Ana Sayfa | DÜNYA

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu tam metni Türkçe

Avrupa Parlamentosu

Avrupa Parlamentosu AP Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Hollandalı Sosyal Demokrat Parlamenter Kati Piri tarafından kaleme alınan ve 2014 yılında Türkiye’deki gelişmelerin değerlendirildiği rapor 11 Mayıs tarihinde AP Dış İlişkiler Komisyonu’nda kabul edilmiş, 10 Haziran’da da AP Genel Kurulu’nda onaylanmıştır.

Avrupa Ajansı (AVA) Mehmet Gaygusuz/Londra-Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu yayınlanır yayınlanmaz Türkiye raporu geriye iade etti. Mayıs 2015’te gerçekleştirilmesi planlanan rapor oylaması önce Dış İlişkiler Komisyonu, ardından Genel Kurul’da çok sayıda değişiklik önerisi getirilmesi sonucu Haziran ayına ertelenmişti. Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Hollandalı Sosyal Demokrat Parlamenter Kati Piri tarafından kaleme alınan ve 2014 yılında Türkiye’deki gelişmelerin değerlendirildiği rapor, Avrupa Birliği Tusiad Temsilcisi Dr Bahadır Kaleağası tarafından Avrupa Gazetesi'ne gönderildi. İşte Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu tam metni:

 

 

Raporda ön plana çıkan konular şunlardır: AB, genişleme politikasına Avrupa’da barış, demokrasi, güvenlik ve refahın desteklenmesi için ana araç olarak bağlılığını sürdürmektedir. Her aday ülke kendi performans ve şartlarına göre değerlendirilecektir. Bu bağlamda AB Komisyonu’nun mevcut yetki süresince AB’ye yeni bir ülke katılımı öngörülmemektedir. Türkiye Kopenhag kriterlerinin tam olarak yerine getirilmesi, uygun ve etkili reformların gerçekleştirilmesi, iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesi ve AB ile kademeli uyum sağlanması yönünde taahhüt vermiştir. Bu unsurlar Türkiye’de kurumların güçlenmesi, demokratikleşme ve modernizasyon sürecinde daha fazla ilerleme kaydedilmesi için fırsat olarak değerlendirilmelidir.

Freedom House basın ve medya özgürlüğü sıralamasında Türkiye’nin özgür bir basına sahip olmadığı ve İnternet mecrasında özgürlüklerin yalnızca kısmi oranda geçerli olduğu tespit edilmektedir.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye’nin 2014 yılında gazetecilerin en çok tehdit ve fiziksel saldırı ile karşılaştığı ülkeler arasında olduğunu değerlendirmiştir.

 AB, Türkiye’deki reformların bir çıpası olmaya devam etmelidir.

 Aralık 2006 Avrupa Konseyi kararları uyarınca Kopenhag kriterlerinin tam olarak karşılanması ve AB’nin entegrasyon kapasitesi AB’ye üyeliğin esası olmaya devam etmektedir.

 Güçler ayrılığı, yolsuzlukla ve örgütlü suçlarla mücadele, toplanma ve barışçıl protesto özgürlüğü, ifade ve medya özgürlüğü, kadın hakları, din özgürlüğü, azınlık hakları, Romanlar ve lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks (LGBTİ) bireyler gibi korunmasız birey ve gruplara karşı ayrımcılıkla mücadele dâhil olmak üzere hukukun üstünlüğü ilkesi müzakere sürecinde merkezi öneme sahiptir.

 AB Komisyonu “2014 -2015 Genişleme Stratejisi Belgesi ve Temel Zorluklar” adlı belgede ekonomi ve enerji güvenliği alanında Türkiye’yi AB için stratejik bir ortak olarak tanımlamaktadır. Dış politika alanında Türkiye ile işbirliğinin kritik öneme sahip olduğu değerlendirilmektedir. Aynı belgede temel hakların korunması, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, toplanma özgürlüğü ve ifade özgürlüğüne yönelik endişeler ele alınmıştır.

 Türkiye AB ile Ortaklık Anlaşması’na Ek Protokol’den kaynaklanan yükümlülüğünü dokuz yıldır yerine getirmemektedir ve bu durum müzakere sürecini olumsuz yönde etkilemektedir.

 İstikrarın yaygınlaştırılması ve iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesi için Türkiye ikili sorunlarını çözme yönündeki çabalarını artırmalıdır. Yakın komşuları ile sürmekte olan ikili anlaşmazlıklarını, kara ve deniz sınırları ile hava sahası konularında çözüme kavuşturulmamış yasal yükümlülüklerini Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve uluslararası hukuka göre çözüme kavuşturmalıdır.

 Türkiye Heybeliada Ortodoks Ruhban Okulu'nun yeniden açılmasına onay vermemiştir.

 

 

AB – Türkiye ilişkilerinde son durum

 AB Komisyonu 2014 Türkiye İlerleme Raporu’nda Türkiye stratejik ortak olarak tanımlanmakta, dinamik ve güvenilir bir müzakere sürecinin AB – Türkiye ilişkilerinin potansiyelinin tam olarak hayata geçirilmesi için uygun bir çerçeve olduğu tespit edilmektedir. AP bu değerlendirmeye katılmaktadır.

 AB ile müzakereler çerçevesinde yürütülecek reform süreci Türkiye’de güçlü kurumlar ile sağlam ve çoğulcu bir demokratik sistemin geliştirilmesi için önemli bir fırsat oluşturmaktadır.

 AB Komisyonu geçmiş dönemde müzakerelerin yürütülme şekli, AB – Türkiye ilişkilerinin ve işbirliğinin nasıl güçlendirilebileceği ve yoğunlaştırılabileceği üzerine yeniden bir değerlendirme yapmalıdır.

 Coğrafi yakınlık, tarihi bağlar ve AB sınırları içerisinde yaşayan Türk topluluklar, güçlü ekonomik ilişkiler ve ortak stratejik çıkarlar göz önünde bulundurularak diyaloğa dayalı ve etkili işleyen ilişkiler, daha yakın işbirliği, müzakere süreci tüm tarafların yararınadır.

 Türkiye reform sürecini iç politika tercihlerinin merkezinde ele almalıdır.

 AB, evrensel değerler, yasama süreçleri ve yasal düzenlemelere ilişkin AB standartları aracılığıyla reform sürecini destekleyerek Türkiye’de demokratikleşme sürecinin ana çıpası olma işlevini yerine getirmelidir.

 Türk Hükümeti müzakere sürecini hızlandırmalı, demokratik değer ve ilkelere tam olarak bağlılık göstermelidir.

 Yeni AB Komisyonu’nun ortak ilgi ve çıkarlar temelinde Türkiye ile diyaloğun ve etkileşimin artırılmasına yönelik çabaları desteklenmektedir.

 Kasım 2013’de 22 numaralı bölgesel politikalar başlığı açılmıştır.

 Türk yakın tarihinde oluşturulan en kapsayıcı, temsil gücü en yüksek ve ülkenin çeşitliliğini en etkili şekilde sergileyen Parlamento’nun seçilmesi olumlu bir gelişmedir.

 Yüksek seçmen katılımı ve sivil toplum gönüllerinin seçim günü çalışmalara katılım oranları Türk demokrasisinin direncine ve vatandaşlarının demokrasiye bağlılığına işaret etmektedir.

 Tüm siyasi partiler Türkiye’de demokratikleşme sürecinin ve AB ile reform diyaloğunun yeniden canlandırılması hedefiyle istikrarlı ve kapsayıcı bir hükümet kurulması yönünde çalışmalıdır.

 AB – Türkiye işbirliğinin güçlendirilmesine yönelik uygun ortamın yaratılması için AB ve Türk vatandaşları arasındaki temasların artırılması önemlidir. Bu bağlamda Türkiye’nin AB ve Türkiye arasında görüşmeleri sürmekte olan Vize Serbestisi Diyaloğu kapsamında belirlenen Yol Haritasındaki yükümlülüklerini yerine getirerek somut ilerleme sağlaması gereklidir.

 Bu geçiş sürecinde AB, iş insanları için vize işlemlerini kolaylaştırmalıdır. Ek olarak öğrenci ve akademik değişim programları ve sivil toplumun AB’ye erişimine yönelik programlar aktif olarak desteklenmelidir.

 Türk vatandaşlarının AB’ye erişiminin iyileştirilmesi Türkiye’de reform sürecine ek destek sağlayacaktır.

 

 

 

ukukun üstünlüğü ve demokrasi

 Türkiye reform çalışmalarına devam etmiştir.

 Siyasi partiler ve seçim kampanyalarına ilişkin yasal düzenlemelerde Türkçe dışındaki dillerde siyasi kampanya yürütülmesine olanak sağlayan, siyasi partilerde eş başkanlık sistemini yasallaştıran ve siyasi partilerin yerel örgütlenmesini kolaylaştıran değişiklikler olumludur.

 % 10’luk seçim barajının toplumun tüm kesimlerinin siyasi katılımına olanak sağlayacak şekilde azaltılmasının önemi yeniden vurgulanmaktadır.

 Çoğulcu, kapsayıcı ve toleranslı bir toplumu destekleyen maddelere dayalı yeni bir Anayasa hazırlanması Türkiye’de reform sürecinin, temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin hayata geçirilmesinde temel oluşturacaktır.

 Anayasa Uzlaşma Komisyonu dağılmadan önce 60 değişiklik üzerinde anlaşmaya varmıştır. Bu çalışmalar olumludur.

 Anayasal reform süreci devam ettirilmelidir.

 Yeni Anayasa tüm siyasi kesimlerde ve toplum genelinde geniş kapsamlı uzlaşıya dayalı olmalıdır.

 Anayasal reform sürecine ilişkin Venedik Komisyonu ile yakın istişare yürütülmelidir.

 Tüm yeni yasal düzenlemelerin AB Bakanlığı’nın değerlendirmesine tabi tutulması kararı olumludur. Önümüzdeki dönemde AB müktesebatıyla uyumun gözetilmesi hedefiyle yeni yasal düzenlemeler ve yasaların uygulamasına ilişkin konularda AB Komisyonu ve Venedik Komisyonu ile yakın diyalog içerisinde olunmalıdır.

 Yasama süreçlerinde sivil toplum kuruluşlarıyla yeterli istişare yürütülmesi önem taşımaktadır. Bu sebeple yasa ve politika oluşum süreçlerinin yanı sıra uygulama aşamalarının bir parçası olarak etkili bir sivil toplum istişare mekanizması geliştirilmelidir.

 Türkiye’de dinamik bir sivil toplum bulunmaktadır.

 Toplanma ve ifade özgürlüklerinin güvence altına alınması, sivil toplum kuruluşlarının kısıtlama olmadan faaliyetlerini sürdürmelerine olanak tanınması ve finansmana erişimlerinin iyileştirilmesi için acil olarak tutarlı reform çalışmaları gerçekleştirilmelidir.

 Türk Hükümeti’nin ve tüm paydaşların, AB terör örgütleri listesinde bulunan PKK ile müzakereler temelinde Kürt toplumuyla sürdürülen barış sürecinin kapsamlı ve sürdürülebilir bir şekilde sonuçlandırılması ve Kürt toplumunun sosyoekonomik ve siyasi entegrasyonunun sağlanmasına yönelik tüm çabalar önemle desteklenmektedir.

 HDP tarafından PKK’nın silah bırakması ve demokratik siyasi yöntemlerin benimsenmesi için olağanüstü kongre düzenlemesi çağrısı önemle desteklenmektedir.

 Türk Hükümeti Kürt kökenli vatandaşların sosyal, kültürel ve siyasi haklarının korunması ve vatandaş olarak eşit muameleye tabi tutulmalarına yönelik çalışmalara öncelik vermeye devam etmelidir.

 Çözüm sürecine güçlü bir yasal zemin oluşturulması için TBMM tarafından 11 Haziran 2014’te kabul edilen yasal düzenleme memnuniyetle karşılanmaktadır.

 Kürt sorununun çözüme ulaştırılmasının Türkiye’de demokrasi, barış, istikrar ve insan haklarının korunmasına önemli oranda olumlu katkısı olacaktır.

 Tüm siyasi partiler çözüm sürecini desteklemeye davet edilmektedir.

 

 

 AB Komisyonu bu alanda gerekli teknik desteği sağlamaya ve Katılım Öncesi Yardım Aracı kapsamında mevcut kaynakları bu yönde kullanmaya davet edilmektedir.

 Müzakerelere açılan 22 numaralı bölgesel politikalar başlığı Güneydoğu bölgesinde etkili bir uyum programı oluşturulmasına katkı sağlayacaktır.

 Ilısu Barajı’nda hidroelektrik santrali çalışmalarının devam ettirilmesi yönündeki kararın başta Kürt nüfus ve kültürü olmak üzere olumsuz sosyal, çevresel ve siyasi etkileri olacaktır.

 Uluslararası Saydamlık Örgütü tarafından 3 Aralık 2014’te yayımlanan Yolsuzluk Algı Endeksi Türkiye’de 2014 yılında yolsuzluk algısının önemli oranda artış gösterdiğini sergilemektedir. Türkiye raporda 64. sırada bulunmaktadır.

 Türk Hükümeti ve TBMM’nin Aralık 2013’de ortaya atılan ve eski Hükümet yetkililerini de içeren yolsuzluk iddialarını ele alma şekli ve ciddi yolsuzluk iddiaları soruşturmalarının takibinin yapılmamış olması derin üzüntü ile karşılanmaktadır.

 Bu iddialara yönelik takip yürüten araştırmacı gazetecilere karşı açılan davalar endişe yaratmaktadır.

 Aralık 2013 iddiaları üzerine saydam ve bağımsız bir soruşturma yürütülmelidir.

 Halkın, kurumların demokratik işleyişine ilişkin güvenini zedelemenin yanı sıra ekonomik kalkınma ve yatırım ortamı üzerinde de önemli olumsuz etkileri olan yolsuzlukla mücadeleye yönelik daha uygun bir yasal çerçeve geliştirilmesi için siyasi irade gösterilmelidir.

 Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu üzerinde gerçekleştirilen son değişiklikler endişe yaratmaktadır. Değişiklikler sonrasında önemli sayıda hâkim ve savcının görev yerlerinin değiştirilmesi veya görevden alınmaları ve polis memurlarının gözaltına alınması, görev yerlerinin değiştirilmesi veya görevden alınmaları yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve etkinliği, güçler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ilkesine saygı konularında ciddi ve haklı endişelere yol açmıştır.

 Merkezi öneme sahip yasal düzenlemede ilgili paydaşlarla yeterli istişare yürütülmeden sıklıkla gerçekleştirilen değişiklikler endişe yaratmaktadır.

 Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. Maddesinin iptali olumlu bir gelişmedir.

 Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alan kapsamlı tanımlar kanunun ve hâkimler tarafından yorumlamaların kapsamını önemli oranda genişletmektedir.

 Türk Ceza Kanunu’nun 314. Maddesi sadece terör örgütlerine veya silahlı örgütlere üye olan veya bu örgütlerin faaliyetlerine destek sağlayan kişilerin yargılanmasını sağlayacak şekilde değiştirilmelidir.

 Tüm paydaşlarla gerekli istişare yürütülerek, AB standartlarıyla uyum içerisinde bir yargı reformu stratejisi belirlenmelidir.

 Yargılama öncesi azami gözaltı ve tutukluluk süresinin 5 yıla indirilmesi olumludur, ancak yeterli değildir.

 Bölgesel temyiz mahkemeleri kurulmalıdır ve mahkemelerin usule uygun işleyişi sağlanmalıdır.

 Tüm çocukların adalet sistemine adil ve etkin erişimi sağlanmalıdır.

 

 

 

 Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) yetkilerini önemli oranda artıran 6532 Sayılı Kanun ciddi endişe yaratmaktadır. Kanun medya özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve kamu yararına bilgiye erişimi kısıtlamakta, kurum yetkililerine fiilen yasal dokunulmazlık kazandırmakta ve MİT’in mahkeme kararı olmadan kişisel verilere erişimini sağlayarak gizlilik kurallarını ihlal etmektedir. Bu değişikliklerin uluslararası insan hakları hukuku ve iç yasaları ihlal ettiği değerlendirilmektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğü gibi temel haklar ve hukukun üstünlüğü ilkesinin korunmasını sağlayan bir dizi kararı Anayasal sistemin direncini göstermiştir.

 Anayasa Mahkemesi kararları Ergenekon ve Balyoz Davası gibi davalarda soruşturmaların ve davaların kötü yönetildiğini göstermiştir.

 Anayasa Mahkemesi’nin kişisel başvuruları kabul etmeye devam etmesi olumludur.

 “Makul şüphe” kavramı dâhil olmak üzere Türk Ceza Kanunu üzerinde yapılan değişiklikler endişe yaratmaktadır. Bu değişiklikler müzakere sürecinde varılan uzlaşının aksine AB Komisyonu ile istişare yürütülmeden gerçekleştirilmiştir.

 Yüksek düzeyde siyasi kutuplaşma endişe yaratmaktadır.

 Yeni Anayasa ve çözüm süreci gibi kritik öneme sahip uzun vadeli reform süreçlerinde diyalog temel unsurdur. Sivil toplum karar alma süreçlerine aktif olarak dâhil edilmelidir. Hükümet ve muhalefet partileri işbirliği yürütmeye ve uzlaşıya davet edilmektedir.

İnsan haklarına ve temel özgürlüklere saygı

 Mart 2014’te kabul edilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı yasal düzenleme çerçevesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı uyumlaştırılması yönünde önemli bir adımdır.

 Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliği yüksek siyasi ve yasal standartlara uyum taahhüdü içermektedir.

 Türkiye reform sürecinde Avrupa Konseyi ve Venedik Komisyonu ile yakın temas halinde olmalıdır.

 AB üyelik müzakerelerinde ilerleme hukukun üstünlüğü ve temel özgürlüklere saygı ile doğrudan ilişkilidir.

 

 

 Mayıs ve Haziran 2013 Gezi Parkı olaylarına ilişkin soruşturmalar, orantısız güç kullanımı ve polis memurlarının kötü muamelesine ilişkin suçlamalar hala beklemededir ve faillerin belirlenmesinde yeterli ilerleme kaydedilmemiştir.

 Ombudsmanın polis memurları tarafından güç kullanıldığına dair şikâyetleri takiben hazırladığı raporda güç kullanımının orantısızlığı tespit edilmiştir. Türk makamları barışçıl protestocuların ve olay yerinde tesadüfen bulunan şahısların uğradığı zararları telafi etmelidir.

 Kötü muameleye ilişkin hakkında suçlama bulunan devlet memurlarına yönelik bağımsız ve etkili soruşturmalar tamamlanmalıdır.

 Polis memurlarının yetkilerine ve güç kullanımına ilişkin uluslararası standartlarla uyum içerisinde net kurallar benimsenmelidir.

 Barışçıl toplantılara yönelik kısıtlamalar kaldırılmalıdır. Terörle Mücadele Kanunu’nu gibi yasal düzenlemeler vatandaşların barışçıl protesto hakkını kısıtlayacak şekilde kullanılmamalıdır.

 Hükümet kolluk kuvvetlerinin yetkilerine yönelik uygun, tarafsız ve saydam denetim gerçekleştirmelidir.

 Polis memurlarına yönelik suçlamaları incelemek üzere bağımsız bir mekanizma oluşturulmalıdır.

 Kolluk kuvvetlerinin yargı denetimine tabi olması ilkesine karşı maddeler içeren ve kapsamı aşırı oranda geniş olan “iç güvenlik paketi” endişe yaratmaktadır.

 Ulusal İnsan Hakları Kurumu’nun yeterli kaynaklara sahip, halka karşı hesap verebilirliği olan, çalışmalarında sivil toplum katılımına izin veren ve yeterli kaynaklara sahip bir kurum olarak işleyebilmesi için kuruma ilişkin kanun üzerinde gerekli değişiklikler yapılmalıdır.

 Ombudsmanın girişim hakkı, olay mahallinde kontroller gerçekleştirme kapasitesi ve kararlarının uygun şekilde takibinin gerçekleştirilmesi önemlidir.

 Roman toplulukların hakları üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarının sayısının artması olumludur. Bu kuruluşların ulusal ve yerel düzeyde işbirliği girişimlerine katılımlarının sağlanması için gerekli destek verilmelidir.

 Hükümet tarafından hâlihazırda yürütülen konut projelerine konunun sağlık ve eğitim gibi sosyal ve uzun vadeli boyutları dâhil edilerek desteklenmelidir. Roman toplulukların işgücü piyasalarına erişimini iyileştirebilecek genel ayrımcılıkla mücadeleye yönelik eylem planları olumludur.

 Türk Hükümeti medya özgürlüğü konusunu bir öncelik olarak ele almalı ve uluslararası standartlarla uyum içerisinde çoğulculuğa olanak tanıyan uygun bir yasal çerçeve oluşturulmalıdır.

 Türk Hükümeti tarafından sosyal medya ve web sitelerine erişimi yasaklamaya veya web sitelerinin mahkeme kararı olmadan kapatılmasına yönelik çalışmalar, Hükümetin ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlayıcı yaklaşımı, çoğunlukla yıldırma, işten çıkarılma veya gazetecilerin gözaltına alınması ve geniş kapsamlı oto sansür uygulaması ile sonuçlanan medya kuruluşları ve gazeteciler üzerinde oluşturulan baskı kınanmaktadır.

 İfade özgürlüğüne yönelik ihlaller Aralık 2013 yolsuzluk iddiaları sonrasında artmıştır.

 Medya sektöründe mülkiyet yapısının saydam olması için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

 AB Türkiye Delegasyonu gazeteci ve insan hakları savunucularına karşı yürütülen davaları yakından takip etmeye devam etmelidir.

 14 Aralık 2014’te gerçekleşen polis baskınları ve medya kuruluşları temsilcileri ile gazetecilerin gözaltına alınması kınanmaktadır.

 Özgür ve çoğulcu basının, bağımsız yargının ve davaların usule uygun yürütülmesinin demokrasilerin temelini oluşturduğu göz önünde bulundurularak tüm davalarda:

 Davalılara yönelik suçlamalar hakkında yeterli ve saydam bilgi sunulması,

 Davalıların suçlamaların temelini oluşturan delillere erişiminin ve savunma haklarının güvence altına alınması,

Davaların gecikmeden ve suçlamaların hakikatinin makul şüphenin ötesinde kanıtlanabilmesi için uygun şekilde yürütülmesi gerekmektedir.

 Türk makamları davaları gecikme olmadan incelemeli ve yargı süreçlerinin işletilmesi kararı halinde davalar uluslararası hukuki usullere uygun şekilde yürütülmelidir.

 Türk Hükümeti’nin son dönemde basın özgürlüğü ve fikir çoğulculuğuna karşı eylemleri AB’nin benimsediği temel haklarla uyum teşkil etmemekte, dolayısıyla müzakere süreci ile çelişmektedir.

 Türkiye’de AB ile uyum içerisinde yargı ve temel haklar, adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarında reform çalışmaları acilen uygulanmalıdır.

 

 

 23 numaralı yargı ve temel haklar ve 24 numaralı adalet, özgürlük ve güvenlik konulu müzakere başlıklarının açılış kriterleri Türkiye’ye iletilmelidir.

 AB Konseyi Türkiye’nin açılış kriterlerini yerine getirmesi halinde vakit kaybetmeden bu müzakere başlıklarını açmaya davet edilmektedir.

 AB Komisyonu Türkiye ile bu alanlarda diyalog ve işbirliği içerisinde olmalıdır.

 Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girmiştir. Türkiye’de kadınlara karşı şiddet vakalarının yüksek sayıda olması, ulusal yasaların şiddet vakalarının önlenmesinde yetersiz kalması endişe vericidir.

 Türk Hükümeti toplumsal cinsiyet eşitliğini siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer yaşam alanlarında güvence altına almaya yönelik girişimlerde bulunmalıdır.

 Kadınların ekonomik faaliyetlere katılımının kolaylaştırılması ve kadın girişimcilerin karşılaştıkları güçlüklerin ortadan kaldırılması için Türk Hükümeti iş dünyası ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içine girmelidir.

 Bazı bürokratların ve Hükümet temsilcilerinin kadının toplumdaki rolü ile ilgili yaptıkları açıklamalar endişe vericidir.

 Türk Hükümeti kadınların istihdama katılımına ilişkin yüksek bir hedef belirlemelidir.

 Düşünce, vicdan ve inanç özgürlükleri alanında reform sürecinin devam etmesi önem taşımaktadır. Dini topluluklara yasal kimlik verilmeli, eğitim, atama, yasal ikametgâh gibi alanlarda mevcut kısıtlamalar kaldırılmalıdır. Alevilerle diyalog kurulmalıdır. Cem Evlerinin ibadethane olarak tanınması, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması, “Ekümenlik” unvanının resmi olarak kullanılabilmesi, Mor Gabriel Manastırı’na ait mülkün iadesi ile ilgili yasal engeller ortadan kaldırılmalıdır.

 Laik ya da dini görüşlere dayanan farklı yaşam biçimlerine saygı gösterilmeli ve din ve devlet işleri birbirinden ayrı tutulmalıdır.

 İlgili yasanın iki yıl önce iptal edilmesi nedeniyle gayri müslim vakıfların yönetim kurullarını seçmeleri imkânsız hale gelmiştir.

 Askerlik görevini yapmak istemeyen kişilerin “vicdani ret” hakkı yasal olarak tanınmalıdır.

 LGBTI bireylerin hakları korunmalıdır. Ayrımcılık, nefret söylemleri, ırkçılık, anti-semitizmle mücadele için ayrı bir makam kurulmalıdır. Her tür ayrımcılığın önlenmesi için kapsamlı bir yasa kabul edilmelidir.

 LGBTI bireylere yönelik saldırılar ve nefret suçları cezasız kalmakta ya da ceza indirimi uygulanmaktadır. Türkiye LGBTI bireylerin haklarını korumak için büyük çaba göstermelidir.

 TSK “homoseksüel” ve “transseksüelliği” bir “hastalık” olarak sınıflandırmaktan vazgeçmelidir.

 Soma ve Ermenek’teki maden kazalarında kaybedilen hayatlar büyük üzüntüye sebep olmuştur. Türkiye’nin madenlerde güvenlik ve sağlık hakkında Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmesi’ni imzalaması olumlu bir gelişmedir; sözleşme hızlı bir şekilde uygulamaya konulmalıdır.

 Bütün sektörlerde mesleki sağlık ve güvenlik ile ilgili konular ele alınmalıdır. Türk makamları işyerinde ölümcül kazalarla ilgili süreçleri daha saydam bir tutumla ele almalıdır.

 Sendikal özgürlükler, sosyal diyalog ve sosyal ortakların katılımı çoğulcu toplumun gelişmesi ve sosyal politikalarda ilerleme sağlanması için gereklidir.

 Örgütlenme hakkı, toplu sözleşme, kamu ve özel sektör çalışanlarının grev hakkı AB müktesebatı ve uluslararası standartlarla uyumlaştırılmalıdır.

 Yarı zamanlı (part time) çalışanların çalışma koşulları hakkında yasal düzenleme yapılmalıdır.

 Türk hükümeti Akkuyu nükleer santrali inşa planını durdurmalıdır. Santralin yapılması öngörülen bölgenin deprem bölgesi olması nedeniyle buraya nükleer santral inşa edilmesi hem Türkiye hem de Ege bölgesi için tehdit içermektedir.

 Türkiye, sınır ötesi bölgede çevreye olumsuz etkisi olması muhtemel önemli projelerin hazırlık aşamasındayken taraflar arasında paylaşıldığı Espoo Sözleşmesi’ne katılmalıdır. Türk Hükümeti Yunanistan ve G.Kıbrıs gibi Türkiye’ye komşu bölgedeki ülkeleri Akkuyu santrali ile ilgili gelişmelere dâhil etmelidir.

 

 

Ortak çıkarlar ve karşılaşılan ortak güçlükler

 AB ve Türkiye arasındaki Gümrük Birliği, başlangıcından bu yana aradaki ticaret tutarının dört kat artmasını sağlamıştır. Bununla birlikte Gümrük Birliği’nin olumlu etkilerinin artması kurallar ve yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlıdır. Bu noktada Türkiye ile ticaret yapan Avrupalı şirketler açısından giderek büyüyen sorunlar endişe vericidir. Dünya Bankası’nın Gümrük Birliği hakkındaki raporunda belirtilen noktalar desteklenmektedir.

 AB Türkiye arasındaki siyasi diyalog, üçüncü ülkelerle ticaret ilişkilerinin de görüşüldüğü yüksek düzeyde ekonomi diyaloğu ile tamamlanmalıdır. Böyle bir yapının kurulması Türkiye’nin kamu alımları, rekabet, istihdam ve sosyal politikalar alanlarında müktesebata uyumunu da kolaylaştıracaktır.

 AP’nin de desteklediği 1 Ekim 2014’te yürürlüğe giren Geri Kabul Anlaşması sonrasında AB Komisyonu Türkiye’nin vize serbestisi yol haritasıyla ilgili gereklilikleri yerine getirme sürecini izlemelidir.

 Türkiye yasadışı göç hareketlerinde geçiş ülkesi konumundadır. Türkiye, AB ülkelerine yönelik yasadışı göç ile mücadele için sınır yönetimini güçlendirmeli ve kendisine komşu AB ülkeleriyle işbirliğini geliştirmelidir.

 Türkiye AB’nin enerji güvenliği ile ilgili stratejik önem taşımaktadır ve yenilenebilir enerji alanında geniş bir potansiyele sahiptir.

 Türkiye ve Rusya arasında enerji alanındaki yakın işbirliği endişe sebebidir. AB Türkiye ile enerji alanında müzakereleri hızlandırmalıdır.

 Türkiye ile dış politika alanında diyalog güçlendirilmelidir. Türkiye, toprakları üzerinden DEAŞ ve diğer radikal terör gruplarına yabancı savaşçıların katılımını, para ve ekipman ulaştırılmasını engellemek için gerekli önlemleri almalıdır.

 Dışişleri Bakanı, gündem gerektirdiğinde AB Dışişleri Konseyi toplantılarına davet edilmelidir. Dış politika, güvenlik ve savunma politikaları alanlarında işbirliği ve eşgüdüm için bir diyalog çerçevesi geliştirilmelidir.

 TBMM’nin Yunanistan’a yönelik olarak ‘casus belli’ kararını geri çekmemiş olması üzüntü vericidir.

 Irak ve Suriye’deki kriz ortamından kaçan 1,6 milyon mülteciye sınırların açılması takdir edilmektedir. AB, Türkiye’deki Suriyeli ve Iraklı mültecilere yönelik mali yardım aktarmalıdır. Mülteci kampları azami kapasitelerine ulaşmış durumdadır. AB, mülteciler için sağlık, eğitim ve istidama erişim alanlarında Türk Hükümeti’ne uzun dönemli yardım programı desteği vermelidir. Yardımlar ayrıca mülteci dalgalarına maruz kalan yörelerdeki yerel halkı da kapsamalıdır.

 AB ülkeleri de sorumluluğu paylaşmak amacıyla en zayıf durumdaki mültecilere geçici barınma yerleri sağlamalıdır.

 Türkiye, ortaklarının da sağlayacağı mali desteği kullanarak, sayıları giderek artmakta olan Suriyeli çocukların eğitime erişimini sağlamalıdır.

 

 

Komşularla iyi ilişkilerin geliştirilmesi

 Türk Hükümeti Yunanistan hava sahası ve kıta sahanlığına yönelik ihlallerini sona erdirmeli, Türk askeri uçaklarının Yunan adaları üzerinden uçuşuna son vermelidir.

 Türk Hükümeti, AB’nin 28 ülkesi tarafından da kabul edilmiş olan Birleşmiş Milletler Deniz Sözleşmesi’ni (UNCLOS) gecikmeden imzalamalı ve yürürlüğe koymalıdır.

 Türkiye AB ülkelerinin AB müktesebatı ve uluslararası hukuka uygun olarak, doğal kaynakların çıkarılması ve kullanılması da dâhil olmak üzere egemenlik haklarına saygı göstermelidir. G. Kıbrıs’ın

münhasır ekonomik bölgesi ile ilgili ikili anlaşmalara girme hakkı bulunmaktadır. Türkiye iyi komşuluk ilişkilerine zarar verecek eylemlerden kaçınmalıdır.

 Türkiye’nin Ek Protokolü uygulamaya koymaktan kaçınmaya devam etmesi üyelik müzakerelerini etkileyecektir.

 Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi Espen Barth Eide’nin iki toplum liderlerine müzakerelere devam etmeleri yönündeki çağrısı olumlu bir gelişmedir. Türkiye ve ilgili tüm taraflar Ada’da birleşme için müzakereleri desteklemelidir. Türkiye Ada'daki askerlerini geri çekmeli, Maraş'ı BM'ye devretmelidir. G. Kıbrıs yönetimi Maraş Limanını AB gümrük yetkililerinin gözetiminde açmalı ve Kıbrıslı Türklerin AB ile yasal ticaretine izin vermelidir.

 Türk Hükümeti Kıbrıs vatandaşlarının insan haklarını ihlal etmekten, mülkiyet, inanç ve G. Kıbrıs Anayasası ile AB müktesebatından kaynaklanan haklarından yararlanabilmelerinin önüne geçmekten vazgeçmelidir.

 Türkiye Ada’ya daha fazla Türk vatandaşının göç ederek yerleşmesinin önüne geçmelidir.

 Türkiye “Kayıp Şahıslar Komitesi’nin ilgili arşivlere ve K. Kıbrıs’taki askeri bölgelere erişimine izin vermelidir.

 Türkiye ve Ermenistan diplomatik ilişkilerin geliştirilmesini hedefleyen protokolün önkoşulsuz olarak onaylanması ve sınırların açılması ile ilişkilerde normalleşme sürecine devam etmelidir.


İsviçre 2 yılda alacağı sığınmacı sayısını açıkladı

İsviçre hükümeti tarafından alınan karara göre 2 yıl içinde ülkeye 2 bin sığınmacı kabul edilecek

Rusya Donald Trumpa başkanlık seçimlerinde yardım mı etti

ABD'nin yeni başkanı seçilen Donald Trump'ın seçimi kazanmasında Rusya'nın etkisi olduğu şüpheleniyor

Obama talimat verdi başkanlık seçimlerindeki o şüphe araştırılacak

ABD Başkanı Barack Obama’nın 2016 başkanlık seçimlerine yönelik siber saldırı ve dış müdahale iddialarının araştırılması için talimat verdiği bildirildi