Ana Sayfa | DÜNYA

Çözüm Sürecinde Kıbrıs'ta Mülkiyet Meselesi kapsamlı raporu

kibris

İngiltere’de faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarımızdan Ambargolular Grubu ve Vroişa, Yağmuralan Derneği’nin ortak çalışması ile, 24 Ocak 2016 Pazar günü saat 14:00 - 18:00 arasında, Kıbrıs Türk Toplum Merkezi binasında, 628-630 Green Lanes, Harringay, N8 0SD adresinde, tüm Kıbrıslıları yakından ilgilendiren ve en çok tartışma konusu olan mülkiyetle ilgili düzenlenen seminerin kapsamlı raporu açıklandı.

Avrupa Ajansı (AVA) Londra- Kıbrıs’taki mülkiyet sorunlarıyla ilgili, Londra’da düzenlenen seminerin temel amacı, konuyu Birleşik Krallık’ta yaşayan Kıbrıs Türk toplumunun gündemine taşıyarak, bilgi paylaşımı yapmak ve toplantıdan çıkacak görüşleri kamuoyu ve ilgili kurumlarla paylaşmaktır.  Mülkiyet meselesi, yarım asırdan uzun Kıbrıs sorununun en karmaşık boyutunu oluşturan ve en çok tartışılan konusu olup, Kıbrıs siyasetinde önemli bir rol oynamakta ve çözüm sürecinin temelini oluşturmaktadır.

 Kıbrıslıları sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ve insan hakları alanlarında çok farklı olarak etkileyen mülkiyet sorunu, uzun yıllar harcanan tüm çabalara ve toplumlararası görüşmelere rağmen hala sonuçsuz kalmıştır.

 Bu rapor, Kıbrıs’ta yarım asırdan uzun bir zaman devam eden derin siyasi sorunun sonucu olarak ortaya çıkan mülkiyet meselesinin daha iyi anlaşılabilmesi için, 1964 yılından bu yana mülkiyet ihlallerinden etkilenen ve insan hakları konusunda hem ulusal hem de uluslararası alanda verdikleri hukuk mücadelesine ve her türlü çabalara rağmen hala adalet bulamayan, küçük bir göçmen toplumun deneyimlerinden de yararlanarak ve iki ayrı toplumun insan hakları ihlallerinden de somut örnekler verilerek, bağımsız ve objektif olarak hazırlanmıştır.

 Bu raporun diğer bir amacı, Kıbrıs’ta adil ve nihai bir çözümün gerçekleşmesi için öngörülen mülkiyet sorununun çözüm şekli konusundaki endişeleri de gündeme taşıyarak, doğabilecek muhtemel sorunlara karşı, alternatif bir çözüm şekli sunmaktır.

 

 

Mülkiyet sorununun tarihçesi:

 Kıbrıs’taki mülkiyet sorunları, İngiliz İdaresi döneminde, Evkaf mallarının hem kurallarla, hem de yasa dışı uygulamalarla istismar edilmesiyle başlayarak, 1957-58 yıllarında başgösteren EOKA saldırılarıyla gelişmiş ve toplumlararası çatışmaların başladığı 21 Aralık 1963 tarihinden sonra hız kazanmıştı.

 Toplumlararası çatışmaların başlamasıyla etkilenen onbinlerce Kıbrıslı Türk, can güvenliği için tüm taşınmazlarını, yani evlerini, mallarını, köy ve kasabalarını terkederek daha güvenli bölgelere göç etmek zorunda kalmıştı.

 Terkedilen ve çok büyük zarar gören köylerimiz arasında, 250 nüfuslu Yağmuralan (Vroişa) köyü de vardı. Yağmuralan köyü, 15 Mart 1964 tarihinde tümüyle boşaltılarak terkedilmişti.

 Rumların mülkiyet sorunları 15 Temmuz 1974 tarihinde, Yunanistan’daki askeri cunta tarafından desteklenen Nikos Sampson öncülüğünde, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios yönetimine karşı yapılan ve Kıbrıs adasının Yunanistan’la birleştirilmesini amaçlayan askeri darbeden sonra, Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan haklarını kullanarak, 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs’a askeri müdahalede bulunmasıyle başlamıştı.

 Müdahalenin sonucu olarak, kuzeyde yaşayan Kıbrıslı Rumların ezici çoğunluğu kuzeydeki mallarını terkederek güneye ve güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin ezici çoğunluğu da, güneydeki mallarını terkederek kuzeye, bir bölümü de yurt dışına ve özellikle İngiltere’ye göç etmişti.

 1974 olaylarının bir sonucu olarak, toplam olarak 210,000 Kıbrıslı Türk ve Rum göçmen olmuştu

 

. 2

KIBRIS’TA 1974 ÖNCESİ ÖZEL MÜLKÜN TOPLUMLARA GÖRE DAĞILIMINI GÖSTEREN TABLO:

PRIO (International Peace Research Institute – Oslo) Raporu 3/2006-T

‘’Kıbrıs’ta Mülkiyet ve Siyaset’’ başlıklı rapor - DR Ayla Gürel & DR Kudret Özersay

        TOPLAM (DÖNÜM)

 Kıbrıslı Rumlar: (Kilise mülkleri dahil) (DÖNÜM)

   %

 Kıbrıslı Türkler: (VAKIF Mülkleri dahil) (DÖNÜM)

    %

 Diğer Toplumlar: (Ermeniler, Maronitler vb) (DÖNÜM)

    %

   Kıbrıs Rum Yönetimi verilerine göre:

     5,067,572

 4,123,711

   81.4

 852,455

    16.8

 91,406

    1.8

   Kıbrıs Türk Harita Dairesi verilerine göre:

     5,067,572

 3,624,754

   71.5

 1,352,792

    26.7

 90,026

    1.8

   ARADAKİ FARK:

       0

    498,957

    9.9

   500,337

     9.9

   1,380

     0

   Toplumlara göre aradaki ortalama toprak alanı farkı: Yarım Milyon Dönüm!

Terkedilen Topraklar (Kıbrıs Rum Yönetimi verilerine göre):

Rumların uğradığı kayıpların, toprak düzenlemesi, takas ve tazminatla karşılanması öngörülmektedir.

Annan Planı:

 Annan Planı, Birleşmiş Milletler’in bir önerisi olup, Kıbrıs sorununun çözülmesini amaçlamaktaydı. Genel Sekreter Kofi Annan tarafından ileri sürülen öneride, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yeniden yapılandırılarak, iki ayrı devletten oluşacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması amaçlanmıştı.

 Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözüm için, 24 Nisan 2004 tarihinde, Birleşmiş Milletlerin (BM) öncülüğünde yapılan Annan Planı Referandumu, Kıbrıslı Türklerin % 65 EVET oylarına karşı, Kıbrıslı Rumların % 75 HAYIR oylarıyla reddedilmişti.

 Referandumun sonucu olarak, BM tarafından tanınan ve Kıbrıslı Rumların idaresinde olan “Kıbrıs Cumhuriyeti” Avrupa Birliği’nin (AB) tam üyesi olurken, Kıbrıslı Türklerin idaresinde olan ve sadece Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınan “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” (KKTC) de AB üyeliği dışında kalarak, uluslararası toplum tarafından uygulanan, Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki ambargolarla izolasyonlar, etkisini sürdürmeğe devam etmiştir.

 Annan Planı’nın başarısızlıkla sonuçlanmasından bu yana, verilen tüm sözlere rağmen, başta BM ve AB olmak üzere, uluslararası toplum tarafından, Kıbrıslı Türklere karşı empoze edilen ambargolarla izolasyonlar konusunda herhangi bir ilerleme kaydedilmemiştir.

   Türklere ait güneyde kalan toprak alanı

(DÖNÜM)

  Rumlara ait kuzeyde kalan toprak alanı

(DÖNÜM)

    Aradaki fark (Rumların toprak kayıbı)

(DÖNÜM)

   450,000

   1,550,000

    1,100,000

3

 2004 Annan Planına göre, Kıbrıslı Türkler tarafından kullanılan toprakların üçte biri terkedilecek ve 60 binden fazlası yeniden göçmen olacaktı.

Uluslararası hukuk ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM):

Hem Türkiye hem de Kıbrıs’ın üyesi olduğu, Avrupa Konseyi’nin en önemli kurumlarından biri olan AİHM’de alınan kararlar bağlayıcıdır.

1974 olaylarından sonra, siyasi mücadele ile sonuç elde edemeyeceğini anlayan Kıbrıslı Rumlar, 1989 yılından sonra, kuzeydeki malları için uluslararası hukuka başvurarak, AİHM’de Türkiye’ye karşı hukuk mücadelesi başlattılar. Önce Titina Loizidou davası 1989’da, 10 yıl sonra Xenides Arestis davası 1999’da, daha sonra, o davaları takip eden yaklaşık 1,500 kadar, Türkiye’ye karşı açılan davalar, hem Türkiye Cumhuriyeti, hem de Kıbrıslı Türkler için çok vahim sonuçlar doğurmuştu.

 

 

 

Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) ve ORAMS Davası:

  ‘’Apostolides v. Orams’’ davasında mal sahibi bir Kıbrıslı Rum, Türkiye’ye karşı değil, malı kullanan kişilere karşı dava açmıştı.

 ABAD, 28 Nisan 2009 tarihli Orams davasında, davacı olan Kıbrıslı Rum göçmen Meledios Apostolides’in Lapta’da bulunan, İngiliz uyruklu David ve Linda Orams adına kayıtlı olan taşınmazını talep edebileceğine karar vermişti.

 ABAD, GKRY’nin Kuzey Kıbrıs sınırları dahilinde etkili kontrolü elinde bulundurmamasına rağmen, Rum mahkemelerinde alınan kararların, AB kanunları çerçevesinde, diğer AB ülkelerinde de geçerli olduğuna hükmetmişti.

Orams davası KKTC’deki mülkiyet rejimini olumsuz yönde etkilemiş ve inşaat sektöründeki yatırımların durmasına neden olmuştu.

Kıbrıslı Rumlar ORAMS Davasında KKTC sınırları dahilinde, Rum malını kullanan bir AB vatandaşına karşı, AB kuralları çerçevesinde, hukuk süreci başlatabileceklerini kanıtlamış oldular!

Davaların nedenleri:

Uluslararası hukukla çelişen yasalarımız ve uygulamalarımızdır. Yani, KKTC’nin:

a) İskân, Topraklandırma ve Eşdeğer Mal Yasası’dır!

b) Eşdeğer Mal ve Puan Sistemi politikasının sonucudur!

Uluslararası hukuka ve zamanın ileri gelen hukukçularımızın tüm uyarılarına rağmen, Rum mallarının bilinçli olarak istismar edilmesidir:

1. Rum malları için tapu (koçan) dağıtılmasıdır!

2. Rum mallarının tapusuyle birlikte yerlilerle yabancılara satılmasıdır!

 Tapu vermek yerine, çok cüzi miktarda kira parası karşılığında, güneyden gelen göçmenlerimize, Rum malları tahsis edilerek, sadece ‘’kullanım hakkı’’ tanınmalıydı!

 Rumlara ait olan kamu binaları, tarım alanları, sanayi tesisleri, işyerleri, atölyeler, oteller ve fabrikalar da devlet yararına, bireylere ve özel sektöre kiralanmalıydı!

 Böylelikle, bu malların istismar edilmesi önlenmiş olacaktı!

Açılan davalarda, geçmişte yapılan hataların bedeli maalesef çok ağır ödenmiştir!

İnsan hakları konusunda, uluslararası hukuk gözardı edilemez, eninde sonunda mutlaka karşımıza çıkar!

 

 

 

 Mülkiyet hakkı değiştirilemez!

21 Ocak 2009 tarihli KIBRIS Gazetesi, 35 (42) yıl önce Rum mülkleriyle ilgili olarak dönemin Başsavcısı ve Yüksek Mahkeme Başkanı tarafından, Kıbrıs Türk Yönetimi'ne verilen raporu açıkladı:

İkinci Barış Harekâtından hemen sonra, 12 Eylül 1974 tarihinde, dönemin Başsavcısı Oktay Feridun ve Yüksek Mahkeme Başkanı Necati Münir Ertegün tarafından Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi Başkanı Rauf Denktaş'a gönderilen tarihi raporda, Rumların terk ettiği mülklerin kullanımıyla ilgili ciddi uyarılar yapılmıştı. Raporda, Rum mülklerine tapu verilemeyeceği belirtilirken, ‘’Mülkiyetin hukuki rejimi değiştirilemez. Bunlar müsadere edilip başkasına satıldığı takdirde, bu satış, alıcı lehine bir hak yaratmaz" deniliyor.

Tüm hukuki uyarılara rağmen, Rum malları için önce tapu dağıtılmış ve daha sonra birçok mallar satışa sunularak, hukuki konumu istismar edilmiştir. Uluslararası hukukla çelişen bu tür uygulamaların sonucu olarak, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Kıbrıs Türk toplumu uluslararası hukukla karşı karşıya gelmiştir!

Loizidou ve Arestis davalarının etkileri:

 Loizidou’nun Girne’deki taşınmazları için, Türkiye’ye karşı açtığı davada AİHM, davacının mülkiyet haklarının ihlal edildiğine hükmederek, davayı Loizidou lehine vermiş ve bu dava, Türkiye’ye karşı, AİHM’de açılan diğer davalar için de emsal teşkil etmişti.

 Maraş bölgesinde malı bulunan Rum bayan Xenides Arestis davasının da AİHM’de davacı lehine sonuçlanmasıyle, Kıbrıs’taki mülkiyet rejimi temelden etkilenmişti.

 AİHM, Rum davalarında yapmış olduğu tespitlerde, Türkiye’nin kuzeyde etkili kontrolü elinde bulundurduğu için, kuzeydeki mülkiyet haklarının ihlalleri konusunda sorumlu devlet olarak, davalı statüsüne girdiğini ancak kuzeyde Rumlar için etkin bir iç-hukuk yolu oluşturmasının, yani bir iç-hukuk mekanizmasının kurulmasına olanak sağlamasının, KKTC’nin, uluslararası toplum tarafından meşrulaştırılması anlamına gelmeyeceğini açıklamıştı.

 Bu karara rağmen AİHM, KKTC Anayasası’nın 159. Maddesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun olarak teşkil edilmediğini; bu maddede yer alan düzenlemelerin yetersiz olduğunu ve 2003 yılında kurulan Mal Tazmin Komisyonu’nun (MTK) etkili bir iç-hukuk mekanizması olmadığını saptamıştı.

 AİHM, Arestis kararında, MTK’nın etkili bir iç-hukuk mekanizmasına dönüştürülmesi için bazı değişikliklerin yapılması gerektiğini belirterek, 2005 yılında, Sn Mehmet Ali Talat’ın Cumhurbaşkanı olmasının ardından, mahkemenin kabul edebileceği bir komisyon üzerinde çalışmasına yol açmış ve ayni yılda, KKTC Cumhuriyet Meclisinde, AİHS’ne uygun, 67/2005 sayılı Yasa yürürlüğe konarak, Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK) kurulmuştu.

 2005 yılında yapılan iç-hukuk düzenlemesiyle, KKTC’nin 159. Maddesi değiştirilerek, Rumların kuzeyde kalan malları için etkin bir iç-hukuk yolu oluşturuldu ve TMK, 2006 yılında bir iç-hukuk mekanizması olarak çalışmalara başladı.

 

 

 

‘’Demopoulos ve Diğerleri’’ davası:

AİHM, “Demopoulos kararında, Annan Planı’na ayrıntılı biçimde atıfta bulunarak ve 24 Nisan 2004 tarihli referandum sonuçlarını da değerlendirerek, önemli saptamalar yapmıştı. AİHM Kıbrıs sorununun çözümünün, Rumların HAYIR oylarıyle engellendiğine vurgu yaparak, Annan Planı’nın Kıbrıslı Rumların mülkiyet haklarıyle Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’den gelen göçmenlerin hakları arasında bir denge kurmaya çalışmıştı. Örneğin:

 Toprak düzenlemesi yapılacak bölgelerdeki malların eski mal sahiplerine iade edileceğini,

 Toprak düzenlemesi yapılmayacak bölgelerdeki malların karşılığı olarak, eski mal sahiplerine tam ve

etkili bir tazminat ödeneceğini,

 Çözümden sonra, kullanmakta olduğu malı iade etmesi gereken kişi, çözüm kurallarına uygun olarak tazmin edilmedikçe ya da kendisine uygun bir alternatif yerleşim yeri verilmedikçe, kullanmakta olduğu malı iade etme yükümlülüğü altında olmayacağını,

 Başvurucuların (davacıların), kuzeydeki mallarını kullanamadıkları dönem üzerinden 35 (42) yıl geçtiğini, nesillerin değiştiğini ve nüfusun sabit kalmadığını,

 Kuzeyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin bir bölümünün başka yerlere göç ettiklerini,

 Güneyden gelen göçmenlerin kuzeye yerleştiklerini,

 Türkiye’den gelen göçmenlerin kuzeyde evlerini kurduklarını,

 Rumların mallarının en az bir kez satış, bağış ya da miras yoluyla el değiştirdiğini,

 Dolayısıyla Mahkeme’nin önünde, tüm tarafların siyasi bir çözümle sonuçlandırma sorumluluğu altında olduğu bir meseleden kaynaklanan, siyasi, tarihi ve olgusal karmaşıklıklarla dolu davaların bulunduğunu,

 Bu gerçeklik, aradan geçen zaman ve siyasi uyuşmazlıktan kaynaklanan gelişmelerin, Mahkeme’nin kararını etkilediğini,

 Mahkeme’nin açık gerçekler karşısında sessiz kalmasının ve gelişmeleri görmezlikten gelmesinin beklenmemesi gerektiğini,

 Kıbrıs’taki siyasi sorunla mülkiyet meselesi arasında bir bağlantı kurarak, 2004 yılında Rumlar tarafından engellenen Annan Planı’nın reddedilmesiyle, Kıbrıs sorununun devam ettiğini vurguladı.

 

 

Demopoulos kararının etkileri: a) Karardan önceki etkiler:

 AİHM, Rum davalarını, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararlarına ve Türkiye’nin KKTC’de etkili ve fiili kontrol uyguladığı iddiasına dayandırıyordu ve meselenin siyasi yönüne bakmıyordu.

 Türkiye davalı konumunda olduğu ve KKTC’de etkili bir iç-hukuk mekanizması kurulmasına olanak sağlamadığı sürece, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu kararlarından da sorumlu tutulacaktı.

 Kıbrıslı Rumlar, mülkiyet hakları konusunda, Kıbrıs sorununun çözülmediği sürece, mallarının kendilerine ait olacağını, hukuk mücadelesi neticesinde o malların kendilerine iade edileceğini ve kullanım kaybından doğan zararlarını da elde edebileceklerini düşündükleri için, çözüme motive olamıyorlardı.

 AİHM, mülkiyet ile siyaset arasında bir bağ kurmadığı için, Kıbrıslı Rumlar, kararın da etkisiyle, müzakere masasında, halihazırdaki kullanıcıların haklarını, aradan geçen uzun zamanı ve iki kesimlilik ilkesini dikkate almaksızın, ana ilkenin mal iadesi olmasının, uluslararası hukukun bir gereği olduğunu ileri sürüyordu.

Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesinin esas nedenleri bunlardır!

b) Karardan sonraki etkiler:

 BM Güvenlik Konseyi’nin ve Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu’nun, KKTC’nin yasal statüsü ve uluslararası konumu ile ilgili kararlarında herhangi bir değişiklik olmadı.

 TMK, etkili bir iç-hukuk yolu olarak kabul edildiğine göre, Komisyon aracılığıyle, bugüne kadar olduğu gibi, tazminatlar ödenirken veya takas yapılırken, bunun karşılığı olarak, eski Rum mal sahipleri kuzeydeki mülkiyet ve tazminat haklarından tamamen feragat edecekler.

 Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün yalnızca Kıbrıslı Türklere değil, kendilerine de zarar verdiğini fark edecekler ve çözüm konusunda motive olacaklar.

 Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs sorunu çözülmedikçe mülkiyet meselesinin de ortadan kalkmayacağını ve yıllarca devam eden mülkiyet sorununun bireysel davalarla çözülemeyeceğini kavrayacaklar.

 AİHM’in, mülkiyet sorununun yalnızca iadeyle değil, tazminat ve takas gibi yollarla da çözülebileceğini ve iadeye ağırlık verilmesinin de gerekmediğini açıklamış olması, Rum tarafını, müzakere masasındaki pozisyonunu gözden geçirmek zorunda bırakacaktır.

 Çözümsüzlüğün uzaması durumunda, kullanıcının haklarının da artacağını anlayan Rumlar, Kıbrıs sorununun bir an önce çözümlenmesi konusunda motive olacaklar.

Belli ki, Demopoulos kararı olmasa, Rumlar çözüm için motive olmazdı!

 

 

Demopoulos kararından çıkarılacak önemli dersler:

ANNAN Planı’ndan örnek alan AİHM kararının, Kıbrıs Türk Toplumu’nu yakından ilgilendiren ve ders çıkarması gereken en önemli etkilerini özetle şöyle sıralayabiliriz:

 AİHM, Demopoulos kararında, BM tarafından büyük emek harcanarak hazırlanan ve uluslararası toplum tarafından da desteklenen ANNAN Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesine rağmen, planın içeriğine önem vererek, adadaki mülkiyet sorunlarının ancak siyasi bir uzlaşma ile çözümlenebileceğini saptamıştır.

 Halihazırda malı kullanan kişi ile kullandığı mal arasında manevi bir bağ oluştuğu için, onun da hakları olduğuna saptama yapan AİHM, çözümsüzlüğün uzaması halinde, kullanıcı haklarının da o denli artacağına işaret etmiştir.

 Çözümden sonra, hâlihazırda kullanmakta olduğu malı iade etmesi gereken mevcut kullanıcı, çözüm kurallarına uygun olarak tazmin edilmedikçe, ya da kendisine uygun bir alternatif yerleşim yeri verilmedikçe, kullanmakta olduğu malı iade etme yükümlülüğü altında olmayacağının AİHM tarafından tespit edilmesi, kullanıcı haklarının önemini ortaya sermektedir.

 AİHM, bir hak iadesi yapılırken başka bir insanın hakkına tecavüz edilmemesi ve mağduriyetler karşılanırken, geniş halk kitlelerini etkileyecek yeni bir mağduriyet ortamının yaratılmaması gerektiğine hüküm vermiştir.

Demopoulos karında Kıbrıslı Türkler için önemli olan, müzakerecilerimizin bu kararı referans alarak, müzakere masasında bireysel haklarımızla toplumsal menfaatlerimizi korumak için, etkin stratejiler üretmesi ve bu stratejileri etkili olarak kullanabilmesidir!

Kıbrıslı Türklerin hukuk mücadelesi:

“SOFİ” davası:

 Kıbrıslı Türklerin güneydeki taşınmazlarına ilişkin hukuk mücadelesi, Rum davalarından tam 15 yıl sonra başladı.

 GKRY’ne karşı AİHM’deki ilk mülkiyet davası, Londra’da ikamet eden Nezire Ahmet Adnan Sofi’nin başvurusuyla (SOFI v Cyprus) 21 Nisan 2004 tarihinde açıldı.

 Hukuk süreci devam ederken, taraflar arasında yapılan dostane uzlaşma neticesinde, GKRY davacıya toplam €530,951 Euro tazminat ödemeyi kabul etmişti.

 Dolayısiyle, o dava hiç bir şekilde diğer davalar için emsal teşkil etmemişti. Yani, Sofi davası, Kıbrıs Türk Toplumu’na değil, sadece davacıya yaramıştır!

 

 

“Kazali ve Diğerleri” davası:

 AİHM, 2004 ile 2008 yılları arasında, Kıbrıslı Türkler tarafından, GKRY’ne karşı açılan toplam 10 davayı birleştirerek, “Kazali & Others v Cyprus” başlığı altında incelemeye aldı.

 Hukuk süreci devam ederken, davacılardan biri Rumlarla uzlaşıp davasını geri çektiği için, davaların sayısı 9’a düştü.

 Bu arada, GKRY Kıbrıslı Türklerin davalarını etkisizleştirmek için, Vasilik yasasıyle ilgili maddelerde değişiklik yaparak, 7 Mayıs 2010 tarihinde, sözde Kıbrıs’lı Türklerin Mülkiyet haklarına ilişkin ‘iyileştirmeler’ yaparak AİHM’den, davaların reddedilmesini talep etti.

 AİHM, GKRY’nin yaptığı savunmayı inceledikten sonra, 7 Mayıs 2010 tarihli ve 139/91 sayılı Vasilik Yasası değişikliği ile alınan yeni tedbirlerin AİHS’ne uygun olarak teşkil edildiğine ve Kıbrıslı Türk mal sahipleri için etkin bir iç hukuk yolu oluşturduğuna hükmetti.

 AİHM 6 Mart 2012 tarihinde, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, bu davalar için ‘kabul edilmezlik’ kararı alarak, tüm davacıları GKRY’ne bağlı Vasiliğe ve Rum mahkemelerine yönlendirdi.

 Bunlar arasında Yağmuralan davacıları da vardı.

 Bu karardan sonra, GKRY’ne karşı yapılan tüm başvurular AİHM tarafından geri çevrildi. Maalesef, Kıbrıslı Türkler hukuk mücadelesi konusunda emsal teşkil edecek bir başarı sağlayamadı!

Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK):

 17 Mart 2006 tarihinde faaliyete geçen TMK, AİHM’in Arestis davasında vermiş olduğu hükümler uyarınca, Taşınmaz Mal Yasası (67/2005) tahtında kurulmuş olup, alınan bu tedbirin amacı, Kuzey Kıbrıs’ta bulunan mallarla ilgili talepler için etkin bir iç-hukuk yolu oluşturmaktır.

 AİHM, Türkiye aleyhine açılan Demopoulos davasında almış olduğu 1 Mart 2010 tarihli kararda, 67/2005 sayılı Yasa’nın etkin bir hukuki çare sunduğunu saptamış ve başvuranların şikâyetlerini, iç- hukuk yolunun tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle reddetmişti.

 En az iki yabancı üyenin de görev yaptığı, bağımsız ve tarafsız olan TMK, 67/2005 sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak, iade, tazminat ve takas ile ilgili yapılan talepleri inceler.

 Tazminat ödenerek ve takas yoluyla sonuçlanan başvurularda, Kıbrıslı Rum eski mal sahipleri, aldıkları tazminatlar ve yapılan takas karşılığında KKTC’deki mallar üzerindeki mülkiyet haklarından tamamen feragat ederler.

 22 Ocak 2016 itibariyle, Komisyona toplam 6,266 adet başvuru yapılmış ve bunlardan 723 tanesi dostane çözüm yoluyla ve 21 tanesi de duruşma yoluyla sonuçlandırılmıştır. Komisyon, şu ana kadar başvuranlara mallarının bedeli olarak £214,374,868 Sterlin tazminat ödemiştir. Ayrıca, bir başvuru için iade, iki başvuru için takas ve tazminat, beş başvuru için de iade ve tazminat kararı verilmiştir. Bir başvuru için çözümden sonra iade ve bir başvuruda da kısmi iade doğrultusunda karar verilmiştir.

 

 

 

Kıbrıslı Türkler için güneyde adalet var mı?

 Kıbrıslı Rumlar kuzeydeki taşınmazları için Taşınmaz Mal Komisyonu’nunda hak sahibi olurken, aralarında Yağmuralanlıların da bulunduğu Kıbrıslı Türkler tarafından, güneydeki malları için, Türk mallarının kontrolünü elinde bulunduran ve GKRY’nin İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan Vasiliğe (Kıbrıslı Türklerin Mallarının Vasisi) yapılan başvurulardan bir sonuç alınamamıştır.

 Örneğin, İngiltere’de ikamet eden Esat Mustafa’nın başvurusunun yapıldığı 8 Ağustos 2012 tarihinden bu yana, aradan 3 1⁄2 yıl geçmesine rağmen, Vasilik’ten herhangi bir yanıt alınmamıştır.

 Bu durum, Rumların insan hakları konularını yıllarca istismar ettiklerini, Kıbrıslı Türklere karşı ayırımcılık yaptıklarını ve AİHM’in 6 Mart 2012 tarihli “Kazali ve Diğerleri” kararında vermiş olduğu hükümleri hiçe saydıklarını açık ve net olarak kanıtlamaktadır.

 Geçmişte yaşanan tüm olaylar, Kıbrıslı Türkler için güneyde adaletin olmadığına işaret etmektedir. Kıbrıslı Rumlar mülkiyet hakları için adalet bulabiliyor ancak Kıbrıslı Türkler maalesef bulamıyor!

Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi:

 Çözümün karşısında duran en büyük engeldir!

 Mülkiyet sorununun takas veya tazminatla çözümüne karşıdır!  Federasyona da karşıdır!

Kıbrıslı Türklerin adadaki mal varlığının % 12, Kıbrıslı Rumların ise % 88 olduğunu iddia eden Hrisostomos, mülkiyet sorununun takas veya tazminatla çözümlenmesine karşı olduklarını söyledi. Başpiskopos Hrisostomos, “Bu sorun herkesin mülküne dönmesiyle çözülecek. Başka türlü bir çözümü kesinlikle kabul etmeyeceğiz’’ diyerek, kilisenin siyasette aktif rol oynamaya devam edeceğini belirtti.

(Kaynak: KIBRIS Gazetesi (Kilise engel!) – 22 OCAK 2009)

NOT: Kilise, Annan Planı’na da karşı çıktığı için, Referandumda Rum halkı “HAYIR” oyu kullanmıştı!

 

 

Mülkiyet sorununun çözüm şekli:

 Kıbrıs müzakerelerinde, bireylerin mülkiyet haklarının, bireysel başvurularla, “Kategoriler” altında

kurulacak “Mülkiyet Komisyonu” tarafından değerlendirmeye alınması öngörülmüştür.

 Kriterlerin saptanması konusunda, taraflar arasındaki görüşmeler hala devam etmektedir.

 Kriterlerin ne olacağı merakla beklenmektedir!

Bireysel başvuruların etkileri (1):

Mülkiyet sorununun çözümü konusunda, öngörülen formüllerin uygulanması halinde, pratikte yaşanabilecek sorunların dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Örneğin:

 Mülkiyetle ilgili haklarımızın ihlali konusunda, yapacağımız herhangi bir başvuruda, bizden talep edilecek ilk şey, mülkiyetimizin kanıtıdır. Bunu somut belgelerle kanıtlamamız gerekir.

 Davamızın başarılı olması için, mülkiyetin hissemize ait koçanını kanıtlamamız şarttır.

 Koçan almak için, varislerin bir araya gelip, tereke kurmaları gerekir. Bu işlemin güneyde başarıyla

tamamlanması hem çok zor olan hem de çok uzun yıllar gerektiren bir olaydır.

 Örneğin, Yağmuralanlılar AİHM’e gitmeden önce, bu prosedürü tamamlamak için güneyde çok uzun ve çetin bir mücadele vermek zorunda kalıp, GKRY dairelerinde birçok haksızlıklara uğradılar ve tamamen gereksiz ayırımcılıkla karşılaştılar.

 Sadece Kemal İsmail Maşera ailesi, koçanları alana kadar Rum tarafında tam 8 yıl kesintisiz bir mücadele vermek zorunda kalmasına rağmen, köy merkezindeki altı hisseli ve köyün ayrı bir bölgesinde bulunan, iki ayrı tam hisseli evlerinin tapularını, Rum Tapu Dairesi’nin uyguladığı adaletsizlik ve ayırımcılık yüzünden alamadı.

 Yani, sadece bir aileye ait sekiz ayrı ev üzerinde oluşması gereken yasal mülkiyet hakları Rum Tapu Dairesi tarafından reddedilerek, bu aile fertlerine karşı çok büyük adaletsizlik yapıldı.

 Kemal İsmail Maşera terekesinin mülkiyet hakları için verdiği ve başarısızlıkla sonuçlanan 8 yıllık mücadelenin bedeli, başta İngiltere’de yaşayan Tereke İdare Amiri olmak üzere, tüm tereke üyeleri için çok ağır oldu.

 Bu durumda ve özellikle GKRY dairelerinden elde edilen eksik ve yanlış belgelerle birçok haksızlıklara uğrayan ve Rumlar tarafından bilinçli olarak mağdur edilen Kemal İsmail Maşera ailesinin bireysel başvurularla, kurulması öngörülen Mülkiyet Komitesi’nde adalet bulması asla düşünülemez!

Yapılan haksızlıklardan dolayı, Kemal İsmail Maşera ailesi 2010 yılında AİHM’e gitmek zorunda kalmış, ancak orada da adalet bulamamıştı!

Adadaki mülkiyet sorununun bireysel başvurularla çözümlenmesi mümkün olmayacağına göre, ancak iki toplum arasında gerçekleştirilecek kapsamlı bir global takastan sonra, her iki federe devletin kendi bünyelerinde oluşturulacak bağımsız mülkiyet komisyonlarıyla karara bağlanması mümkün olabilecektir!

 

 

Köy merkezinde bulunan, Maşera ailesine ait taşınmazlar:

 1964’te Rumlar tarafından yıkılan ve Rum Tapu Dairesi’nde kaydı silinen Maşera ailesine ait, köy merkezinde bulunan 6 evin planı.

 

 

1953’te ve 1961’de inşa edilen, Kemal İsmail Maşera’ya ait iki ayrı evin planları, ön ve yan görünüşleri.

 SIDE ELEVATION

  1964 yılında Rumlar tarafından yıkılan, Kemal İsmail Maşera’ya ait evlerin kalıntıları

 

1964 yılında yıkılan Yağmuralan köyünde, insan hakları ihlallerinden diğer örnekler:

 Mustafa Osman Rüstem’e ait evin kalıntıları

 Feriha Tahir’e ait evin kalıntıları

 

 

 Bir başka açıdan, Feriha Tahir’e ait evin kalıntıları

 Fikret Mahmut’a ait evin kalıntıları

16

 Besime & Nidai Aziz’e ait evin kalıntıları

 Orman dairesine ait bir binanın kalıntıları

 

 

 Orman dairesine ait bir binanın şöminesi

 Yağmuralan köyünde duvarları ayakta kalan, orman dairesine ait bir binanın kalıntıları

 

 1959 yılında inşa edilen ve 21 Aralık 1963 tarihine kadar öğrencilere hizmet veren Yağmuralan İlkokulu

 Bir başka açıdan, Yağmuralan İlkokulu kalıntıları

 

 

 Yağmuralan’da Cami olarak kullanılan eski ilkokulun kalıntıları

 18 Haziran 2007 tarihinde ve tapulu arazi üzerinde, Rumlar tarafından inşa edilen tapınak (ayin yeri)

 

 

 Bağların yerini alan çam ağaçları

 Tapulu araziler üzerindeki bağlar kurutularak, çam ağaçlarıyla ormanlaştırılan Yağmuralan köyü

 

 

Bireysel başvuruların etkileri (2):

Güneyde kalan Türk mallarının yasal sahiplerinin ezici çoğunluğunun vefat ettikleri de düşünüldüğünde, çok sayıda varisleri bir araya getirip tereke kurmanın pratik, ekonomik ve bürokratik nedenlerden dolayı imkânsız olacağını ve bu tür bir uygulamanın Kıbrıslı Türkler için çok ciddi bir tehdit oluşturacağını düşünüyorum.

 Mahkemeler, mülkiyet ihlallerinden kaynaklanan haklar için yapılan bireysel başvurularda belgeli kanıt isteyecekleri gibi, Kategoriler altında kurulacak Mülkiyet Komisyonu da ayni şeyleri talep edecektir. Bunun sonucu olarak, güneydeki mallar için yeni bir yasal işlem başlatmak gerekecektir.

 Mülkiyet sorunlarının, bireysel başvurularla çözümlenmesi düşüncesinin Rumlara ait çok akıllıca üretilen, etkin bir strateji olduğunu düşünüyorum: Buradaki temel amaç, güneyde kalan mallar için hak aranırken, Kıbrıslı Türkleri kendilerine bağımlı bırakmak, gerçek mal varlıklarını gizlemek ve bürokratik süreci istedikleri gibi yönlendirerek, bizi psikolojik, bürokratik ve ekonomik baskılarla yeniden mağdur etmektir.

 Dikkate alınması gereken ve çok ciddi bir engel teşkil edebilecek diğer bir konu ise, mülkiyetin kanıtlanması ve paylaşımı sürecinde doğabilecek pratik, ekonomik ve bürokratik engellerden dolayı, hissedarların karşı karşıya gelebileceği ve bu alanda çok ciddi sorunların doğabileceği ihtimalidir.

 Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Sayın Barış Burcu, 21 Eylül 2015 tarihinde, kompleks durumda olan mülkiyet davalarının uzayacağını bizzat kendisi itiraf etmiştir.

 Gerçekçi olmak gerekirse, gerek 42, gerekse 52 yıl önce taşınmazlarını terketmek zorunda kalan Kıbrıslı Türk göçmenlere ait, komplex durumda olmayan mülkiyetler yok denecek kadar azdır.

 Mülkiyet sorunlarına ilişkin başvuruların öngörülen uygulamalarla sonuçlandırılabilmesi için, çok uzun yıllara ihtiyaç duyulacağı ve bu alanda çok büyük sıkıntıların yaşanacağı açık ve kesindir!

Somut bir örnek:

 Rumların mülkiyet talepleriyle ilgilenen TMK, 17 Mart 2006 tarihinden günümüze kadar, yani 10 yılda, 6,266 başvurudan sadece basit davaların 752’sini karara bağlamıştır. 10 yılda ortalama 770 davanın sonuçlandırılacağı varsayıldığında, sadece 100 bin davanın 1,300 yılda sonuca bağlanması demektir.

 Çalışmaların ayni hızla devam etmesi durumunda ve Kıbrıslı Türklerle Rumlardan oluşacak davaların tahminen yarım milyon olacağı düşünüldüğünde, bu davaların orantılı olarak ancak 6,500 yılda tamamlanabileceği anlamına gelir.

 Mevcut sorunlara güneydeki malların kanıtlanması ve karmaşık mallardan oluşan belirsizlik sürecinin de eklenmesi durumunda, mülkiyet sorunlarının kaçınılmaz olarak çıkmaza gireceği ortadadır.

 Böyle karmaşık bir durumda mülkiyet sorunlarının çözümlenmesi asla mümkün olmayacak, tam aksine, yaratılacak kaosla, yeni bir mağduriyet ortamı doğacak, hatta sadece iyimser olarak kurulacak bu tür bir çözüm sisteminin kaçınılmaz olarak, kendi içinde tamamen çökmesine neden olacaktır.

 Güneydeki Türk mallarının sahiplerinin ezici çoğunluğunun hayatta olmadığı ve bu sayının her yıl doğal olarak arttığı da düşünüldüğünde, bu sorunun niceliği de, niteliği de, esas boyutu da ortadadır.

22

Alternatif bir çözüm şekli: “GLOBAL TAKAS”

 GLOBAL TAKAS tezini savunanların, çözüme de karşı olduklarını iddia etmenin hem bir hata hem de çok büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum çünkü, bireysel başvurular konusunda çok ciddi endişelerim olmasına rağmen, Kıbrıslı Türklerin ambargolarla izolasyonlardan kurtulabilmesi ve uluslararası toplum ile entegre olabilmesi için çözümün gerekli olduğuna, ayrıca, Diaspora’da yaşayan ve ihlal edilen mülkiyet haklarını uzun yıllar kullanamayan göçmenler için, çözümsüzlüğün kesinlikle çare olmadığına ve bu hakların ancak siyasi bir çözüm neticesinde kazanılabileceğine inanıyorum.

 Öngörülen çözüm formüllerinin günümüz şartlarında ne pratik, ne ekonomik, ne adil, ne de adaletli bir çözüm yolu olduğunu ve bu tür bir uygulamanın doğurabileceği sonuçlar düşünülmeden yürürlüğe girmesi durumunda, Kıbrıslı Türklerin astronomik kayıplarla karşı karşıya geleceğine inanıyorum.

 Halihazırda hayatta olan göçmenlerimizin ezici çoğunluğunun tapuları olmadığını ve bu insanların Mülkiyet Komisyonu karşısında hangi temele dayanarak güneydeki taşınmazları için hak talebinde bulunacaklarını düşündüğümde, mantıklı bir çıkış yolu göremiyorum.

 Kıbrıslı Türklerin güneyde kayıt altına alınmayan birçok malları bulunduğu ve yıllar önce, hem kayıtlı hem de kayıtsız topraklar üzerinde inşa edilen ancak tapusu olmayan binlerce ev ve binaların varolduğu da düşünüldüğünde, sorunun boyutunu anlamak zor değildir.

 Rumlar, mülkiyet sorununun bireysel başvurularla çözüme kavuşmasını kendi menfaatleri için istiyorlar: Esas amaçları, güneydeki gerçek mal varlığımızı gizlemek, başlatacağımız yasal süreci pratik, ekonomik ve bürokratik engellerle geciktirmek ve yıllarca uyguladıkları maddi, manevi, sosyal, kültürel, ticari, akademik, sportif ve ekonomik ambargolardan kaynaklanan zararları örtbas etmektir.

GLOBAL TAKAS nasıl gerçekleşebilir?

 Osmanlı İdaresi döneminden kalan ve İngiliz İdaresi yetkilileri tarafından istismar edilen Vakıf Malları dahil, kayıtlı ve kayıtsız; tapulu ve tapusuz bütünlüklü mal varlığımız tam olarak tespit edilmeli ve bu malların tümünün değeri, örneğin, BM tarafından atanacak ve ‘’bağımsız uzmanlardan oluşacak komisyonlar” tarafından uygulanacak adil ve etkin formüllerle hesaplanmalıdır.

 Bu tür çalışmalar ayrı ayrı, her köyde, her kasabada ve her şehirde yapılmalıdır.

 21 Aralık 1963 yılından günümüze kadar, güneyde kalan ve Rumlar tarafından zarara uğratılan mallarımız tespit edilerek, kullanım kayıpları da dahil, tüm göçmenlerimizin maddi ve manevi zararları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun olarak karşılanmalıdır.

 Eşdeğer mal bulunduran tüm vatandaşlarımızın mülkiyet hakları AİHM’in Demopoulos kararına uygun olarak tespit edilmeli ve mal üzerinde yapılan tüm yatırımların değeri de hesaba katılarak, mevcut kullanıcıya ait toplam tazminat miktarı adil olarak ortaya çıkarılmalıdır.

 Rum göçmenler için de ayni çalışmalar yapıldıktan sonra, aradaki fark hesaplanmalıdır.

 Kurulacak yeni bir mülkiyet rejimiyle, AİHM’in Demopoulos kararı referans alınarak, yeni bir mağduriyet yaratılmamalı, sosyal düzen bozulmamalı ve muhtemel bir toprak düzenlemesi kapsamında, yerinden edilecek göçmenler için, alternatif yerler gösterilmemesi ya da tatmin edici tazminatlar ödenmemesi durumunda, mevcut kullanıcılar, yaşadıkları evlerden asla kovulmamalıdır.

 

 

 Mağdurlara ödenecek tazminatlar için, uluslararası alanda çalışmalar başlatıp, ihtiyaç duyulan para miktarı önceden hesaplanmalı ve tazminat fonları önceden oluşturulmalıdır.

 Çözüm konusunda, taraflar arasında tam bir mutabakat sağlanması durumunda, hem eski mal sahibinin hem de mevcut kullanıcının mülkiyet haklarının karşılanması gerekeceğinin bilinciyle hareket etmeli ve ortaya çıkacak astronomik rakamlardan oluşacak tazminat fonları temin edilmeden, toplumlara boş vaatlerde bulunulmamalıdır.

 Referanduma gitmeden önce, Kıbrıs sorununa bulunacak muhtemel bir nihai çözümün ekonomik boyutu çok iyi hesaplanmalı; mağdurlara ödenecek tazminat miktarı garanti altına alınmalı ve mağduriyet yaşayanlar, Mülkiyet Komisyonu kapısında yıllarca bekletilmemelidir.

Çözüm sürecine ilişkin dilek ve temennilerim:

Müzakereler devam ederken, AİHM’in “Demopoulos kararı” referans alınarak, eski mal sahibiyle mevcut kullanıcı haklarının adil ve orantılı bir denklemle değerlendirilmesi gerektiğini, yani, eski mal sahibinin mülkiyet hakları iade edilirken, o mal üzerinde uzun yıllar yaşayan mevcut kullanıcının da hak sahibi olduğunu; bir hak iadesi yapılırken, başka bir insanın hakkına tecavüz edilmemesi ve mağduriyetler karşılanırken, geniş halk kitlelerini etkileyecek yeni bir mağduriyet ortamının yaratılmaması ilkesine bağlı kalınmasını; ayrıca, herhangi bir krize dönüştürülmeyecek ve özellikle sosyal düzen bozulmayacak şekilde, siyasi eşitlik, özgürlük ve güvenlik temelinde kurulacak; kalıcı derogasyonların da etkili olacağı; iki kesimlilikte hem nüfus hem de toprak konusunda sarih çoğunluk ilkesine bağlı kalacak ve Birleşmiş Milletler parametrelerine uyumlu olacak şekilde, adil, adaletli, güvenilir ve sürdürülebilir bir formülle Kıbrıs sorununun çözümlenmesini temenni ederim.

Esat Mustafa

  Seminerde katılımcılardan gelen sorular:

 1. Maraş'ın vakıf malı olduğu iddiası görüşmelerde öne çıkarıldı mı?

2. Demopoulos kararı'nın kazanımları görüşmelerde korunuyor mu?

3. Kıbrıslı Türklerin 1963-1974 arasında yaşadıkları kayıplar anlaşma ile tazmin edilecek mi?

4. Kuzeyde eşdeğer karşılığı mal alıp, daha sonra hem onu hem de güneydeki malını satan insanların

 Kuzeyde sattığı eşdeğer mal nasıl tazmin edilecek?

5. Kuzey Kıbrıs'ta mal alırken, İngilizlere ve diaspora Türklerine yapılan sahtekarlıklar ortada dururken

(ipotekli satılan evler gibi), Rumlara ve dünyaya karşı kendi haklılığımızı nasıl savunacağız?

6. Güneyde kalıp, koçanı olmayan Türk malları ne olacak?

7. Masada görüşme yapanlar da bireysel çözümün zarar ve problemlerini zaten bilmiyormu?

8. Rumlar yasal devlet ünvanını kullanıp (örneğin Mağusa’daki koçanı olmayan bir mal için bayan Myra

Xenides Arestis'e Rum bakanlığın verdiği ve AİHM'in kabul ettiği mal sahipliği belgesi gibi) yaptığı yasa dışı toprak kazanımlarıyla anlaşma olunca, Kıbrıs Türk toplumu nasıl başedecek? Güneyde örneğin Vroişalılara yapıldığı gibi silinen/değiştirilen ve eksik verilen koçanlar, ayrıca, iki tarafın Türk mallarına dair rakamları arasındaki yarım milyon dönümlük fark nasıl çözülecek?

9. Mülkiyet Komisyonu, detaylı araştırmalar, kimi zaman Osmanlıcadan tercüme gerektirecek mal mücadelelerinde, Kıbrıslı Türk başvurucular adına araştırmaları, tercümeleri ve hukuki mücadeleleri yapacak mı? Yoksa, her bir bireyin gidip masraflı ve kimi zaman yıllar sürebilecek tereke oluşturmak, Osmanlı/İngiliz kayıtları'nı bulmak gibi çoğu insanın yapamayacağı zorluklara girmesi mi beklenecek?

10. Köy muhtarlarının ve şahitlerin imzalarıyla onaylanan ve devlet pullarıyla desteklenen/kanıtlanan taşınmazlarla ilgili “Çeyiz Senetleri” Mülkiyet Komisyonu tarafından kabul edilecek mi?

 

 Çözüm Sürecinde Mülkiyet Meselesi

 Vroişa (Yağmuralan) Derneği & Ambargolular Grubu Mülkiyet Semineri Raporu

Tarih: 24 Ocak 2016

Saat: 14:00 – 18:00

Yer: Kıbrıs Türk Toplum Merkezi, 628-630 Green Lanes, Haringey, LONDRA N8 0SD

Hazırlayan ve sunan: Esat Mustafa Vroişa (Yağmuralan) Derneği Başkanı

Fransa Cumhurbaşkanı seçimlerde Macron'u destekliyor

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda "En March" (Yürüyüş) Hareketinin lideri Emmanuel Macron'u destekleyeceğini açıkladı

57 yaşındaki kadın astronottan yeni bir rekor

Uzayda en uzun süreli kalma rekorunu önceden kıran Amerikalı astronot Dr. Peggy Whitson yeni bir rekora imza attı

Fransa'da cumhurbaşkanı seçimi ilk turunda oyların tamamı sayıldı

Fransa'da 23 Nisan Pazar günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda oyların tamamı sayıldı