Ana Sayfa | DÜNYA

Çanakkale Savaşları ve Şanlı Zaferimiz, Efsane Bir Türk Tarihi

Çanakkale Savaşları

Avrupa gazetesinin değerli okurları, 18 Mart Şehitler günü önümüzdeki hafta tüm yurtta, yurt dışı temsilciliklerimizde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde, yurt dışında bıraktığımız Türk şehitliklerinde resmi otoritelerin ve duyarlı halkımızın katılımları ile kutlanacak. AVRUPA GAZETESİ SUNAR.18 MART ŞEHİTLER GÜNÜNÜ YAKLAŞIRKEN.Hazırlayan Hüseyin Doğan - Yazi dizisinin tamamı.

AVRUPA GAZETESİ SUNAR.18 MART ŞEHİTLER GÜNÜNÜ YAKLAŞIRKEN.Hazırlayan Hüseyin Doğan -Avrupa gazetesinin değerli okurları, 18 Mart Şehitler günü önümüzdeki hafta tüm yurtta, yurt dışı temsilciliklerimizde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde, yurt dışında bıraktığımız Türk şehitliklerinde resmi otoritelerin ve duyarlı halkımızın katılımları ile kutlanacak. Kutlama kelimesi  sözün gelişi. Doğrusu bu anlamlı günde vatan savunmasında hiç çekinmeden hayatlarını veren aziz şehitlerimize unutulmadıklarını göstermek için ulusca manevi huzurlarında toplanmaktır, ulus olmanın farkına varmaktır. Belki gurbette olmamızın etkisi vardır en çok da bana yurtdışında bıraktığımız şehitlerimiz anmak dokunur garip bir gururla burukluk hissederim. İnşallah her yıl olduğu gibi bu yılda İngiltere’deki devlet temsilcilerimizle beraber Southampton Deniz ve Woking kasabasındaki  Hava Şehitliklerimizi ziyaret edeceğiz. Eli kalem tutanlarımız yazıları ile ağzı kelam edenler sözleri ile bu önemli günün anlam ve manasını dile getirmeye çalışacağız. Ne var ki olması gereken aslında bu değil, yılın 365 günü şehitlerimizi ansak azdır.

 

 

Türk milletinin kaderinde ve fıtratında masada kazanılan savaşlara pek rastlanmaz. Dün atalarımız bugünde biz en haklı davalarımızı bile hep kan ve kanımızı dökerek kazanmaktayız. Elbetteki kazanmalarında bir bedeli oluyor. Eğer düşman bir ölüyorsa sizin düşmandan bir kat daha fazla ölmemiz gerekiyor hem de düşmanla aynı koşullarda olup olmadığınıza bakmadan.

Dünya tarihinde görülmemiş bir savaşın, duyulmamış bir acının destansı öyküsüdür Çanakkale. Çanakkale Savaşları’nın ilki olan Çanakkale Deniz Zaferi 18 Mart 1915’te kazanılmıştır. Bizler de her yıl 18 Mart günü bu zaferi kut¬lar, bu ulus ve vatan için canlarını veren şehitlerimizi hatırlar onla¬ra layık birer Türk olmak için çalışacağımıza ant içerek onları min¬net ve şükranla anarız. Aynı yıl içinde diyebileceğimiz bir sürede Atalarımızın bazıları Çanakkale’de yedi düvelle vuruşa vuruşa  bazıları da Sarıkamış’ta da düşmana tek kurşun atmadan, atamadan şehit olmuşlardır. Bizim için her ikisininde hatıraları azizdir. Can, mal, mülk, yar, ana, baba, eş, dost bir kenara itilip sadece ’’ Önce Vatan ’’ diyerek göğüslerini gere gere, başları dik, onurlu, gururlu, cesur, sadık, hür, eşi benzeri görülmemiş bir halkın o güne kadar yaşanmamış mücadelesidir Çanakkale.

 

 

Her karış toprağı mermi ve cansız bedenle dolu olan, her karış toprağına kan değen, her karış toprağına bir hayat bırakılan, kimsesiz bir mezarlıktır Çanakkale.

Bugün (hafta) 18 Mart.Çanakkale’de hiç düşünmeden, gözlerini dahi kırpmadan canlarını sadece ve sadece ’’ Vatan Sağolsun ’’ diyerek feda eden yüce şehitlerimizi anma günü. Söylenecek fazla söz yok aslında. Ata’mız söylemiş son sözü Çanakkale Boğazı’nda.

’’ Kanımızın son damlasıda bu topraklara akıncaya kadar hep son sözümüzü söyleyeceğiz. Hep vatan sağolsun diyeceğiz.’’

Bu vatan sizden bize emanet, biz sahibi değil bekçileriyiz, sizden aldığımızı bizden sonrakilere iade edeceğiz.

Vatan sağolsun, uğruna canlar feda olsun. Şehidlerimizin ruhu şad mekanı cennet olsun.

 

 

 

Çanakkale Savaşı, bir ulusu yok etme planının ilk aşamasıydı. Ancak, Tarih kitaplarında adları pek geçmeyen ve unutulmuş eli öpülesi diğer bir çok komutanlar ve Mustafa Kemal, askerlerine “Ben size hücum etmeyi değil, ölmeyi emrediyorum” diyerek kendisi de en ön saf¬larda savaştı. Kazanılan zaferle bir ulus yok olmaktan kurtuluyor¬du, Bu bakımdan Çanakkale Savaşı tarihimizin en önemli savaşla¬rından biridir. Bu savaşın önemini ulusça bilerek gelecek nesillere aktarmalıyız.

İngiltere ve Fransa, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarına sahip olup müttefikleri Rusya’ya yardım etmek istiyorlardı, Eğer boğaz¬ları ele geçirecek olurlarsa, Osmanlıyı tek taraflı bir barış antlaş¬masına razı edeceklerdi, İstanbul’un ele geçirilmesi Osmanlı ve Avrupa’daki tarafsız devletler için manevi bir baskı ve yıkım olacaktı. Tarafsız ülkeler, bu başarı karşısında İngilizlerin ve Fransızların yanında yer alacaklardı.

“Denizlere hâkim olan, dünyaya hâkim olur.” düşüncesiyle hareket eden İngilizler, ellerindeki donanmanın boğazları ele ge¬çirmek için yeterli olacağına inanıyorlardı. Tarihinde hiçbir yenil¬gi almamış olan İngiliz donanması, Fransa’nın da desteğini alarak silah ve teknoloji bakımından eşsiz bir güc hâline gelmişti Bu do¬nanmayı durdurabilecek bir güç düşünülemezdi. Özellikle yıp¬ranmış, teknolojisi zayıf, silahlan yetersiz, parçalanmakta olan Os¬manlının bu deniz gücüyle baş etmesi olanaksızdı. Eğer savaşı ka¬zanıp boğazları ele geçirebilirlerse, sömürgeleri olan diğer devlet¬ler hiçbir zaman ingiltere’yi rahatsız edemeyecekti.

Bu düşüncelerle İngiltere, 28 Ocak 1915 tarihinde Osmanlı Devleti’ne karşı savaşmaya karar verdi. Bu karara Fransa da ka¬tıldı.İngiliz donanması, 19 Şubat 1915’te deniz harekatına başladı 13 Mart 1915’e kadar düşman gemileri Türk siperlerini bombaladı ancak Turk askerinin kahramanca karşı koyması, boğazları geç¬menin kolay olmayacağını gösteridi.

 

 

18 Mart sabahı düşman gemileri Çanakkale Boğazı’nda gö¬rüldü, Rumeli Mecidiye Tabyası, Namazgâh Tabyası ve Hamidiye Tabyası, düşman gemileri tarafından yoğun topçu ateşine tu¬tulmuştu.

Rumeli merkez tabyaları çok yoğun topçu ateşi altındaydı. Top mermilerinin pek çoğu tabyaların içine düşmüş, yangınlar çıkmış, telefon hatları bozulmuş ve askerlerimiz şehit olmuştu.

Nusret adlı mayın gemimizin Çanakkale Boğazı’na döşediği mayınlara çarpan İngiliz ve Fransız savaş gemileri battı. Bir bölü¬mü de Tük topçusunun isabetli atışlarına hedef olarak battı, ak¬şama doğru düşmanlar, gemilerinin çoğunu kaybetmiş ve yenil¬miş olarak geriye çekildiler,

Türk askeri, denizdeki savaşı kazanmış, tarihe Türk’ün inanıl¬maz azmini ve zaferini yazdırmıştı.

Bu savaşların sonunda denizden boğazları geçemeyeceğini anlayan düşman kuvvetleri, bu defa karadan boğazı geçmek için saldırı hazırlıklarına başladı,

İtilaf kuvvetlerinin 25 Nisan 1915 tarihinde Avustralya, Yeni Ze¬landa, Hindistan, Kanada gibi sömürge ülkelerinden getirdikleri içlerinde birçok kandırılmış Müslüman askerlerinde bulunduğu binlerce asker, Türk askerine karşı savaştı,

Bir anlamda kiralık katiller olan düşman birlikleri, tamamen emperyalist duygularla saldırı¬yor, Türk ordusu ise var gücüyle ülkesini korumak için meşru sa¬vunmasını yapıyordu, Çanakkale’de tarihin en kanlı savaşların¬dan biri yapılıyordu.

Atatürk’ün kumandasındaki Türk ordusu 250 000 şehit vere¬rek Anafartalar, Arıburnu, Conkbayırı ve Ağıldere’de düşmanı yenmiş ve bir destan yazmıştı. Türk ulusu, Çanakkale’de “Beni as¬la esir edemezsiniz. Ben hep Özgür kalacağım!” diye tüm dünya¬ya haykırmıştı,

Savaşın en zorlu anında Atatürk, askerlere “Ben, size taarruzu emretmiyorum. ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçe¬cek zamanda yerimize başka kuvvetler, başka kumandanlar ge¬çebilir,” diyerek savaşın kazanılmasının Türk ulusu için ne kadar önemli olduğunu belirtiyordu. Bu emri duyan Türk askeri, canıyla, kanıyla, etiyle, kemiğiyle düşmanın üzerine atılıp gövdesini siper etmiş, yine de yurdunu düşmana çiğnetmemiştir.

250 000 şehidimizin yattığı Çanakkale’de binlerce düşman askeri, Türk askeri ile yan yana yatmaktadır. Atatürk, düşmanı da olsa Türk’ün asil ruhu ile haksız yere yurdumuza saldıran ve ölen düşman askerlerine ve ailelerine şöyle seslenmiştir:

Biz Avrupa Medya Gurubu ve Avrupa gazetesi olarak Yok edilmek istenen bir ulusun şahla¬narak düşmanlarına karşı koyması bakımından Türk ulusu için bü¬yük öneme sahip olan bu savaşı çocuklarımıza anlatmanın öneminin bilincindeyiz.

     

 

 
“BİR AVRUPA GAZETESİ KLASİĞİ”                                                                                                          
AZİZ ŞEHİTLERİMİZİN RUHLARI ŞAD OLSUN                                      
                                                                                                                                                                                                 
Hazırlayan Hüseyin Doğan
SON SÖZ
“Çanakkale Savaşları ve Şanlı Zaferimiz Sonu ve Sınırı Olmayan Efsane Bir Türk Tarihidir.”
 
GAZETENİZ AVRUPA VE ÇANAKKALE
 
Avrupa Gazetesinin değerli okurları, Hatırlayacağınız gibi, gazeteniz Avrupa 18 mart Çanakkale zaferimiz ve Şehitlerimiz anma yıldönümleri vesilesi ile 2014 de on bir (11) 2015 de dokuz (9) bölümlük  belgesel niteliğinde derleme yayınladı. Çanakkale savaşları ve Şehitler günü konusundaki hassasiyetimizle gururluyuz. Bu yıl ise yukarıda bahsettiğimiz bölümlerin özeti niteliğinde tek bölümlük derleme yayınlamaya karar verdik.
 
ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE ŞANLI ZAFERİMİZ
 
Tarihe sığmayan Çanakkale destanı  33, Kurtuluş Savaşları Destanı yazılalı henüz 26 sene olmuştu benim doğduğumda. (kardeş Pakistan henüz 10 aylık, Siyonist İsrail devleti  52  günlük piç idi.) Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlarının eli öpülesi Gazilerinin bir kısmı hala hayatta idiler. Bir başka deyimle babalarımız Şehit ve Gazi çocukları bizlerde Şehit ve Gazi torunları idik. Babalarımızın ninnilerinin tümden savaş hikayeleri ve ağıtları olduğunu çok daha sonra anlayabildik. Gazi dedelerimiz savaş anılarını, zaferlerini ve o günlerin yokluk ve acılarını bize canlı tarih misali anlatılırdı. Onun içindir ki bu konularda uzunca bir süre yazılı kaynak aramaya ve araştırmaya gerek duymadık. Zannettik ki o nur yüzlü gazilerimiz hep aramızda  bizimle yaşayacaklar. Onlardan bir kısmı, Ulusumuza yakışmayan bir vefasızlık yüzünde ömürlerini yokluk ve sefalet içinde geçirdiler. Sonunda doğa hükmünü sürdürdü, sonraki yıllarda gazilerimiz için hazan mevsimi geldi, radyo ve televizyonlarda her gün birinin ölüm haberleri verildi. Nihayet onların hepsini arka arkaya şehit arkadaşlarının Cennetlerine uğurladık.
 
 
AĞIT TÜRKÜLERİNİ OYUN HAVASI YAPTIK!
 
*) Daha gazilerimiz hayatta iken, Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarımız dönemine ait aslında bir ağıt, feryat dillendiren Hediye ile Hüseyin’in içler acısı hikayesi üzerine kurulmuş olan Hey On beşli On beşli, türküsü düğün ve derneklerde  oyun havası niyetine çalınmaya başladı!, Televizyon ve bilgisayar çocuklarının sayısı artık ca Çanakkale Savaşları hakkındaki duygu ve bilgilerimizi paylaşacak insan sayısı da azalmaya başladı etrafımızda. Bu evrensel değişim bizi bir tarafta hatıralarımız ile yaşamaya bir taraftan da bildiklerimizi unutmamak adına daha fazlasını öğrenmeye yönetti.
 
Çeşitli kaynaklardan yararlanarak belgesel niteliğindeki bu derlemelerimi hazırlarken adeta zaman tüneline girerek 1914 ve 15’lerin dünyasında yaşadım.  Bence kiralık katillerde farkı olmayan itilaf ordusunu askerlerinin çoğunluğunu teşkil eden kısaca Anzak’lar olarak bilinen, Avusturalya ve Yeni Zellandalı “Coni’lerin” efendileri emperyalist İngiltere’nin çağrısı ile savaş tamtamları ile toplanan sürülerin çılgın partiler ve törenlerle Çanakkale’ye nasıl uğurlandıklarına tanık oldum. Sonra onların gemilerle uzunca bir yolculuktan sonra Çanakkale’ye saldırmadan önce bir zaman konakladıkları Mısır’daki rezaletlerini seyrettim!
*) Gelibolu Yarımadası’nda  muharebe meydanlarında, Aziz, Gazi ve Şehitlerimizin bütün acılarını gururlarını yüreğimde duydum bazen gururdan bazen acıdan, hasretten ağladıklarım oldu. Hala Çanakkale’de savaşan askerlerimizin ruhsal ve bedensel yorgunlukları var üstümde. Tıpkı Kasım 2012 de, Çanakkale’de Şehitliklere yaptığım ziyarette olduğu gibi burnumda kan ve barut kokuları kulaklarımda top ve tüfek sesleri var... İnanmayanlar varsa denemesi pek pahalı değil. İsteyen Çanakkale’ye gider profesyonel rehberler eşliğinde “Haç” kadar, “Umre” kadar kutsal olan bu ziyareti yapıp bu duyguları kendilerinde test edebilirler.
 
 
 
 
BOMBACI MEHMET, SEYİT ONBAŞI , YOZGATLI KINALI HASANLAR VE DİĞERLERİ
 
*) Gün geldi, “Komutanım, Sağ Kolumu Kaybettim Ama Sol Kolum Var” diyerek, hala savaşmaya devem etmek isteyen, Bombacı Mehmet Çavuş’un komutanı oldum. Rumeli Mecidiyesinde cephanelik havaya uçurulurken gözünün tek’ini kaybettiği halde, “Gözlerim Göreceğini Gördü “ diyerek gam yemeden acısına aldırmadan sesinden tanıdığı komutanına hazır ol’a geçen askeri gördüm.                                                                                                                                                     
*) Yozgatlı Kınalı Hasan’ın  “Anam benim saçlarımı niçin boyadın komutanım bilmek istiyor” diye  yazdığı mektup karşın Hatice ana’nın, Hasan’ım sen bizim İsmail’imiz sin. Seni Vatan’a kurban adadım. Komutanına söyle, “bizde kurbanlıklar süslenir” diye cevabi mektubunu okudum.                                                           
 
*) Siperlerde boğaz, boğaza çarpışırken  ağır yaralanıp biraz sonra öleceğini bildiği halde son bir gayretle “Kendi yarasına ot basıp, benim anam yok, bari yaralı “Fransız askeri” iyi olup anasına kavuşsun diye gömleğini yırtıp düşmanının yaralarını saran yiğidi seyrettim”. (Buna benimle beraber Fransız askerin komutanı da tanık oldu)                                                      
 *) “Bizler Hindistanlı Müslüman askerleriz, burada Ezan sesleri duymaktayız siz kimlersiniz?” diyen, İngilizler tarafından kandırılarak getirilmiş Müslüman askerlere hele, hele Gelibolu’ya İngilizler tarafından kalleşce kandırılarak getirilen onlarca Müslüman askerlerden sadece birisi olan siyahi bir Fransız askerin siperinden çıkıp, Türk siperine teslim olamaya koşarkan hem arkadan hem de önden kurşun yağmuruna tutuluşuna ağladım.
*) “Çanakkale geçilmez! Çünkü Türklerin atacak barutu bile yoktu. Biz orada Gökten inen güçleri gördük” diyen İngiliz komutan Hamilton’da gördü!.. Er meydanı kurallarının hiç birine uymayan  Bazı esirlerimizi diri, diri yakan  İngilizlerin sivil ve askeri Hastahanelerimizi bombalarken hastahane içerisindeki çaresizliğe ve yaralı yiğitlerimizin şehit oluşlarına kahır oldum.
*) İki oğlu, Hasan ve Arif’i Sarıkamış’a ölüme gönderip kendisi de Çanakkale’de çarpışan Erzincanlı Onbaşı Oğuz Amca’nın küçük oğlu Mustafa’nın da Çanakkale’de yaralanıp Şehit olmasına rağmen terhis olduktan sonrada köyüne değil de  Kudüs’e gidip savaşmaya devam etmesine tanım aradım.                                            
*) 21 Ağustos 1915 günü   taraflar şiddetle çarpıştıkları bir sırada  Türk mevzilerine doğru ilerleyen İngilizlerin 4. Norfolk Taburu'nun bulutların arasından kaybolup gitmesini izledim. (bu taburun akibetini İngilizler yıllarca resmi yazılar yazarak Türkiye’den sordular) 
 
*) Hele birde, iki katırı ile geceleri köylerdeki kuyulardan siperlerdeki askerlere su taşıyan 15’ lik Saka Hüseyin’i görmeliydiniz. Bir gün yanlışlıkla düşman siperlerine girdi. Saka Hüseyin kıvrak zekası ile düşman komutanına,” bu suları Türk komutan size hediye gönderdi!” diyerek kurtuldu. Ama saka Hüseyin boş durur mu, çetin süngü çarpışması yaşandığı bir gün bir askerimizi kurtarmak için  o taze vücudunu düşmanın süngüsüne kalkan etti!
*) Düşman askerlerinin çoğunun görüp anlatmasına rağmen bizim tarihimizde adları olmayan siperlerde gencecik “kadın savaşcılarımızı!” tanıdım.
*) Terhis olduktan sonraki kısa ve çileli hayatını dağlarda odunculuk yaparak tamamlayan, Mecidiye tabyasında “Seyit Onbaşı”’yı tanımayanlarınız yoktur eminim, Düşman gemilerinden atılan bir mermi cephaneliğe isabet eder, Batarya’daki erlerden 14 şehit olmuş, 24 ü ise yaralanmıştı. Sadece Seyit ile Niğdeli Ali yara almadan kurtulmuşlardır, Batarya’nın toplarından ikisi toprağa gömülmüş kullanılmaz hale gelmiş, sadece bir tanesi kalmıştır, onun da vinci kırılmıştır. Seyit bir hırsla 276 kilo ağırlığında ki mermilere yönelip. "Ya Allah" diyerek mermiyi kavrayıp Ali'nin de yardımıyla sırtlayarak topun ağzına yerleştirmeyi başarır. Yine "Ya Allah, bismillah!" diyerek topu ateşler. Ve Koca Seyit, mağrur düsmanın koca gemisi “Ocean’ı” batırır. Ondan sonra rütbesi Onbaşı olur, tayini yarım ekmek arttırılır, ama sonradan fazladan aldığı yarım tayını arkadaşlarıma ayıp oluyor diye bir daha almaz! 
 
 
 
 
ÇANAKKALEDE YİĞİTLERİMİZ ÖLMEDEN MEZARA KONDU!
 
*) “Ölmeden mezara koydular beni” Bu cümle “Çanakkale Türküsü’nün” kafiyeye uysun diye yazılmış bir satırı değil. Maalesef çok kez yaşanmış acı gerçektir. Şöyle ki Cephe gerisindeki sahra hastanesi veya sergi çadırı olarak adlandırılan yerlere o kadar çok sayıda yaralı geliyordu ki hastahanede ki ilaç ve sıhhı malzeme yetersizliğinden dolayı doktorlar sadece hafif yaralıları tedavi edip tekrar cepheye gönderirken ağır yaralıların bir köşede ölmeleri bekleniyor hatta bazıları nasıl olsa birazda ölecek diye canlı canlı gömülüyorlardı!
*) “Bolulu Hamit Çavuş’un dramı ise bambaşka”, Harb’in süngü ile göğüs göğüse yapılan en kanlı dönemlerinden birinde onu da İngilizler esir alır. Burma’ya esir kampına götürler. Yıllar sonra esir kampı dağıtılır.  Hamit Çavuş’ta serbest kaldı ve kendisini Çin’de bulur. 46 yıl sonra Türkiye’ye gelir... Abiciğim dedi  bacısı Hacer. Hamit’in boynuna sarılır. Biraz daha erken gelemez miydin? “Annen, baban yıllarca seni sayıklayarak öldüler, gözleri açık gittiler!” deri  Bugün kü nesile pek bir şey ifade etmediğine bakmayın bir ömür boyu yetim yetişen bir milletin torunlarıyız vesselam.
Ancak tarih, Çanakkale’de bize karşı savaşırken esir düşüp Türk askerlerinde gördüğü soylu, insani  muameleden etkilenip kolunda ömür boyu “Türk Bayrağını dövmesi ile” Türklere hayran olarak yaşamış olan Avusuturalyalı Josef Millerin, Amerika’da bir hastahanede ölüm döşeğinde tanıştığı Türk doktorunda yardımı ile “Anzaklı Ömer”  ismini alıp kelimeyi şahadet getirerek ölmüş olmasını da tarih bir köşeye not etmiştir. 
 
DÜN’KÜ PARALI ASKER DÜŞMANLA BUGÜN DOST’MUYUZ ?
 
*) “Türk askerleri” cephede düşmanın yaralı ve ölülerine erdemlice davranıp onlara ve dünyaya sayısız kez “insanlık dersleri” verirlerken, Anzaklar, toprağa düşmüş “yaralı ve şehit olmuş Türk askerlerini süngülerle delik deşik ediyorlar esirlerimiz işkenceyle öldürüyorlardı!.” Her ne kadar yıllar sonra Anzaklar, Türklerle Çanakkale’de savaşmaktan pişman oldukları, ondan sonra bu ülkeleride de “ulus olma!” bilincinin geliştiği söylensede, 1990 da Çanakkale Savaşlarının 75. Yıldönümü’nde Çanakkalede savaşan ve hala hayatta olan bir kısım Anzaklı’lar Türk Gaziler ile buluşturmak için Gelibolu’ya getirilmişlerdir. Gerek onların içinde gerekse Avusturalya ve Yeni Zellenda’da Çanakkale gazileri ile yapılan röportajlarda onların bir kısmı, “gerekirse bugün bile gider Türklerle çarpışırım demişlerdir.” Bu da gösteriyor ki, Bizde evlat, onlarda kuyruk acısı oldukça gerçek anlamda dost olamayız.
 
 
 
 
ANZAKLARIN GELİBOLU YARIMADASINDA’DA DÜZENLEDİKLERİ ANMA TÖRENLERİ ŞEKLEN YANLIŞTIR!                    
BUNA MÜSADE ETMEMELİYİZ.
 
Anzaklar, her sene (kiralık katil) ataları adına gelip bizden alenen özür dileyeceklerine görüldüğü gibi hala bize düşmanlar. Her sene utanmadan, hayasızca Gelibolu Yarımadası’nı meyhaneye çevirip, “Conkbayır’ında sarhoş naraları atarak zafer törenleri düzenliyorlar!. Türkiye’nin resmi otoriteleride onlara anlayış gösteriyorlar. Bu doğru ve kabul edilebilir bir durum değildir. Şehitlerimizin aziz ruhlarına hürmeten bu yanlışların en kısa zamanda düzeltilmesi gerekir.
 * “Tarih kitaplarında Türk’ler için yazılanlar, hatta onlarla dövüşenlerin anlattıkları hakikati ifadeden acizdir.” Türk askerlerinin çoğu yarı çıplak ve açtılar. Haftada ancak bir öğün kemikli bir parça et verilebiliyordu. Bitkisel yağda haşlanmış, buğday kırığı yiyorlardı. Sağlık şarlarında yoksun su içiyorlardı. Taş üzerinde yatıyorlar. Güneşe fırtınalara soğuk ve yağmura karşı korunaksız siperlerde kışın çamur yazın toz içinde günler geçiriyorlardı. Fakat dünyanın bütün vasıta ve imkanlarına sahip düşmanlarını buldukları zaman aslanlar gibi dövüşüyorlardı. Bu ne gösterişsiz numayişsiz bir yurt sevgisidir. Arkalarında fakir bir vatan toprağı duran bu insanlar savaş boyunca birer kahramandılar. Ölüme bu kadar gülerek giden! bir başka millet yoktur. Bu nitelikleri sebebiyledir ki hürriyetlerini en ağır bedelle ödüyorlardı! Çünkü O’nlar esaret bilmiyorlardı. L. V. Sanders
 
Gelibolu meydan muharebelerinde tanık olduğum olaylar ve kahramanlar elbette bu kadar az değil, ancak gördüğünüz gibi gazetede bu konuya tam bir sayfa ayrılmasına rağmen sayfamız bitmiştir. Burada isimlerini ve yaşadıklarını sizlere bahsedemediğim daha nice gazi ve şehitlerimiz beni affetsinler. Mekanları Cennet’tir elbette. Aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum Ruhları Şad Olsun.
 
 
Hüseyin Doğan hazırladı

ABD'de 37 yıl sonra bir ilki Trump gerçekleştirdi

ABD'de 1979 yılından bu yana ilk kez yeni başkan seçilen Donald Trump, Tayvan lideri ile görüştü

DAEŞ Musul'a saldırdı, çok sayıda ölü ve yaralı var

Terör örgütü DAEŞ'in Musul kentine düzenlediği intihar saldırısında 12 sivil hayatını kaybetti

Polise ait uçak denize düştü 12 kişi hayatını kaybetti

Endonezya polisine ait bir uçak denize düştü. Faciada 12 kişi hayatını kaybetti