Ana Sayfa | İlkgül Karaca

Işıklara Yolculuk Var

İlkgül Karaca


İlkgül  Karaca

Merhabalar,

 

Geçtiğimiz cuma, kış ilk kez kendini gösterdi. Belki de bu yıl ilk kez soğuğu, kışı hissettik ve sezonun, aynı zamanda yılın ilk karını da cumartesi sabahı -erken kalkanların fotoğraf karelerinde- görmüş olduk. 

 

Hoşgeldin sevgili kış! 

 

 

Soğuğa rağmen Londra, Noel'in ve yeni yılın yaklaşıyor olması nedeniyle çok şık ve en güzel giysilerini giymiş bizi bekliyor. 

 

Geçen hafta bahsettiğim gibi Londra ışıl ışıl, rengarenk. Haydi sarıp sarmalanın, güzel Londra'nın Noel ışıkları ile bezenmiş caddelerini gezmeye gidiyoruz. Işıklara yolculuğumuz var. 

 

İsterseniz önce dünyaca meşhur, boylu boyunca birçok mağaza ve alış veriş merkezlerini barındıran ve hala eski, tarihi güzelliklerinden hiçbir şey kaybetmeyen, kaybettirilmeyen Oxford Caddesi'ne gidelim. Kocaman kar tanelerini andıran ışıklarla süslenmiş bu yıl cadde.

 

 

Ayrıca büyük alışveriş merkezlerinin Debenhams, House of Fraser, JL ve Selfridges'in  ışıklandırmaları da görmeye değer. Özellikle Selfridges'in vitrinlerine bakmaya doyamayacaksınız. Cadde boylu boyunca pırıl pırıl parlıyor.

 

Buraya kadar gelmişken ünlü markaların mağazalarının bulunduğu Bond Caddesi'ne uğramadan olmaz. Yine çok güzel ışıklarla bezenmiş cadde. Tavuskuşu tüyleri şeklindeki ışıklandırmalar gerçekten çok güzel ve büyüleyici. 

 

Ve şimdi Regent Caddesi'ne geçebiliriz. Aynen Oxford Caddesi'nde olduğu gibi tarih kokan binaların bulunduğu bu cadde, son derece modern ve ünlü markalara ve mağazalara ev sahipliği yapıyor. 

Her yıl olduğu gibi bu yılda çok güzel süslenmiş. Bu yılki parıltılı, altın payetler, çarklar ve bobinlerlerle hazırlanan ışıkların sponsorluğunu Jo Malone London üstlenirken, dizaynını da Paris'in de Noel ışıklarını tasarlayan "ACT Lightning Design" yapmış.

 

Bir sıcak kahve alıp, bir taraftan içimizi ısıtıp bir taraftanda bu güzel atmosferi içimize çekerek yolumuza devam edebiliriz. 

 

Evet meşhur Piccadilly meydanını geçip Leicester Square'a doğru giderken her bir taraftan parlayan ışıklar eşliğinde sokak göstericilerinin müzikleri birbirine karışırken bu güzellikleri içinize çekin şöyle. Emin olun kahveden daha çok içinizi ısıtacak. 

 

Leicester Square'i geçtikten hemen sonra Long Acre Sokaktan geçerken solunuza ilk çıkan sokağı görmeden geçmeyin. Çok güzel ışıklı dallar ve kuşlarla süslenmiş.  

 

 

Daha sonra Covent Garden'a henüz gitmeden bu bölgenin alış veriş caddesi olan Neal Street'e uğramayı da unutmayın. Dekorlar burada da çok güzel. 

 

Ve Londra'nın belki de en çok sevdiğim, bulunmaktan, vakit geçirmekten en çok zevk aldığım yerlerinden biri Covent Garden! 

 

Öğrencilik yıllarımda da her fırsatta buraya gelip sokak göstericilerin şovlarını izlemek; Covent Garden, Apple ve Jubilee pazarlarını gezmek en büyük zevk ve lükstü benim için. 

 

 

Hele Noel zamanı ayrı bir güzel ve canlı oluyor Covent Garden. 

 

Bu yıl "misletoe" yani türkcesi ökse otu dalları ile süslenmiş. Yanınızda sevgiliniz ya da eşiniz varsa bu dalların altında, yanağına ya da dudağına geleneksel öpücüğü kondurmayı unutmayın sakın. Adettendir.  

 

Piazza'daki dev saksıya oturtulmuş rengarenk Noel ağacını, bütün ihtişamıyla sizi diğer tarafta bekleyen altın yıldızlı, parıldayarak sizi bekleyen ren geyiğini görmeden; önlerinde güzel, olmazsa olmaz birer fotoğraf çektirmeden, seyyar araba şeklindeki sıcak şarap (mulled wine) satan tezgahlardan sezonun olmazsa olmazı sıcak şarap ya da sıcak cider (meyveli, genelde elmalı bira) içmeden Covent Garden'dan ayrılmayın. Tabi ki gelmişken Covent Garden'ın meşhur pazarlarını, tezgahları gezip birşeyler almadan da ayrılmayın derim. 

 

 

Ve son durağımız Southbank'e doğru giderken Strand'de Nourthbank Noel ışıklarını göreceksiniz. Charing Cross'dan Aldwych'e doğru uzanan ışıklar bu güzel caddeye çok ayrı bir hava vermiş. Strand'de Noel ışıkları bu yıla kadar yoktu. Belki de 100 yıldan fazla zaman sonra ilk kez bu yıl dekore edilmiş. 

 

Waterloo köprüsünden Southbank'e geçerken manzara gerçekten muhteşem. Sağ tarafımızda Big Ben, parlemento binası ve London Eye göz kırparken, diğer tarafta tüm görkemiyle St Paul's Katedrali ve rengarenk ışıklarıyla Blackfriars köprüsü bizi selamlıyor adeta. Harika bir yürüyüş yolu, buz gibi havaya rağmen.

 

Nihayet Soutbank'e vardığımızda yapacak o kadar çok şey var ki! Seçim yapmak size kalıyor. Ben diyorum ki bir mola verip önce birbirinden lezzetli  yiyeceklerin satıldığı Southbank merkezi pazarından yemek alıp ardından bir sıcak şarap ya da cider içebilirsiniz. Sonrasında da paten diskosuna gidebilirsiniz, London Eye buz pistinde patenlerinizi ayağınıza geçirip kayabilirsiniz, ya da şovlardan birini izleyebilir ya da arkadaşlarınızla bir cafe ya da barda oturup sohbet edebilirsiniz. 

 

Güzel ve sıcacık hissedeceğiniz bir hafta diliyorum.