Ana Sayfa | Konuk Yazarlar

Sevdik Hürriyeti Sahiplendik Cumhuriyeti

Atatürk ve Cumhuriyet

91. yılında cumhuriyetimiz kutlu olsun

Çocuk hayallerimiz de sevmiştik  cumhuriyeti. En içten en yalın haliyle, şarkılarımız, şiirlerimiz de cumhuriyet vardı. Çocukluğumuzla özdeşleşen cumhuriyet  okulları, “çağdaş uygarlık  hedeflerine”  yöneltti bizleri. Cumhuriyetin, “fikri hür, vicdanı hür” kuşaklarını, “benim oğlum kuran okur, döner döner yine okur” doğmatik döngüsünün dışına çıkarıldı. Yeni meslekler, daha yeni meslekler edinmeyi öğrendik. 

 

Ve bu yüzden  “Sevdik Hürriyeti,  Sahiplendik Cumhuriyeti.” 

 

Hepsi bu kadar! Hürriyetimizi kaybettik, Cumhuriyeti kaybettik.

 

Cumhuriyet’in 91’inci yılını kutladığımız bu günlerde, cumhuriyetle hesaplaşma, başından  beri var olmaya  devam etti. Türk devletinin cumhuriyet yönetimi hep tartışmalı oldu. Oysa cumhuriyet,  bilimsel ve çağdaş tüm düşüncelerin ortak paydasıdır. Olmazsa olmazıdır.

 

“Sahiplendiğimiz cumhuriyetin” karşısına, “din elden gidiyor” yaygarası ile  çıkdılar.

Cumhuriyetin 91. Yılında elden giden, cumhuriyetimiz oldu. 

 

Türkiye'nin 12. Cumhurbaşkanı, 26. Başbakan'ı atadı ve Türkiye'nin 60. Hükümeti, cumhuriyetin “resterasyonu” görevini üstlendi. 

 

Sık sık duyardık, “tarihle barışmalıyız!” Tarihi  ile kavga eden bir ulus ve ulus yönetimi olabilirmi? Bir ulusun geçmişini oluşturan olumlu ve olumsuz değerler, ulusun ortak değeridir. Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin hiç bir dönemini reddetmedi. Tarihin belli dönemlerine daha fazla eleştirel yaklaşılması, “tarihle kavga”  değildir.  Cumhuriyet, “küllerinden doğduğu” Osmanlı devleti’nin, batışına yol açan uygulamaları eleştirmeden, doğru sonuçlar çıkarmadan, kurulamazdı? Ayrıca eleştirmek, sahiplenme adına yapılır. Fransız devrimini, Rus devrimini eleştirmek, bizim öncelikle görevimiz olmadığı gibi, onlarında bizim rejimimizi eleştirmeleri  görevleri değildir. 

 

Birinci aşama, “tarihle barışma” aşaması tamamlandı. 91 yıl boyunca süren “cumhuriyetle kavga”, cumhuriyetçiler aleyhine sonuçlandı.

 

Arkasından, 20. Yüzyılın başlarında, Yüzyılın en görkemli, ulusal kurtuluş devrimi sonucu kurulan devrim mirasının reddi dayatıldı.

 

Kurulan  cumhuriyet,  “yanlış cumhuriyet (!)” ilan edildi. 

 

Laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti  yerine, "Şeyhler, Dervişler, Müritler, Meczuplar” devleti "cumhuriyetin doğrusu” yapıldı!. 

 

Gelinen evrede, feodal parçalanmışlığın anti-tezi olan ulusal bütünlük, dinsel ve etnik köken ayrımcılığı  üzerinden yıkıma uğratıldı.  Toplumu birleştiren değerler, çatışmaya dönüştürüldü.

 

Çağdaş ulusun doğuşu, Ortaçağ’ın feodal toplumsal yapısını  demokratik devrimle tasfiye, toplumsal ilişkilerinin özgürleşmesi ve demokratikleştirilmesi sonucu gelişebilir. Ulus, eski toplumdan miras kalan etnik toplumsal tabakaları, doğal asimilasyon (özümseme)  sonucu, ulus potasında birleştirir. Ulusal  toplumsal birlik,  çağdaş ve modern bir burjuva demokratik  toplumdur.

 

Feodal  monarşik bir rejimden, demokratik ulus devletine geçiş, devrimle olur. Devrimle kurulan yeni devlet, göreceli gerilikler gösterir. Devletlerin, modern, demokratik ilişkilere yönelmesi uzun bir süreci gerekli kılar. Yeni toplumsal ilişkiler,  yeni üretim üretim ilişkileri üzerinde gelişir. Kültür, ideoloji, siyaset, hukuk ve gelenekler gibi eski üst yapının tasfiyesi uzun bir zamanı gereli kılar. 

 

Gelinen eşikte, devrimle kurulan cumhuriyetin siyasi ve kültürel dönüşümü mücadelesi başarısız kaldı.  Cumhuriyetin, adım adım  ilerletilmesi mücadelesi,  adım adım kaybedilmesiyle sonuçlandı. Çünkü  cumhuriyet iktidarları, kendi  devrimci kadrolarını adım adım tasfiye etti. 

 

 Cumhuriyet karşıtları “hile ve cebren iktidarı” ne yazık ki ele geçirdiler.  

 

“Tarihle barışma” gerekçesi üzerinden,  cumhuriyetle  91 yıldır kesintisiz  kavga edenler, cumhuriyet ve değerlerini benimsemedi. Cumhuriyet karşıtı iktidar en sonunda kendini “restorasyoncu” ilan etti. 

 

Üzülerek söylüyorum, kadınca bir sitemde bulunmak istiyorum. 

 

Cumhuriyetin en önemli kazanımlarından  olan, kadın hak ve özgürlükleri, bizzat kadınlar tarafından kavga konusu yapıldı. Cumhuriyetin,  kadını  erkeğin eşiti yapma hedefi, öncelikle  kadınlar  tarafından saldırıya uğradı. Feodal erkek egemenliğinin militanlığını kadınlar üstlendi. Kadın-erkek eşitliği mücadelesi, Türk kadınları tarafından baltalandı. Kadınlar, "bindiği dalı kesti!" 

 

Türban üzerinden başlayan cumhuriyet karşıtı  gerici kışkırtma, cumhuriyet aydınlanmasını karartan bir örtü oldu. Cumhuriyetle özgürlüğe “merhaba” diyen kadınlar, cumhuriyet devrimlerinin celladı rolü verildi.

 

Türkiye Cumhuriyetinin, bilimsel, demokratik ve çağdaş ve  modern  eğitimi, dinsel ve gerici eğitime dönüştü. Türkiye Cumhuriyetinin zirvesinde yer alan 12. Adam,  “fizik dersleri ile din dersleri arasında”  özdeşlik kurabilecek kadar, gerici, ırkçı, mezhepçi bir eğitim sistemininin başında bulunuyor.  12 Eylül darbesinden bu yana söylene gelen “din lazımdır” fikrine uygun olarak, “dindar bir kuşak yetiştirme” yolunda ilerleyen bir rejimin, karanlık yüzü daha iyi görülüyor. 

 

Siyasi iktidarı, “gaflet, delalet, hatta hiyanetle ele geçiren iktidar sahipleri”, cumhuriyeti tasfiye etmekle kalmadı, gerici iktidarlarını, “şahsi menfaatlerini müstevilerin siyasi  emelleriyle tevhit” ettiler.  Siyasi iktidar onlar için, vurgun ve soygunlarını perdeleyen bir kurum haline gelmiştir.

 

91. yılında Cumhuriyetimiz kutlu olsun!

 

91. yılında “sevdik hürriyeti!” Ama, sahiplenemedik cumhuriyeti ! 

Duygu Amber

(dee-smile@live.co.uk)


Dünyanın En Mutlu Ülkesi

Sevgili okuyucularımız, bu hafta yazarımız Arzu Sheridan'ın seyahatte olması nedeniyle arkadaşı İlkgül Karaca konuk yazar olarak sizler için güzel bir şehir paylaştı.