HAMAMA GİREN TERLER


Neslihan Sultan Pala

Neslihan Sultan PALA

Çok daha önemli ve ciddi bir konuyu kaleme almış olduğum halde, gerekli prosedürü bitirememiş olmamdan mütevellit ve biraz da gazeteden kovulma endişesiyle “ne yapayım, ne yazayım?” diye düşünürken aklıma bir anımı anlatmak geldi.

Bilmem ne kadar doğru olur ama ben bu anımı her anımsadığımda kahkahalarla güldüğümden ve bu günlerde en çok da gülmeye ihtiyaç duyduğumuzdan (kıyamet senaryoları, şehit haberleri, ekonomik çıkmaz, kara kış vesaire) hoşgörünüze sığınarak yazıyorum efendim.

Yıl 2011. Memleketimdeyim. Her sene ne yapar ne eder mutlaka yazın en sıcak günlerini Urfa’da geçiririz huyumuz kurusun. Kardeşimi oraya gelin verdiğimizden midir, rahmetli babaannemi ziyaret edesimizden midir bilinmez ama Temmuz-Ağustos oldu mu bizde bir sıla özlemi hasıl olur.

Yine öyle bir zamandaydık işte. Aşırı sıcak ve soğuktan nefret eden bendeniz ilk on gün sonunda söylenmeye başlarım. Zaten ilk yedi gün sonrasında mutlaka birkaç şişe serum yemeden de duramadığım beni tanıyanlarca bilinir. Deyim yerindeyse o kadar nazenin bir tipim ki, bulamaçta (muhallebide) dişim kırılır.

Eniştemin “aman yarın sokağa çıkmayın. Hava 55 dereceyi bulacakmış” demesi üzerine bana gelenler geldi. Evde kalmak mümkün değil, evdeki üç klima çalışınca motor içeriyi daha da ısıtıyor bir de klima benim direkt boğazlarımda şişkinlik yapıyor. O fırfır dönen cinsinin de adını unuttum onun da sesi beynimi yiyor. Yok yarın 55 derece ve ben evde asla olmamalıydım. “Havuza gidelim” diye tutturdum. Kardeşimle eniştem beyin fırtınasına başladılar. Büyük otellerin havuzlarına kadın ve çocukları almıyorlarmış. “Neden?” diyecek oldum. Kadın ve çocuklar havuzu çok kirletiyormuş. Eee dedim. Üniversite havuzuna da öğrenci değiliz gidemiyoruz. Eeee bir tek Karaköprü’deki havuz kaldı geriye dediler. Tamam olsun yeri mühim değil ben neredeyse bidona su doldurup içine dalacağım dedim.  Annem de “hani hamama gidecektik, yine kandırdınız beni” demez mi? Günümüz az kalmış İstanbul’a döneceğiz ve programda yarından sonra hamama asla yer yok. Düşündük taşındık, kendimizce parlak bir çözüm bulduk: “tamam sabah hamama gidelim, öğleden sonra da havuza.”

Ve çantalarımızı hazırlamaya başladık. Havlular, mayolar, hamam malzemeleri şunlar bunlar derken epey eğlenceli olacağa benziyordu.

Ertesi gün erkenden arabaya atladık kuzenimi de aldık hamamın yolunu tuttuk. Ancak havaların aşırı sıcak olması hasebiyle hamam kapalıymış. Güne iyi başladık yitirmezsek bulduk derken annem Serçe Hamamı’na gidelim dedi. Orası tarihi bir hamammış. “İyi mi, güzel mi, temiz mi?”  dememe kalmadan biz paşa paşa Serçe hamamının yolunu tutmuştuk bile. Hamam denince çocukluktan aklımda kalan bir ritüel vardır o da sade gazoz ve hamamda ekmek arası bir şeyler yemek. Ancak evden nevaleyi hazırlamadan çıktığımızdan ilk gördüğüm fırına dalıverdim. Allah gözümü doyursun ne bulduysam doldurdum poşete. Ve yaşasın artık hamamdaydık. Nefes darlığım olduğu için hamama nasıl dayanacağımı da bilemiyordum ama anne de kırılmazdı işte.

Hamama bir girdik ne görelim bir tane 55in üstünde teyze üzerinde neredeyse bindallıya benzer kadifeden kaftanlı köfülü bir kıyafet. “Nasıl yani ya?” diye baktım kardeşime. Hamamın soyunma kabinlerinin olduğu yerin ortasında tarihi bir çeşme vardı. Dışarısının aksine içerisi buz gibiydi ve bu serinlik beni adeta mest etmişti. Hemen hazırlandık bir an evvel yıkanalım çıkalım sonra da havuza gidelim diye.  Teyze biz giriyoruz dedim hamamcı kadına.

“Nereye giriyorsun kızım daha şeniğim (müşterilerim) gelmedi. Su yok. Saat 12 olsun millet gelsin açarım suyu” demez mi?

Şeniğin ne, su açmak da nesi diye soramadım zira teyzenin dominant hali bütün kelimeleri yutkunmama sebep oluyordu. “Sular mı kesik?” dedim tırsa tırsa.

“Kızım şenik gelmeden su açılır mı? Bekleyin hele 12’de açarım.”

Benle kardeşim söylene söylene hatta dışarıda kaynayan havaya inat bekleme salonunda titreye titreye 12yi bekliyorduk. Bizim söylenmemize daha fazla dayanamayan teyze, gelin hadi açayım suyu girin bir su dökünün dedi. Biz söylendikçe annem bizi dürtüyordu.

“Susun ayıptır, kadın haklı n’apsın. Adet böyle burada” biz bu kadar usül erkan bilmediğimiz için aklımız hala İstanbul mantığında şaşlım şaşlım gittik hamama. Normalde hamamın kapısını açınca sıcak buhar çarpar di mi insanın yüzüne. Yok aksine buz gibi bir serinlik. Tahta takunyaların sesi derin bir uğultu ve buz gibi bir hamam.

Hamamcı teyze birkaç kurnayı bize gösterdi, şuna şuna geçin açacağım. Yani istediğin kurnaya da geçemiyordun. Locaya falan geçelim bile diyemeden kuzu kuzu itaat ediyorduk. 20 dakika sonra sular kesildi yine. “Teyze sular gitti diyecek olduk.”

“Yeter kızım milleti bekleyin ben sizin için açtım geçin oturun bir su dökündünüz millet gelince de yıkanırsınız”

Annem de hala işin lüksünde, “kayme (natır-bayan tellak) yok mu?” diye soruyor. Yoktu tabi…

Neyse efendim biz bir su dökünmenin mutluluğuyla içimizden geçen bütün sevgi sözcüklerini de sıralayarak havuza gitmek üzere hamamdan ayrıldık ama bütün bu hayhengamede ben buz gibi gazozumu içtim. Sanırım bugüne ait tek keyif de gazozla sınırlıydı.

Olsun hamam fiyasko olabilirdi ama birazdan şezlong, havuz, buz gibi kola hayaliyle keyfimi hiç bozmadan arabaya bindik. Bekle beni Karaköprü. Yolda mırıldanıyorum “kara köprü narlıktır, güzellik bir varlıktır le  le “

Kardeşimin arabayı park ettiği yere bakınca bütün yüzüm düştü. Burası mı dedim evet abla dedi. Nasıl yani bir apartmanın giriş katı gibi bir yerdi burası. Ha anladım kapalı havuz tüh ya ben şezlong, şemsiye hayal ediyordum. Neyse geçtik içeri paraları yatırdık. Bu kapının ardında serin sular beni bekliyordu. Kapıyı koşarak açtımmmmmm.

O da ne dehşet bir çamaşır suyu kokusu. Klor demek hakaret bu resmen İzmir’lilerin klorak dediği çamaşır suyu kokusu. Bir oda düşünün tamamı havuz kapıyı açıyorsunuz ve havuz başlıyor her yer kapalı. Benim gibi nefes darlığı çeken biri için bu kadarı fazlaydı artık. Yok dedim hayatta ben buraya girmem. Hele ki hamamdan çıkmışım hiç kendimi bu çamaşır suyuna sokamam. Yatırdığım parayı dahi gözüm görmüyordu. Neyse ki kapıdaki adam ücretleri iade etti. Kardeşim özür diliyor açıklama yapıyor “ablamın nefesi gidiyor” falan diye.

“Yürü bacım yürü gözümüzün önü kuruyken evimize gidelim. Bu neydi Yarabbi?”  derken eniştem aradı. Akşama yemek yapmayın kebap ısmarladım rahat rahat keyfini çıkarın diye. Gazozdan sonra kebap sürprizi ile ruhuma olmasa da mideme bayram yaşatan bir günü tamamlıyordum. Üstelik Urfa’nın en sıcak gününde hamama giderek üşüyen tek insan olarak literatüre geçebilmeyi umuyordum. Kim demiş hamama giren terler diye?

Neslihan Sultan PALA

 

 

Bu makale 973 defa okundu.
comments powered by Disqus