Bu noktada kim olduğunuzun ve duygularınızın önemi yok. Mümkün olduğu kadar haberin önde yer alması gerekiyor ki yaptığınız işin gücü ortaya çıksın. Tabi bu gazeteci kimliğin arkasında bir insan var; doğrularını, yanlışlarını, hayata bakış açısını, duygu ve düşüncelerini zaman zaman paylaşmak isteyen bir insan. Farklı kimlikler olmasa da farklı zaman ve mecralarda paylaşılıyor düşünceler. Herkes böyledir aslen bana sorarsanız. Sadece duygularını yansıtmıyor olabilir ya da ifade etme şekli farklıdır. Ben çoğunlukla kendimi yazarak ifade ediyorum yoksa, her zaman duygusal, melankolik bir insanım diyemem. Değişen yaşam şartları sanırım kimi zaman  daha romantik ya da melankolik  kimi zaman da duygusallıktan uzak, mantıklı bir çerçeveden hayata bakmanıza neden olan.  Değişen ruh haliniz, kendinizi ifade etme şekliniz olan yazılarınıza da yansıyor. 

‘‘Bir hayat yetmez!’’ konulu bir yazınızı okumuştum. Başka bir hayat yaşama şansınız olsa nasıl bir yaşam kurgulardınız?

Öncelikle daha yaratıcı bir işte çalışırdım herhalde. Mimarlık, sinema yönetmenliği gibi. Ama şuna inanıyorum. Hangi işi yaparsınız yapın, o işi iyi yapmak çok önemli. İşini hakkıyla yapan bir taş ustasına, işini iyi yapmayan bir borsacıdan daha çok saygı duyuyorum. Ben hangi işte olursam olayım, o işi farklılaştırmaya çalışırdım ve yaptığım işe özen gösterirdim. Bu sadece iş yaşamımla sınırlı değil. Hergün kravat, ceket yüzde pudra, ekranda binlerce insanın izlediği bir program yapıyorsun. Tavrına ve söylediklerine dikkat etmen gerekiyor. Bunun yanında, özel hayatında da aynı itinayı göstermelisin. Herkes topluma örnek bir hayat yaşamanı bekliyor. Kafana göre hareket edemezsin. Yani işinizi iyi yapmanızın yanında özel yaşamınız da işinizle paralel doğrultuda gitmeli.  

Yine bir yazınızda evliliğin yaratıcılığı öldürüp öldürmediğini tartışıyorsunuz. Neleri değiştiriyor evlilik ve baba olmak. 

Problemsiz bir evliliğiniz varsa, hayatınız daha düzenli bir kalıba giriyor. İniş çıkışlar azalıyor. Artık böyle bir hayat mı yaşayacağım bundan sonra diye kendinize sorduğunuz oluyor bazen ama, yolunda giden bir evliliğiniz varsa daha huzurlu yaşadığınızı farkediyorsunuz ve geriye dönmek istemiyorsunuz. . Huzur insanın yaratıcılığını besler. Duyguları diri tutabilmek adına elbette karşılıklı emek vermek gerek. Baba olmak ise insanın fazlalarını alıp götürüyor. Adeta ruhunuzu törpülüyor. En çok sabrı öğreniyorsunuz. Ben normal şartlarda uykusuzluğa tahammülsüzümdür mesela. Oğlum Mavi doğduğundan beri, gece uyandığında üzerini örtmek, sütünü vermek için eşimle yarışır olduk. Herkese tavsiye ederim. İnsana başka bir bakış açısı kazandırıyor baba olmak.    

KELİMELERİN DİLİ OLSA 

Cüneyt ÖZDEMİR in sözlüğünden bazı kelimelerin anlamlarına baktık. Biz kelimeleri verdik o bize bu kelimelerin kendisi için ne ifade ettiğini yorumladı. Cüneyt Bey’in litaretüründe: 

DOST: Kötü gün ortağı 

DÜŞMAN: Geçici 

EVLAT: Etiniz, kemiğiniz, vücudunuzdan bir parça

AŞK: Kadın 

SEYAHAT: Özgürlük 

ESARET: Sevda 

HASRET: Vatan  demekmiş. 

 

5N1K SORULARI

En büyük korkunuz Ne?

İnsanın çocuğu olduğunda korkuları o doğrultada oluyor. Çocuğunuz büyüdükçe korkularınız da büyüyor. 

İnsan hayatta ne için mücadele etmeli?

Hayatı çok ciddye almaya da lüzum görmüyorum aslında. Daha kaliteli, daha vicdanlı, çevrene, beraber yaşadığın insanlara ilham verebilen, birşeyler katabilen bir hayat bence yaşanabilir bir hayat.

Son seyahatiniz nereyeydi?

Memleket Türkiye’ye 

En son ne zaman ağladınız?

Ben sık ağlayan biriyim. En son eşimle gittiğimiz Kelebeğin Rüyası filminde ağladım. 

Canınız sıkkın olduğunda nasıl kafa dağıtırsınız? 

Film izlemeyi seviyorum. Sinemaya giderim genelde.

Hayatta en çok esinlenip örnek aldığınız kişi kim?

Pek ünlü bir insan değildir ama tanıyanlar arasında ünü büyüktür. Ankara’da Bülent Çaplı adında bir hocam var. Hayatını, duruşunu hep örnek almışımdır. Gazeteci olarak Hasan Cemal, Mehmet Ali Birand artık duayenlerimiz gazetecilikte. 

Sohbetimiz bittiğinde resim çektirmek için dışarı çıktık. Birlikte bir fotoğraf çektirmek istedim. Yolda rica ettiğimiz bayanlar da şans eseri Türkiye‘den seyahat için gelen iki hanımdı. ‘Az önce arkadaşıma diyordum Cüneyt Özdemir Londra’daymış denk gelirmişiz bir de diye!‘  dedi içlerinden bir hanım, gülüştük. Cüneyt Bey’e hoş sohbet eşliğindeki kahve molası için çok teşekkür ederiz. Kendisine yeni hayatında başarılar ve mutluluklar dileriz. 

 

comments powered by Disqus