Ana Sayfa | Ata Atun

41 Yıldır Büyüyemeyen Yavru 4

Ata ATUN


Ata Atun

Aksaçlı adam, yanındaki,  41 yıldır büyümeyen ve yan gelip yatmaktan başka hiçbir şey yapmamış olan yavru ile dolaşmaya devam ederlerken, kocaman bir trafik çemberinin yer aldığı bir kavşak noktasına gelmişler, yollar hakkında konuşuyorlardı. Daha doğrusu Aksaçlı adam konuşuyor, büyümeye hevesli yavru da dinliyordu.

 

Aksaçlı adam konuşup anlattıkça, doğduğundan beri içinde yaşadığı eve, evin bahçesine hiç bakmadığını, son 41 yılda hiçbir şey yapmadığını anlamaya ve fark etmeye başlamıştı yavru. 

 

Aksaçlı adam, daha kendisi doğmadan çok seneler evvelden başlayarak anasının binbir fedakarlıkla bugüne değin kendisi için yaptıklarını anlattıkça, etrafına daha iyi bakar olmuştu. Zaten aklına geldikçe de hafiften yüzü de kızarıyordu “acaba anama çatmakla haksızlık mı ediyorum” diye.

 

Aksaçlı adam, büyümek isteyen yavruya, önce doğu tarafına giden, sonra da batı tarafında giden her ikisi de çift şeritli olan yolları göstererek anlatmaya başladı. 

 

“Bölgenin en büyük limanı olan Mağusa’ya, Lefkoşa’dan giden yol tek şeritti” dedi. 

“Komşu çocukları buralardan kaçtıktan sonra Güzelyurt’un bütün narenciyesi bu yoldan Mağusa limanına taşınırken, limana gelen mallar da bu yoldan Lefkoşa’ya, Girne’ye ve Güzelyurt’a taşınırdı. Aklına ne gelirse, canlı hayvandan tut, her tür inşaat malzemesi, demir, çimento, tuğla, hayvan yemi, arpa, buğday, küspe ve benzeri tüm mallar hep bu yoldan taşınırdı kamyon veya tırlarla. Yol, tek şerit olduğu için çoğu zaman kamyonlar arka arkaya dizilir, karşıdan gelen olduğu için de hızlanıp kamyonları geçemezdik. Hep birlikte yavaş yavaş Lefkoşa’ya kadar giderdik arkalı önlü…” 

 

Durdu biraz ve aklından ne geçtiyse, “gene de şanslıydık” diye devam etti.  “Allah’a şükretmek gerekir, komşu çocuklar gitmeden evvel bu yolu 4 -5 saatte ancak giderdik. Akıllarına estiği her yerde Türk otobüslerini durdurur, saatlerce güneş altında hepimizi asfalt yolun üzerine diker, kıpırdamadan durmamızı emrederlerdi. Kıpırdayanı veya da sıcaktan bunalanı ya dipçikle döverler, ya da alıp götürürlerdi. Götürdüklerini de bir daha görmezdik oğlum” diyerek daldı gitti Aksaçlı. Kimbilir, böylesi yolculukların bir tanesinde, Rumların önce dipçikle canı çıkana kadar dövdükleri, sonra da alıp götürdükleri ve bir daha da göremediği hangi arkadaşı aklına gelmişti ki, gözleri nemlendi…

 

“Önce anamız, Lefkoşa’dan Ercan havaalanına giden yolu sonra da Mağusa’ya giden yolu yaptıydı” dedi. “Üstelik Ercan kavşağına bir de yonca yaptı, daha o günlerden bu günleri görerek. Çift şerit gidiş geliş yapılan yol yayla gibi oldu. Eskiden, hiç durmadan ancak bir saatte gidebildiğimiz yol şimdi otuzbeş dakikaya düştü…” 

 

Derin bir iç çekti ve “Anamız sağolsun, Ercan kavşağındaki yoncadan çıkan bir başka yolu da, Yeni İskele üzerinden Karpaz’a kadar yaparak, bahçemizin en doğu noktası ile en batı ucunu bir birine çift şeritli kaymak gibi yollarla bağladı” dedi.

 

“Anamız hiç durmadı ve aynı şekilde batıya doğru da, Lefkoşa ile Güzelyurt’u birbirine bağlayan çift şeritli yol yaptı. Karpaz burnundan, Güzelyurt’a gitmek hem zevkli oldu, hem de güvenli bir sürüş haline geldi” diyerek sözlerini tamamladı.   

 

41 yaşındaki yavru, gerçekte hiç bunları aklından geçirmemişti… Anasının bugüne değin yaptıkları o kadar çok tu ki, sıradan gelmişti onun için. 

 

Komşu çocuklar da, gittiklerinden beri hiç rahat durmuyorlardı bir türlü. İllaki şu veya bu nedenle, bir şekilde bahçelerine girmek istiyorlardı. Allah’tan anasının gönderdiği güçlü kuvvetli bekçiler vardı da bahçede, bir türlü cesaret edemiyordu komşu çocukları çitlerin üzerinden atlayıp bahçeye girmeye. 

 

Aniden aklına, bu güçlü bekçilerin ne yiyip içtikleri geldi. Kendisinin aldığı evdeki masada hiç görmemişti onları yemek yerken. Demek ki başka bir yerde yemek yiyip, yatıp kalkıyorlar diye geçirdi içinden. “Acaba kim ödüyor onların yeme içme masraflarını” sorusu takıldı aklına...