Ana Sayfa | Konuk Yazarlar

Kerkük’ün Türk Kimliği ve Tarihi Gerçekler


Ali Kerküklü (Irak’a Özgürlük Operasyonu ve Kerkük Kitabının Yazarı) 

Yıkılmadan Önce Irak Türkmenlerin Simgesi Kerkük Kalesinden Bir görüntü 

 

Irak, tarih boyunca pek çok medeniyete beşiklik eden bir ülkedir. Örneğin M.Ö. 5000 yıl¬la¬rın¬da Sü¬mer¬le¬rin, 2750’ler¬de Akad¬lar’ın, 2000 do¬lay¬la¬rın¬da Asur¬lu¬la¬rın, 1171 yıl¬la¬rı¬na ka¬dar da Ba¬bil¬li¬ler’in yur¬du olan Me¬zo¬po¬tam¬ya, M.S. Ro¬ma¬lı¬lar ve Sa¬sa¬ni¬le¬rin elin¬de kal¬mış¬tır. 7. yy.’da Me¬zo¬po¬tam¬ya Müs¬lü-man¬la¬rın akın¬la¬rı¬na sah¬ne ol¬muş ve 637 yı¬lın¬da böl¬ge¬nin ta¬ma¬mı İslam ida¬re-si¬ne bağ¬lan¬mış¬tır. Sı¬ra¬sıy¬la Eme¬vi Dev¬le¬ti, Ab¬ba¬si Dev¬le¬ti, Selçuk¬lu Dev¬le¬ti, Mu¬sul ve Sin¬car Ata¬bey¬li¬ği, Er¬bil Ata¬bey¬li¬ği, Ce¬la¬yir¬li¬ler Dev¬le¬ti, Ka¬ra¬ko¬yun¬lu Dev¬le¬ti, Ak¬ko¬yun¬lu Dev¬le¬ti, Os¬man¬lı İm¬pa¬ra¬tor¬lu¬ğu Irak’ta hü¬küm sü¬ren dev¬let¬ler ol¬du¬lar. Irak I. Dün¬ya sa¬va¬şı¬na ka¬dar Osman¬lı ida¬re¬sin¬de kal-dı.1918 Ka¬sım ayın¬da böl¬ge¬nin ta¬ma¬mı¬nı iş¬gal eden İn¬gil¬te¬re’nin ne¬za¬re¬tin¬de 1921 de Irak dev¬le¬ti ku¬rul¬du. 

Görülgüğü gibi tarih boyunca böl¬ge¬de Ker¬kük’ü içi¬ne alan hiç¬bir zaman ne bir Kürt dev¬le¬ti nede bey¬li¬ği ku¬rul¬muştur. 

 

Böl¬ge¬de Türk¬ler ta¬ra¬fın¬dan ku¬ru¬lan Türk¬men dev¬let ve bey¬lik¬le¬ri şun¬lar¬dır:

 

a. Irak Sel¬çuk¬lu Dev¬le¬ti 1118-1194

b. Ata¬bey¬lik¬ler

(1) Mu¬sul Ata¬bey¬li¬ği 1127-1233

(2) Er¬bil Bey¬li¬ği 1144-1233

c. İl¬han¬lı¬lar Dev¬le¬ti 1258 -1339

d. Ce¬la¬yir¬li¬ler Dev¬le¬ti 1339 -1410

e. Ka¬ra¬ko¬yun¬lu Dev¬le¬ti 1411 -1468

f. Ak¬ko¬yun¬lu Dev¬le¬ti 1468 -1508

 

Bu dönemden sonra 1918’e kadar Osmanlı İmparatorluğu Irak’ta hüküm sürmüştür. Irak’ta Türk hâkimiyeti 900 yıldan daha fazladır. 400 yılı kesintisizdir. Yani Kürtlerin, Kerkük’ün tarihi bir Kürt kenti olduğu iddiası bir hayal ve safsatadır. Bunu ben söylemiyorum tarih söylüyor. 

 

 

Irak’ta Türk Kimliğini Yok Etme Politikası

 

1930'lu yıllardan itibaren Irak hükümetleri tarafından bölgeye yönelik olarak sistematik bir şekilde "Araplaştırma" politikası başladı. Bu politika Saddam Hüseyin'in iktidarı döneminde büyük yoğunluk kazandı. Saddam rejimi, Irak'taki Türklerin merkezi durumunda olan Kerkük'te, "Araplaştırma politikasını büyük bir hızla uygulamaya koydu. Bir tarafta güneyde yaşayan Arapları Kerkük'e yerleştirirken, Kerkük'te yaşayan Türkmenleri de göçe zorladı. Dev¬rim Ko¬mu¬ta Kon¬se¬yi’nin 29 Ocak 1976 ta¬rih ve 41 no’lu ka¬ra¬rı ile Ker¬kük’ün adını Arap¬laş¬tır¬ma po¬li¬ti¬ka¬sı gereğince Al-Ta¬mim ola¬rak de¬ğiş¬ti¬ril¬di ve Kerkük’ün en bü¬yük Türkmen ilçe¬si olan Tuz¬hur¬ma¬tu, Sad¬dam’ın do¬ğum ye¬ri olan Tik¬rit’e (Selahaddin’e) bağ¬lan¬dı.

 

Saddam Hüseyin'in rejimi 1979 yılında Türkmen liderlerini göz altına alır, ağır işkencelere maruz kalırlar. Bunların arasında, Türkmen Kardaşlık Ocağı'nın uzun yıllar başkanlığını yapmış Emekli Albay Abdullah Abdurrahman ile Bağdat Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Doç. Dr. Necdet Koçak başta geliyordu. Ayrıca Abdullah Abdurrahman'ın yakın çalışma arkadaşı Dr. Rıza Demirci ve Müteahhit Adil Şerif de tutuklanarak, işkencelere tabi tutulurlar. 16 Ocak 1980’de idam edilirler. Ancak bugüne kadar Dr. Rıza Demirci’nin ne cenazesi teslim edilmiş, ne de idamı doğrulanmıştır. Yıllar boyunca binlerce masum Türkmen, aydın, öğrenci, öğretmen tutuklandı, hapsedildi ve katledildi.

 

Diktatör Saddam Hüseyin, Kerkük‘ün Türk kimliğini ortadan kaldırmak istedi. 1960'lı yılların başlarına kadar Kerkük nüfusunun %95’i Türk iken, bu rakam sistemli göç hareketleri ile ve Kerkük ilinin sınırlarının daraltılması nedenleriyle 1980’li yıllarda %75’e düştü. Bir¬çok yer¬le¬şim yeri¬nin Türk¬çe olan ad¬la¬rı Arap¬ça isim¬ler ile de¬ğiş¬ti¬rildi¬. Ham¬za¬lı, Be¬şir, Belo¬va, Tür¬ka¬lan, Ley¬lan, Ömer Men¬den, Çar¬daklı, Yay¬çı, Küm¬bet¬ler, Karaha¬san, Kızılyar, Sa¬rı¬te¬pe, To-pu¬zo¬va, Yah¬ya¬ova,Tisin, Kerkük Kalesi ve on¬lar¬ca Türk¬men kö¬yü ve yer¬le¬şim ye¬ri yı¬kıl¬mış ve Türk¬menler Irak’ın güne¬yi¬ne ve farklı illerine sü¬rül¬müş¬tür. İran-Irak sa¬va¬şı sü¬re¬sin¬ce (1980-1988), va¬ta¬nı¬nı sa¬vun¬mak için cep¬he¬le¬re ko¬şan on¬bin¬ler¬ce Türk¬men gözünü kırp¬ma¬dan vatanı için şe¬hit dü¬şer¬ken, Dev¬rim Ko¬mu¬ta Kon¬se¬yi’nin 20 Ekim 1981’de 1391 nu¬ma¬ra¬lı ka¬rar ile Türk-men¬le¬rin Gü¬ney il¬le¬ri¬ne tehcir edil¬me¬le¬ri ka¬rar¬laş¬tı¬rır. 27.09.1984 ta¬ri¬hin¬de ise 1081 nu¬ma¬ra¬lı karar ile Türk¬men¬le¬rin ara¬zi¬le¬ri¬nin is¬tim¬lak edi¬le¬rek gü¬ney-den ge¬ti¬ri¬len Arap¬la¬ra da¬ğı¬tıl¬ma¬sı sağ¬lanır. Dikkat edin bu zalim kararlar hangi tarihte alınıyor ? Irak Türkleri savaşta (İran-Irak sa¬va¬şında) vatanları Irak’ı cephelerde savunurken ve şehit düşerlerken alınıyordu.!!! Böyle utanmaz, ahlaksız, zalim ve insafsızca karalar dünyanın neresinde görülmüştür? Irak devleti ve başındaki diktatör Saddam’ın Türkmenlere yaptıkları, inanın İnsan düşmanına bile yapmaz. Türkmenlerin Suçu neydi ? Petrol yatakları üzerinde doğmak, vatanını sevmek ve Türk soyundan olmaktı. 

 

Türk böl¬ge¬le¬ri¬ne Arap¬la¬rın yer¬leş¬ti¬ril¬me¬si¬ne de¬vam edil¬di ve bu amaç¬la, 1984 ve 1986 yı¬lın¬da Dev¬rim Ko¬mu¬ta Kon¬se¬yi¬nin al¬mış ol¬du¬ğu ka¬rar ile, nü¬fus kü-tü¬ğü¬nü Ker¬kük’e nak¬le¬den ve bu¬ra¬ya yer¬le¬şen Arap¬la¬ra 10.000 Irak di¬na¬rı (33 bin do¬lar) ve be¬da¬va ar¬sa¬lar ve¬ril¬di. Türk¬men¬le¬re gayrimen¬kul alım-sa¬tı-mı ve res¬mi da¬ire¬ler¬de bi¬le ara¬la¬rın¬da ana dil¬le¬ri ile ko¬nuş¬ma¬la¬rı ya¬sak¬lan¬dı. Göç et¬ti¬ri¬len Türk¬men¬le¬re hiç¬bir taz¬mi¬nat ödenme¬di¬ği gi¬bi, gön¬de¬ril¬dik¬le¬ri yer¬ler¬de ken¬di¬le¬ri¬ne ka¬la¬cak yer da¬hi göste¬ril¬me¬miş¬tir. Türkmenlerin mülk¬le-ri¬ne yer¬leş¬ti¬ri¬len Arap¬la¬ra ise Irak devletinden her tür¬lü ma¬li des¬tek sağ¬lan-mış, ara¬zi ve ko¬nut tah¬sis edilmiştir. Türk¬men¬le¬re yö¬ne¬lik her tür¬lü zu¬lüm, sür¬gün, iş¬ken¬ce ve idam ey¬lemle¬ri sı¬ra¬dan ha¬le gel¬mişti. Bin¬ler¬ce Türk¬men, Irak yö¬ne¬ti¬mi¬nin insanlık dı¬şı uy¬gu¬la¬ma¬la¬rı¬nın kur¬ba¬nı ol¬muş¬ ve bir o ka¬da¬rı da ka¬yıp¬ olmuştur. 

 

Türkmenlerin simgesi olan Kerkük Kalesinde oturanların tamamı Türkmen idi ve Kale dört mahalleden oluşmaktaydı: Meydan, Hamam, Ağalık ve Zindan. 1995 yılında Saddam Hüseyin'in talimatıyla kale sakinleri zorla boşaltılır ve 1997'den itibaren 2003'e kadar yüzlerce geleneksel tarihi Türk evleri buldozerlerle yerle bir edilir. Kerkük’te Türkmenlerin bugünkü durumunu en iyi tanıtan şey, tarihi Kerkük Kalesi'nde tanık olduğumuz içler acısı görüntü olsa gerek. Yakın tarihe kadar yüzlerce evi barındıran ve Türkmenlerin yüzyıllar boyunca yaşadıkları kalenin içi bugün dozerlerle yerle bir edilmiş halde duruyor. Sad¬dam yö¬ne¬ti¬mi sü¬rek¬li ola¬rak ül¬ke¬de Türk¬men top¬lu¬mu¬nun ya¬şa¬ma¬dı¬ğı ve¬ya çok az sa¬yı¬da ol¬du¬ğu id¬di¬ası¬nı ile¬ri sü¬re¬gel¬miş¬tir. Yu¬ka¬rı¬da an¬la¬tı¬lan bas¬kı¬ ve zulümlerin önem¬li bir kıs¬mı BM İn¬san Hak¬la¬rı ra¬por¬la¬rın¬da da yer al¬maktadır.

 

Başlangıçta, Araplaştırma politikası ile Türk kimliğini eritme çabaları, günümüzde, yani ABD'nin Irak'ı işgali ile "Kürtleştirme" politikasına dönüştü. Irak yö¬ne¬ti¬mlerinin Türk¬menlere yönelik in¬san¬lık dı¬şı uygulamaları¬nın daha beterini bugün Kürtler yapmaktadır. Türkmenler, yağmurdan kurtulduk derken, doluya yakalandılar. 2003 Nisan ayında ABD işgalinin hemen ardından Kürtlerin Kerkük'e girmeleri, Irak'taki bu Türk şehri için sonun başlangıcı olmuştur. Kürtler, şehre girer girmez nüfus ve tapu dairesine saldırarak, yakıp yıkıp yağmaladılar. Bir anlamda, bunu yaparak, kentin tarihini/hafızasını yok etmek istediler. Bundan sonra, diğer bir deyişle işgalden hemen sonra Kürtler hızla bölgeye/Kerkük'e göç etmeye başladılar (Kerkük’e 700 bin Kürt ithal edildi). Aslında, bu göçler bir anlamda teşvik edildi ve desteklendi. Kürtler, Türkmenlere ve devlete ait arazilere ev yaptılar ve yerleştiler. İşgal güçlerinin göz yummasıyla Kerkük’ün demografik yapısı Kürtler tarafından hızlı bir şekilde değiştirilmeye çalışıldı. Kürtler, sözde Kerkük’ün tarihi bir Kürt kenti olduğunu iddia etmeye başladılar. Yani Yahudilerin, Filistin’de kendilerine ait olmayan toprak talebi gibi. İnsanın aklına şu soru geliyor; “Türkmen şehri Kerkük neden bu kadar önemlidir?“ Bunun cevabını yazımızın devamında bulabilirsiniz. 

Belgelerle Kerkük’ün Kimliği

 

Kürt¬ler, Ker¬kük ko¬nu¬sun¬da si¬ya¬si ça¬lış¬ma¬la¬rı¬nın ya¬nı sı¬ra, siyasetçiler ve ya-zar çi¬zer¬le¬ri ile de, böl¬ge¬nin ya¬ni Türk¬me¬ne¬li top¬rak¬la¬rı¬nın Kürt böl¬ge¬si ol¬du-ğu, nü¬fu¬su¬nun da Kürt ol¬du¬ğu id¬di¬ası¬nı yazarlar ve dünyayı yanıltmaya ve kandırmaya çalışırlar. On¬lar¬ca ya¬za¬rın eser¬le¬rin¬de ve res¬mi dev¬let kayıt¬la¬rın-da¬ki mev¬cut bil¬gi¬ler¬le Ker¬kük’ün Türk, nü¬fu¬su¬nun ço¬ğun¬lu¬ğu¬nun Türk, ko¬nu-şu¬lan di¬lin de Türk¬çe ol¬du¬ğu¬ belgelenmektedir. Birçok Arap, Türk ve yabancı araştırmacı ve yazarın bu konuyu yani Kerkük'ün bir Türkmen şehri olduğu teyit eden birçok eseri mevcuttur.

 

Gert¬ru¬de Bell, 1. Dün¬ya Sa¬va¬şı son¬ra¬sı¬nın Irak’ını kur¬muş, sı¬nır¬la¬rı¬nı cet¬vel¬le ken¬di¬si çiz¬miş ve ya¬rat¬tı¬ğı Irak’ın kra¬lı¬nı bi¬le biz¬zat ken¬di¬si ta¬yin et¬miş bir İn-gi¬liz aja¬nı¬dır. 14 Ağus¬tos 1921 ta¬ri¬hin¬de ba¬ba¬sı¬na yaz¬dı¬ğı mek¬tu¬bun¬da “Re-fe¬ran¬dum ya¬pıl¬dı ve Kral Fay¬sal oy bir¬li¬ği ile se¬çil¬di, ama Ker¬kük, Kra¬lın le¬hi-ne oy kul¬lan¬ma¬dı. Ker¬kük’ün içi ve il¬çe¬le¬ri Türk¬men¬ler¬den oluş¬tu¬ğu, ba¬zı köy-le¬rin ise Kürt¬ler¬den sa¬kin ol¬du¬ğu¬nu yaz¬mak¬ta¬dır.[1] Irak’ın ku¬ru¬cu¬su Gert¬ru-de Bell’in mek¬tup¬la¬rın¬da Ker¬kük’ün Türk¬men şeh¬ri ol¬du¬ğu açık bir şe¬kil¬de ya-zıl¬mak¬ta¬dır. 

 

Kerkük’te İki buçuk sene il danışmanlığını, idari müfettişliğini ve Irak’ın kuzeyinde Kürtlerin yoğun yaşadığı Süleymaniye de de yıllarca görev yapan C. J. Edmonds Kürtler, Türkler ve Araplar adlı eserinde: “Kerkük’te Belediye gibi şehri ilgilendiren konularla uğraşan Miller (Ingiliz subayı), daha önce de söylediğim gibi Türkçeyi düzgün ve akı¬cı bir biçimde konuşmaktaydı ve özellikle Belediye Başkanı Abdulmecid Yakubi ile dostane bir ilişki kurmuş, sık sık kentten ayrılmam gereken dönemlerde iyi bir iş çıkararak mükemmel bir zemin çalışması gerçekleştirmişti. Livanın resmi dilinin Türkçe olarak kalması ve memurların da yerel ahaliden olmasını güvence altına alacak bir bildirimde, bulunmasıydı. Bu formül, Kerkük için kaydedilen büyük bir aşamaydı.[2]

 

Görüldüğü gibi Kerkük’ün Türk olduğunu ispatlayan bu belge açıkça gösteriyor ki Kerkük’ün resmi dilinin Türkçe kalmasının nedeni, şehrin ahalisinin Türk, dilinin Türk olmasıdır. Kürtlerin dostu, işgalci İngiltere tarafından bile kabul edilmiştir.

 

İn¬gi¬liz iş¬ga¬li sı¬ra¬sın¬da, Kürtlerin Lawrence'i diye tanınan İngiliz istihbarat subayı Binbaşı Edward William Charles No¬el, Şeyh Mah¬mut Berzenci‘yi Kürtlerin yoğun yaşadığı Sü¬ley¬ma¬ni¬ye tem¬sil¬ci¬si ola¬rak ata¬ma yet¬ki¬si¬ni almış-tı. No¬el bu yet¬ki¬yi he¬men kul¬lan¬mış, an¬cak “Ker¬kük böl¬ge¬si Türk¬men olup, Türk¬çe ko¬nuş¬tuk¬la¬rı için, Şeyh Mah¬mut’un nü¬fuz ala¬nın¬da ol¬ma¬yı red¬det¬miş-ler, bu¬nun üze¬ri¬ne iş¬gal kuv¬vet¬le¬ri de bu böl¬ge¬yi, Ker¬kük Böl¬ge¬si is¬miy¬le özel bir böl¬ge ola¬rak ilan et¬miş¬ti.

 

Ker¬kük’te si¬ya¬si su¬bay ola¬rak gö¬rev ya¬pan bin¬ba¬şı Step¬hen Hemsly Long¬rigg “Irak’ın Ye¬ni Ta¬ri¬hin¬de Dört Asır” ad¬lı ese¬rin¬de, Türk¬men¬le¬rin yer¬le¬şim böl¬ge-le¬ri¬ni an¬la¬ta¬rak şöy¬le de¬mek¬te¬dir: “Türk¬men¬le¬rin, Te¬la¬fer’de ve uzun bir çiz¬gi ola¬rak Mu¬sul yo¬lun¬da De¬li Ab¬bas’tan Bü¬yük zab’a ka¬dar uzan¬mak¬ta¬dır. Gü¬zel Ker¬kük şeh¬ri ise son iki asır¬da pek de¬ğiş¬me¬miş¬tir. Ve bü¬yük gü¬zer¬gah üze-rin¬de¬ki Türk¬men köy¬le¬ri¬nin ko¬nu¬mu, hat¬ta yağ¬mu¬ra da¬ya¬lı ta¬rım¬la uğ¬ra¬şan çe¬şit¬li köy¬le¬rin ko¬nu¬mu da hiç de¬ğiş¬me¬miş¬tir. Türk ka¬nı¬nın ha¬kim ol¬du¬ğu böl-ge¬ler¬de, Türk¬çe’nin ve Türk ba¬riz bir şe¬kil¬de gö¬rül¬dü¬ğü yer¬ler¬de, her za¬man Türk ağır¬lı¬ğı gö¬rül¬müş¬tür.”[3]

 

Long¬rigg bu kap¬sam¬da Ker¬kük’ü an¬la¬tır¬ken, ko¬nu¬şu¬lan di¬lin Türk¬çe olduğu¬nu söy¬le¬mek¬te¬dir. Bir İn¬gi¬liz su¬ba¬yı ola¬rak Ker¬kük’te gö¬rev yap¬mış olan Step¬hen Hemsly Long¬rigg, Ker¬kük’ün bir Türk şeh¬ri ol¬du¬ğu¬nu söylemek¬te¬dir, bu Ker-kük’ün bir Türkmen şehri olduğu tes¬ci¬li de¬ğil mi¬dir?

 

İngiliz işgali sırasında Erbil'in siyasi valisi olan W. R. Hay, bölge hakkında yazdığı bir kitapta şöyle demektedir:, “Ker¬kük şeh¬ri¬nin böl¬ge¬de¬ki Türk¬le¬rin ana mer¬ke¬zi ol¬du¬ğu¬nu ve sa¬vaş¬tan ön¬ce 30.000 nü¬fu¬su bu¬lun¬du¬ğu¬nu, ayrı¬ca ci¬var¬da bir çok köy hal¬kı¬nın da Türk¬çe ko¬nuş¬tu¬ğu¬nu” yaz¬ma¬ktadır. [4] 

 

Alman araştırmacı Re¬in¬hard Fisc¬her’in Ber¬lin üni¬ver¬si¬te¬sin¬de yük¬sek li¬sans dip¬lo¬ma¬sı¬nı al¬mak için sun¬du¬ğu te¬zin ko¬nu¬su “Irak Türk¬men¬le¬ri”. Irak’ta¬ki Türk¬men¬le¬rin en önem¬li mer¬ke¬zi Ker¬kük’tür. Ker¬kük’ün ro¬lü yal¬nız önem¬li bir kül¬tür mer¬ke¬zi ol¬mak¬tan zi¬ya¬de, Türk¬men¬le¬rin en yo¬ğun ol¬du¬ğu şehirdir“.[5) 

 

Fransız araştırmacı ve yazar Chris KUTSCHERA’nın "Kürt Ulusal Hareketi" adlı kitabında: 

 

“Ker¬kük’ün çok özel bir sta¬tü¬sü var¬dı. Te¬orik ola¬rak Irak’a bağ¬lıy¬dı. Bağdat’la iliş¬ki¬le¬rin¬de res¬mi dil ola¬rak TÜRK¬ÇE kul¬la¬nı¬lı¬yor¬du. Ker¬kük, danış¬man¬la¬rı İn-gi¬liz olan bir Türk mu¬ta¬sar¬rı¬fı (vali) ta¬ra¬fın¬dan yönetiliyordu. İn¬gi¬liz yet¬ki¬li¬ler (Fay¬sal’ın 23 ekim 1922 ta¬rih¬li ge¬nel¬ge¬si çer¬çe¬ve¬sin¬de) Ker¬kük eş¬ra¬fı¬nı ken¬di böl¬ge¬le¬rin¬de bir ku¬ru¬cu mec¬lis se¬çi¬mi ya¬pı¬la¬ca¬ğın¬dan ha¬ber¬dar et¬miş¬ler¬di”.[6]

 

1890'lı yıllarda Duyun-i Umumiye müfettişi olarak bölgeye ge¬len Fransız Vital Cuinet, "Le Turquie î D'Asia" isimli eserinde, Kerkük şeh¬rinin nüfusunu 30 bin olarak verir¬ken, bu nüfusun 28 bininin Türkmen olduğunu belirtmektedir.[7] 

 

Rus araştırmacı V¬la¬di¬mir F.Mi¬norsky “Türk¬men¬ler; Te¬la¬fer, Er¬bil, Al¬tun¬köp¬rü, Ker¬kük, Ta¬ze¬hur¬ma¬tu, Ta¬vuk, Tuz¬hur¬ma¬tu, Kif¬ri ve Ka¬ra¬te¬pe gi¬bi şe¬hir ve ka¬sa¬ba¬lar¬da ve Mu¬sul böl¬ge¬si¬nin gü¬ne¬yin¬den ge¬çen ta¬ri¬hi “İpek Yo¬lu” de¬ni¬len yol üze¬rin¬de¬ki böl¬ge¬de ço¬ğun¬lu¬ğu teş¬kil et¬mek¬te¬dir¬ler.”[8] 

 

Kerkük katliamı 1959’da Kerkük’te Kürt komünistleri, Kürt askerleri ve KDP peşmergeleri silahsız ve suçsuz Türkmenleri 3 gün 3 gece hünharca katlettiler. Ve bu tarihe “Kerkük Katliamı” olarak geçecektir. Bu olay Amerikan basınında da yankı bulmuştur. Amerikanın tanınmış gazetelerinden The Newyork Times Gazetesi bu konuda haber vermiştir. "Bağdat'ın 150 mil kuzeyinde olan Kerkük'ün çoğunlu¬ğu müreffeh Türkmenlerden oluşmaktadır. eyleme, çeşitli silahlarla donatılmış sivil Kürtlerle, ordu ile işbirliği içerisinde olan komünist ağırlıklı Halkın Direniş Grubu (çoğu Kürtlerden oluşuyordu) katılmışlardır.[9] 

 

Kürt asıllı Prof. Dr. Nuri Talabani, Kerkük Bölgesinin Araplaştırılması adlı kitabında, Kerkük’ün 2. tümen komutanı Nazım Tabakçalı’nın Kerkükteki gelişmeleri Bağdat’ta ki Savunma Bakanlığı’nın askeri istihbaratına gönderdiği raporda: 

Belge: Kerkük eyaletinin Arap, Hıristiyan (Asuri,Keldani, Ermeni) azınlıklarıyla bir Türkmen ço¬ğunluğuna sahip olduğuydu. Kerkük eyaletinde Kürt Eğitim Müdürlüğü kurulması veya girişimi buradaki diğer milliyetler arasında projeye karşı huzursuzluk duyguları uyanmasına yol açacaktır. Ayrıca öğretmenler birliği (Arap milliyetçiler, Baasçılar ve Türkmenlerden oluşan "Ulusal Liste" içinde Öğ¬retmenler Birliği seçimlerini kazanan hepsi Türkmen olan grup) bunu bana kamu yararı için bildirdiklerini, ilkeleri Kürt olmayan çoğunluğun yaşadığı bir eyalete asla uyarlanamayacak bir mü-dürlüğün varlığıyla tehdit altına girebilecek ülke geleceği, eği¬timin birliği için yaptıklarını da söylediler.[10] 

 

İmzalı

Tümgeneral Nazım el-Tabakçalı

ikinci Tümen Komutanı

Askeri istihbarat Müdürlüğü

 

Aslı Arap olan ancak Amerika'da yaşayan Said K. Aburish, Saddam hakkında İngilizce kaleme aldığı eserin¬de bir gerçeği aydınlatmak istiyor

 

"Saddam, Kerkük'ü Araplaştırmaya çalışıyordu. Sad¬dam Kerkük'ün bir Arap, Kürtler de bir Kürt şehri oldu¬ğunu iddia ediyorlardı. Aslında bu şehir ne Arap ne de bir Kürt şehridir. O şüphe götürmez bir Türkmen şehri¬dir. Kürtler 1960 yıllarından itibaren planlı bir şekilde Kerkük'e gelmeye ve yerleşmeye başlamışlardır".[11] 

 

Fi¬lis¬tin¬li ya¬zar ve araş¬tır¬ma¬cı Ha¬nna Ba¬ta¬tu : “Ker¬kük şeh¬ri ya¬kın ta¬ri¬he ka-dar ke¬li¬me¬nin tam ma¬na¬sıy¬la bir Türk şeh¬ri idi. Kürt¬ler bu şeh¬re ya¬kın köy-ler¬den göç et¬me¬ye baş¬la¬dı¬lar. 1959 yı¬lın¬da Kürt¬ler şeh¬rin yak¬la¬şık üç¬te bi¬ri¬ni oluş¬tur¬ma¬ya baş¬la¬dı¬lar.[12] 

 

Fe¬rik El-Mız¬hır El-Fi¬ravn “Irak’ta¬ki azın¬lık¬lar şöy¬le¬dir: Sü¬ley¬ma¬ni¬ye de Kürt¬ler ve Ker¬kük’te Türk¬ler.[13] 

 

Sey¬yar El Ce¬mil “Irak’ın ku¬ze¬yin¬de be¬lir¬li böl¬ge¬ler¬de ya¬şa¬yan Türk¬men¬ler Dic¬le neh¬ri¬nin do¬ğu¬sun¬da¬ki Ker¬kük’te ve neh¬rin ba¬tı¬sın¬da¬ki Te¬la¬fer’de yoğun ola¬rak ya¬şa¬mak¬ta¬dır. Bun¬la¬rın asıl¬la¬rı Irak’ta ege¬men¬lik ku¬ran Türkmen Dev-let¬le¬ri¬ne da¬yan¬mak¬ta¬dır.[14] 

 

Araş¬tır¬ma¬cı ya¬zar Sa¬ti Al-His¬ri “Irak’ta Ha¬tı¬ra¬la¬rım” ad¬lı ese¬rin¬de 1921 yılın-da, o dö¬ne¬min Eği¬tim Ba¬kan¬lı¬ğı baş mü¬şa¬vi¬ri gö¬re¬vin¬de bu¬lu¬nan İn¬gi¬liz yüz-ba¬şı N.Va¬rel ile olan ih¬ti¬la¬fı ve çar¬pış¬ma¬sı¬nı, Eği¬tim Mü¬dü¬rü mu¬avin¬li¬ği gö¬re¬vi-ni red¬det¬ti¬ği¬ni açık¬lar¬ken, Va¬rel’in ken¬di¬si¬ne:

 

“Ker¬kük’e git, ora¬da Eği¬tim Mü¬dür¬lü¬ğü gö¬re¬vi¬ni sa¬na ve¬re¬lim, ora¬da Türk¬çe ko¬nu¬şu¬lur, sen de Türk¬çe bi¬li¬yor¬sun”, de¬di¬ği¬ni ha¬tır¬la¬tı¬yor. Va¬rel bu önerisi¬ni Kra¬li¬yet Sa¬ra¬yı Baş¬ka¬nı Rüs¬tem Hay¬dar’a da tek¬rar¬la¬mış ve Al-His¬ri’den Türk-çe ko¬nu¬şu¬lan Ker¬kük’te ya¬rar¬lı ola¬bi¬le¬ce¬ği¬ni söy¬le¬miş¬ti.[15]

 

Bir baş¬ka ya¬zar, Ab¬dul¬me¬cid Ha¬sip Al-Kay¬si’ye ba¬ka¬cak olur¬sak, 1 Ha¬zi¬ran 2000 ta¬ri¬hin¬de Lond¬ra’da çı¬kan el-Ha¬yat ga¬ze¬te¬sin¬de Asu¬ri¬ler ad¬lı ki¬ta¬bı hak-kın¬da ya¬yın¬la¬nan bir eleş¬ti¬ri¬ye ver¬di¬ği ce¬vap¬ta, ken¬di¬si¬ni ta¬nı¬tır¬ken Irak’ın si-ya¬si ta¬ri¬hiy¬le il¬gi¬len¬me¬si¬nin el¬li yı¬lı bul¬du¬ğu¬nu ifa¬de eden bu yazar, adı ge¬çen ki¬ta¬bın¬da Ker¬kük’ün bir Türk¬men şeh¬ri olup, hal¬kı¬nın Türk ır¬kın¬dan ol¬du¬ğu¬nu yaz¬mak¬ta¬dır.[16] 

 

Dr. Me¬cit Khud¬du¬ri “Cum¬hu¬ri¬yet Dö¬ne¬min¬de Irak” ad¬lı es¬rin¬de Ker¬kük, Altun¬köp¬rü ve Te¬la¬fer’e te¬mas eder¬ken, bu¬ra¬la¬rın Türk¬men¬ler¬ce mes¬kun ol-du¬ğu¬nu ya¬zar.[17] 

 

Irak¬lı ya¬zar Mir Bas¬ri “Ye¬ni Irak’ın Ede¬bi¬yat Yıl¬dız¬la¬rı” ad¬lı ese¬rin¬de Irak’ta ge¬li¬şen ede¬bi¬yat¬tan söz eder¬ken, Kürt¬le¬rin Sü¬ley¬ma¬ni¬ye böl¬ge¬sin¬de ede¬bi eser¬ler ver¬me¬le¬ri¬ne kar¬şın, Ker¬kük’te Türk¬men ede¬bi¬ya¬tı¬nın yay¬gın olduğu¬nu ya¬za¬rak, Fu¬zu¬li, Faz¬li, Ri¬zai, Ah¬di, Şem¬si ve Hü¬sey¬ni ile baş¬la¬yan ede¬bi¬yat akı¬mı¬nın, sa¬de¬ce Türk¬men ede¬bi¬ya¬tı ile ge¬liş¬ti¬ği¬ni ve Hic¬ri De¬de, Hı¬dır Lüt¬fü, Na¬ci Hür¬müz¬lü, Meh¬met Sa¬dık ve Ah¬met Fa¬iz ile do¬ru¬ğa çıktığı¬nı, Kürt asıl¬lı Şeyh Rı¬za Ta¬la¬ba¬ni’nin de Türk¬çe yaz¬mak du¬ru¬mun¬da ol¬du¬ğu¬nu bil¬dir¬mek¬te-dir.[18] 

 

Irak’ın ye¬ni ta¬ri¬hi üze¬rine pek ¬çok araş¬tır¬ma¬sı ve ese¬ri bu¬lu¬nan Hay¬ri Emin Öme¬ri de, Irak’ın ye¬ni ta¬ri¬hin¬den po¬li¬tik hi¬ka¬ye¬ler (Arap¬ça) , Bağ¬dat, 1969, S. 66. Irak tah¬tı üze¬ri¬ne ya¬şa¬nan tar¬tış¬ma ve ça¬tış¬ma¬la¬rı an¬la¬tır¬ken Kerkük’te ço¬ğun¬lu¬ğun Türk¬men ol¬du¬ğu¬nu yaz¬mak¬ta¬dır.

 

Dr. Fa¬zıl Hü¬se¬yin’in “Mu¬sul So¬ru¬nu” ki¬ta¬bı¬nın 2’nci bas¬kı¬sı¬nın 92’nci sayfasın-da, Er¬bil, Ker¬kük ve di¬ğer Türk¬men böl¬ge¬le¬ri hak¬kın¬da Mil¬let¬ler Cemi¬ye¬ti ra-po¬run¬da şu¬nu yaz¬mış¬tır: “Mil¬let¬ler Ce¬mi¬ye¬ti ko¬mis¬yo¬nu bu şehir¬le¬rin sa¬kin¬le-ri¬nin asıl¬la¬rı¬nın Türk ol¬duk¬la¬rı¬nı be¬lir¬te¬rek Er¬bil’de, Türkler¬den beş, ya¬rı¬sı Türk, ya¬rı¬sı Kürt olan ve bir de Ya¬hu¬di ma¬hal¬le vardır. Ko¬mis¬yo¬nun ifa¬de¬sin-de, hü¬kü¬met de¬ne¬ti¬min¬de¬ tek ga¬ze¬te basıldığını, bu¬ra¬da ya¬yın¬la¬nan res¬mi fer¬man¬lar¬da Arap¬ça ve Türk¬çe dillerinin kul¬la¬nıl¬dı¬ğı¬nı be¬lirt¬miş¬tir. Ker¬kük’te bu¬lu¬nan İn¬gi¬liz si¬ya¬si su¬ba¬yı Arap¬ça ve Kürt¬çe ko¬nuş¬ma¬yı da¬hi bil¬mi¬yor¬du. Yal¬nız¬ca Türk¬çe’yi öğrenmişti. Al¬tın¬köp¬rü ve Tuz¬hur¬ma¬tu ta¬ma¬men Türk ve¬ya Türk¬men şehirle¬ri¬dir. Bun¬lar için¬de bir¬kaç ai¬le Ya¬hu¬di bu¬lun¬mak¬ta¬dır. Ka¬ra¬te-pe %75’i Türk, %22’si Kürt, %3’ü ise Arap¬lar¬dan oluş¬mak¬ta¬dır. Ta¬ze¬hur¬ma-tu ve Da¬kuk ta¬ma¬men Türk şe¬hir¬le¬ri¬dir. Yal¬nız çev¬re¬sin¬de¬ki köy¬ler Kürt¬ler¬den oluş¬mak¬ta¬dır.”

 

An¬sik¬lo¬pe¬dik bil¬gi¬le¬re baş¬vu¬ra¬cak olur¬sak, Camb¬rid¬ge Üni¬ver¬si¬te¬si ya¬yı¬nı olan “Dün¬ya¬nın Yö¬re¬sel Mi¬ma¬ri¬si An¬sik¬lo¬pe¬di¬si” ad¬lı ese¬rin Kir¬kuk (Ker¬kük) mad-de¬si, Ker¬kük’te ço¬ğun¬lu¬ğun Türk¬men ol¬du¬ğu¬nu ve Irak’ta Türk¬men nüfu¬su-nun 2.5 mil¬yo¬nun al¬tın¬da ol¬ma¬dı¬ğı¬nı yaz¬mak¬ta¬dır.[19] 

 

Ana Britannica Ansiklopedisi’nin “Ker¬kük” mad¬de¬si¬ni J.H. Kra¬mers yazmıştır. Kra¬mers il¬gi¬li mad¬de¬de “Ker¬kük’ün 1. Ci¬han Har¬bi’nden az ev¬vel 20.000 ka-dar tah¬min edi¬len nü¬fu¬su¬nun ha¬kim un¬su¬ru¬nu Türk¬ler teş¬kil ediyor¬du” di¬ye yaz¬mak¬ta¬dır.[20]

 

Mic¬ro¬soft An¬sik¬lo¬pe¬di¬sin¬de ise Ker¬kük Irak’ın pet¬rol sa¬na¬yi¬si¬nin mer¬ke¬zi¬dir. Ak¬de¬niz’e ham pet¬rol ta¬şın¬ma¬sı için pet¬rol bo¬ru hat¬tıy¬la bağ¬lı¬dır. Ker¬kük nü-fus ço¬ğun¬lu¬ğu Türk¬men¬dir. Ay¬rı¬ca Kürt, Arap, Asu¬ri ve Er¬me¬ni¬ler¬de bulun-mak¬ta¬dır.[21]

 

28 Ekim 1992 ta¬rih¬li Mey¬dan La¬ro¬us¬se’un Tür¬ki¬ye bas¬kı¬sı¬nın Ker¬kük madde-sin¬de şu ifa¬de¬ler yer al¬mak¬ta¬dır: “Ker¬kük’te yo¬ğun bir Türk topluluğu ile onun ge¬liş¬tir¬di¬ği Türk kül¬tü¬rü var¬dır. Şe¬hir¬de 350 ai¬le ka¬dar olan Hı¬ris¬ti¬yan-lar da Türk¬çe ko¬nu¬şur ve Türk¬çe’yi Sür¬ya¬ni harf¬le¬ri ile yazar¬lar ve bir bö¬lü¬mü de Ker¬kük Ka¬le¬si’nde otu¬rur¬lar.”

 

Irak’ın ku¬ze¬yin¬de bü¬tü¬nüy¬le Türk¬men ka¬sa¬ba ve köy¬le¬ri var¬dır. Önem¬li bir kent olan Ker¬kük’te bun¬lar¬dan bi¬ri¬dir.[22]

 

Kerkük konusunda yalan söylemekten çekinmeyen Kürtler, Kerkük'ün aslında Osmanlı arşivlerine göre de Kürt şehri ol¬duğunu söylerken, gerçek Osmanlı arşivleri bu konuda tam tersini söylemektedir.

 

Bel¬ge¬ler¬le do¬lu olan bu ki¬tap, T.C. Baş¬ba¬kan¬lık Dev¬let Ar¬şiv¬le¬ri Ge¬nel Müdür-lü¬ğü, Os¬man¬lı Ar¬şi¬vi Da¬ire¬si Baş¬kan¬lı¬ğı Nu: 64, “Ka¬nu¬ni Dev¬ri”nde 111 nu¬ma-ra¬lı Ker¬kük’e ait tah¬rir def¬te¬ri¬dir, ya¬yın ta¬ri¬hi: 2003.

 

Tah¬rir def¬te¬ri in¬ce¬len¬di¬ğin¬de, böl¬ge¬de ya¬şa¬yan top¬lum¬la¬rın et¬nik kim¬lik¬le¬ri, bağ¬lı ol¬duk¬la¬rı aşi¬ret¬ler ve bu aşi¬ret¬le¬rin kim¬li¬ği, böl¬ge¬nin ida¬ri ya¬pı¬sı, nüfu¬su, din ve mez¬hep¬le¬ri, va¬kıf¬lar, top¬ra¬ğın ya¬ni ara¬zi¬le¬rin ta¬sar¬ruf şek¬li ve ki¬me ait ol¬du¬ğu, hay¬van¬cı¬lık hak¬kın¬da bil¬gi¬le¬rin ya¬nı sı¬ra 7320 er¬kek nü¬fu¬su¬nun bu-lun¬du¬ğu ve bun¬la¬rın da % 90’ının TÜRK OL¬DU¬ĞU GÖRÜLMEK¬TE¬DİR.

 

Kürt¬le¬rin gös¬ter¬di¬ği ve her yer¬de ib¬raz et¬tik¬le¬ri tek kay¬nak¬la¬rı, Arnavut asıllı Şem¬sed¬din Sa¬mi’nin ver¬di¬ği bil¬gi¬lerdir. Şemseddin Sami Türkçeyi öğrenerek kitaplar ve makaleler yazmaya başlamıştır. Semseddin Sami Kerkük’ü hiç görmeden bazı Fransız ansiklopedilerden yararlanarak Kamus-i A’lam’inin Kerkük maddesinde Kürtlerin Kerkük’te çoğunluğu oluşturuyor yazmaktadır. Verdiği bilgilerin bilimsel, gerçekçi ve doğru olduğunu kabul etmemiz gerekirse, Bağdatı’n da bir Türk şehri olduğunu kabul etmemiz gerekir. Çünkü Şemseddin Sami aynı eserinde, Bağdat’ta halk tarafından konuşulan birinci lisanın Türkçe, İkinci derecede ise Arapça olduğunu da tespit ettiğini yazmaktadır

 

“Bel¬ge: ” Dev¬let ar¬şi¬vin¬den alın¬mış bir dev¬let bel¬ge¬si¬dir. Tar¬tış¬ma gö¬tür¬mez ger¬çek bir bel¬ge¬dir.

 

“Mu¬sul Vi¬lâ¬ye¬ti-Sal¬nâ¬me-i Res¬mi¬ye¬si¬dir”. 1904 yı¬lın¬da bun¬dan 100 yıl ön¬ce ya¬zı¬lan bu bel¬ge, Şem¬sed¬din Sa¬mi’nin yaz¬dık¬la¬rı ile ay¬nı ta¬rih¬le¬re rast¬lar. İki bel¬ge ara¬sın¬da¬ki fark¬la¬ra ba¬kıl¬mak su¬re¬tiy¬le bi¬lim¬sel ola¬rak ko¬nu¬yu iyi de¬ğer-len¬dir¬mek ge¬rek¬mek¬te¬dir. Es¬ki Türk al¬fa¬be¬si ile ya¬zı¬lan bel¬ge¬den ba¬zı sa¬tır¬la-rı oku¬ya¬lım. S. 212, 213, 214.:

 

“Ker¬kük San¬ca¬ğı¬na da¬ir ma¬lû¬mat:

 

... Ker¬kük şeh¬rin¬de 26510 İs¬lâm ve 432 Kel¬da¬ni ve 463 Mu¬se¬vi, bu¬na bir mis¬li ünas (ka¬dın), üç bin¬den aşa¬ğı ol¬ma¬yan ya¬ban¬cı ilâ¬ve olu¬nur¬sa şeh¬rin nü¬fus mec¬mu¬ası 57810’a ba¬liğ olur. Ker¬kük şeh¬ri “ka¬le” ve “kar¬şı ya¬ka” ve “kor¬ya” nam¬la¬rı ile üç kıs¬ma mün¬ka¬sim (bö¬lün¬müş) olup, bu her üç kısımda 14 ma¬hal¬le var¬dır. AHA¬Lİ-İ ŞE¬HİR: UMU¬MݬYET¬LE TÜRK OLUP TÜRK¬ÇE TE-KEL¬LÜM EDER¬LER. (ko¬nu¬şur¬lar). GU¬RA¬BA (ya¬ban¬cı) OLA¬RAK BİR MİK¬TAR ARAP VE KÜRT İLE KA¬LİL’İL (az)- MİK¬TAR İRA¬Nİ BU¬LU¬NUR”. Ay¬nı yıl¬la¬ra rast¬la¬yan, bi¬ri res¬mi dev¬le¬te, di¬ğe¬ri şah¬sa ait olan bilgi arasında¬ki far¬ka ba-kan¬lar ve Ker¬kük’ü, çev¬re¬si¬ni ya¬kın¬dan bi¬len¬ler, tanıyan¬lar, ora¬da ya¬şa¬yan-lar, Kürt¬le¬rin ne ka¬dar ta¬rih bil¬gi¬sin¬den yok¬sun, ha¬yal pe¬şin¬de koş¬tuk¬la¬rı¬nı an¬la¬ya¬cak¬lar¬dır. 

 

Kerkük Kalesini Kürtler mi Yaptı?

 

Sözde bazı Kürt araş¬tırmacı, yazar ve çizerleri Kerkük’ü hayal edilen Kürt devletinin sınırları içine almak için türlü yalan ve uydurma belgelerle insanları yanıltıyorlar. Bu sözde Kürt Araştırmacıları:

 

"Bu bölgede yaşayan Kürtlerin bağımsız devletleri, imparatorlukları, devletçikleri ve emirlikleri olmuş¬tur... Irak kuzeyinin kalesiyle meşhur olan şehri Kerkük'tür”.

 

Kürtlerin kü¬çük ve dağınık beylikler kurduklarını kabul etmek müm¬kündür. Ancak, devletler, hatta imparatorluklar kurduk¬larını iddia etmenin hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Bu devletler ve imparatorluklar ne zaman ve nerede kurulmuş¬tur? Adları nedir, hükümdarları kimlerdir? Hiç belli değildir.[23]

 

Zi¬ra ta¬rih¬siz¬ler, ya¬pay geç¬miş ya¬rat¬ma¬ya ça¬lı¬şı¬yor¬lar. Kürt siyasitçileri, tarih-çi¬le¬ri ve ay¬dın¬la¬rı bir da¬la tu¬tun¬mak ve ye¬ni bir ta¬rih ya¬rat¬mak istiyorlar, ama ta¬ri¬hi da¬ya¬nak¬la¬rı yok ve id¬di¬ala¬rı¬nı da hiç¬bir ta¬ri¬hi kay¬nak doğ¬ru¬la¬mı¬yor. Ya-pa¬bil¬dik¬le¬ri tek şey, baş¬ka mil¬let¬le¬rin ta¬ri¬hi şah¬si¬yet¬le¬ri¬ni ve kül¬tü¬rel var¬lık¬la-rı¬nı ken¬di¬le¬ri¬ne mal et¬me¬ye ça¬lış¬mak. Yarında Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucularının Kürtler’in olduğunu söylerlerse kimse şaşmasın.

 

Yoksa Kerkük Kalesini Kürtler mi Yaptı?!! Kerkük'te diktikleri, tarihi değeri olan bir mimari eserleri var mı? Bir tane yoktur. Ama bu hayalperestler utanmadan Kerkük’ün tarihi ve coğrafi olarak Kürt şehridir derler!

 

Bir Ortadoğu uzmanı olan David McDowall Mo¬dern Kürt Tarihi isimli kitabında diyor ki:

 

"Az sayıda Kürt, 1958 gibi yakın bir tarihten bu yana daha büyük bir Türkmen nüfusa sahip olmasına rağ¬men, bugün bile Kerkük şehrinin kendilerinin olduğunu öne sürecektir"[24]

 

Ker¬kük’ün Türk¬men şeh¬ri ol¬du¬ğu¬nu gös¬te¬ren önem¬li bel¬ge¬ler¬den bi¬ri¬si de, Irak li¬se¬le¬rin¬de oku¬tu¬lan ve Mil¬li Eği¬tim Ba¬kan¬lı¬ğı ta¬ra¬fın¬dan se¬çi¬len “Irak Coğ¬raf¬ya¬sı”ad¬lı ders ki¬ta¬bın¬da Ker¬kük nü¬fu¬su¬na da¬ir ve¬ri¬len bil¬gi¬ler¬dir. 1929 ta¬ri¬hin¬de Irak es¬ki Baş¬ba¬ka¬nı ve Sa¬vun¬ma Ba¬ka¬nı Ge¬ne¬ral Ta¬ha El-Ha¬şi¬mi ta¬ra¬fın¬dan ya¬zı¬lan ve Bağ¬dat’ta Dar El-Se¬lam ya¬yı¬ne¬vin¬de ba¬sı¬lan bu ki¬tap; Irak Coğrafyası 1929

 

Irak Coğrafyası - Lise Okulları

Yazar: Zaim Taha El Haşimi 

(Maarif Bakanlığı tarafından Liselerde okutulmasına karar verilmiştir)

Darulselam Matbaası - Bağdat 

1929-1348

sayfa : 242

 

Kerkük Livası

 

Bu liva Irak`ın kuzeyinde bulunmaktadır. Nüfus yoğunluğu 4:8/km2 (Çemçemal ve Kifri ) ila 16:32/km2 (Kerkük ilçeleri).

 

1920 yılının verilerine göre bu livanın toplam nüfusu 92.000 kişi, nüfusun çoğunluğu ise Türktür , daha sonra kürt ve arap . Yapılan son sayıma göre Kerkük kazası 59216, Kifri kazası 32789 ve Çemçemal ve Kifri 35054 kişi olarak tespit edildi.

 

Kerkük: Kerkük şehri Kara Hasan dağının doğu eteklerinde yer almaktadır. Hasa Su ırmağının iki tarafına bölünmüş bir şekildedir. Hasa Su`nun doğu cephesinde kale yer almaktadır. Doğu cephesine kale tarafı, batı cephesinede Korya olarak adlandırılmaktadır. Korya tarafında çok sayıda bağ ve bostan bulunmaktadır. Şehrin kuzeyinde Şaturlu mahallesi yer almaktadır. Konut sayısı yaklaşık 40.000 dir. Evler taş ile yapılmıştır. Son sayımda Kerkük merkezinin toplam nüfusu 32191 olarak tespit edilmiştir. Nüfusun çoğu Türktür . Bağdat -Kerkük demir yolları bu şehirden geçmektedir. Kerkük Irak`ın çok önemli merkezlerinden biridir.

 

Bu önem¬li bel¬ge, Ker¬kük’ün bir Türk şeh¬ri ol¬du¬ğu¬nun Irak res¬mi makamların¬ca tes¬cil edil¬di¬ği¬ni gös¬ter¬mek¬te¬dir. Hem de Ker¬kük ve ci¬va¬rı¬nın Türk olduğunu belirten bu bel¬ge¬nin ya¬za¬rı, o dö¬ne¬min Irak Baş¬ba¬ka¬nı ve Sa-vun¬ma Ba¬ka¬nı¬dır. Ker¬kük’ün Türk¬men şeh¬ri ol¬du¬ğu¬na da¬ir en kü¬çük bir şüp-he¬si olan¬la¬ra bu bel¬ge it¬haf olu¬nur. 

 

Irak Devletinin resmi belgelerinde bulunan en eski nüfus sayımı olan 1947 nüfus sayımı için yayınlanan resmi kitapçıklarda Kerkük şehrinin o zamanki mahalleleri ve her mahalledeki aile sayısı beyan edilmiştir. Bu mahallelerin isimleri kitapçığın ikinci cildinin 101. Sayfasında şöyle beyan edilmiştir: (1) Sarıkahya, (2) Şaturlu, (3) Begler, (4) İmam Kasım, (5) Bulak, (6) Ahi Hüseyin, (7) Meydan, (8) Ağalık, (9) Hamam Mülim, (10) Hamam Mesihi. Bu resmi belgeye göre Kerkük şehri 1947 yılında isimleri belirtilen 10 adet mahalleden oluşmaktadır. Kürt ve Türkmenlerden oluşan ‘’İmam Kasım’’ mahallesi yer almakta ve Şorca mahallesi de geçen yüz yılın kırkları ve ellilerinde yoktur. Kerkük’te sonradan ihdas edilen ‘’iskan’’ ile ‘’Rahimava’’ Kürt mahalleleri bu listede yer almamıştır.

 

Listedeki kalan 9 mahallenin hepsi ki bunlar yüz yıllardan beri yerleşim bölgeleridir, Türkmenlerin oturduğu bölgelerdir. Bu bölgelerdeki tüm konutlar, tesisler, mağaza ve dükkânlar, hanlar, hamamlar, kahvehaneler ve camiler de Türkmenlerin mülkiyetinde olduğu yapılardır. Bunun yanında Begler, Sarıkahya ve Şaturlu mahallelerinde belirli sayıda Ermeni ve Süryani aileler de oturuyordu.

 

1947 yılında ne şimdiki Kürt mahalleleri olan Şorca, Rahimava, İskan, Azadi mahalleleri vardı, ne de sonradan Baas partisi döneminde asimilasyon politikası doğrultusunda Araplar için inşa edilen mahalleler vardı. 1947 yılında bir adet Kürt ya da Arap mahallesi olsa idi, bu durum anılan resmi belgede yerini almış olurdu. Buna bağlı olarak Kürtler hissedilir bir şekilde kentin başka mahallelerine de sızmaya başladılar. 

 

Ker¬kük’le il¬gi¬li bü¬tün res¬mi bel¬ge¬ler, açık¬ça gös¬te¬ri¬yor ki,1958 yı¬lı¬na ka¬dar Ker¬kük’te Kürt¬le¬rin nü¬fus ora¬nı ke¬sin¬lik¬le %10’u geç¬mi¬yor¬du. 1957 sayımına göre Kerkük’te mahalleler şunlardır: “Sarıkahya, Mahatta (İstasyon), Tisin, Begler, Şaturlu, Hasa, Elmas, Bulak, Ahi Hüseyin, Çay, Çukur, Piryadi, Avçı, Musalla, Ağalık, Kale Meydan, Hamam Müslim, Yeni Kerkük (Arafa), İmam Kasım, Şorca, Cırıt Meydanı, İmam Abbas, Zeve, Meydan, Hamam Mesihi, Altuncular, Nefçiler, Yeni Tisin, Hamzeli, Bağdat Yolu, Çiniçiler, Helvacılar”. Yal¬nız iki ma¬hal¬le¬de Kürt¬ler yo¬ğun ola¬rak yaşıyor¬lar¬dı: İmam Ka¬sım ve Şor¬ca, ki Şorca Mahallesi Kırklarda daha kurulmamıştı. Kürt mahallelerinden bir tanesi tamamen Kürt’tür (Şorca); diğeri ise (İmam Kasım) Kürt ve Türkmen karışımından oluşmaktaydı. Kürtlerin yoğun yaşadığı Şor¬ca ma¬hal¬le¬sin¬de sa-de¬ce 126 ha¬ne bulunmaktay¬dı. Arap¬la¬rın otur¬du¬ğu tek bir ma¬hal¬le var¬dı, o da Arap¬lar mahal¬le¬si di¬ye bi¬li¬ni¬yor¬du. Bir ma¬hal¬le¬de ise (El¬mas mahallesi) Hıristiyanlar (Asu¬ri, Kel¬da¬ni, Er¬me¬ni) ve Türk¬men¬ler ka¬rı¬şık hal¬de yaşıyorlar-dı. Ker¬kük Ka¬le¬sin¬de otu¬ran¬la¬rın ta¬ma¬mı Türk¬men idi ve bu¬ra¬da dört ma¬hal¬le bu¬lu¬nu¬yor¬du: Mey¬dan, Ağa¬lık, Zın¬dan ve Ha¬mam mahalleleridir. Yal¬nız ka¬le için¬de ya¬şa¬yan Türk¬men nü¬fu¬su, 2 Kürt mahalle¬si¬nin nü¬fu¬su¬ndan kat kat daha fazladır. İskân ve Rahimava mahalleleri ise 1957 sayımında henüz kurulmamıştı. Bu mahalleler, 1958 devrimi sonrasında gerçekleşen Kürt göçlerinin ardından oluşmuştur.1957 nü¬fus sa¬yı¬mı ise Ker¬kük’ün ke¬sin ola¬rak bir Türk şeh¬ri ol¬du¬ğu¬nu göstermek¬tey¬di. 1970’de Kürt¬le¬re özerk¬lik ve¬ril¬me¬si-ne iliş¬kin gö¬rüş¬me¬ler es¬na¬sın¬da Irak Hü¬kü¬me¬ti, 1957 nü¬fus sa¬yı¬mı¬na da¬ya-na¬rak, Ker¬kük’ün hüvi¬ye¬ti¬ni be¬lir¬le¬mek is¬te¬miş¬ti ama Mesud Barzani’nin babası Mol¬la Mustafa Bar¬za¬ni Ker¬kük’ün de¬mog¬ra¬fik ya¬pı¬sı¬nı çok iyi bil¬di¬ği için bu is¬te¬ği ke¬sin bir dil ile red¬det¬miş¬ti. Şa¬yet Ker¬kük ger¬çek¬ten id¬dia et¬tik-le¬ri gi¬bi bir Kürt şeh¬ri ol¬say¬dı red¬de¬der miy¬di? İngiliz Yazar David McDowall A Modern History of The Kurds “Modern Kürt Tarihi”, eserinde şöyle demektedir: 

 

“Molla Mustafa (Barzani) Bağdat hükümetini Kerkük, Hanekin ve Sincar gibi bölgelere Arapları yerleştirmekle suçladı ve Arapları çoğunlukta gösteren nüfus sayımı sonuçlarını kabul etmeyeceğini hükümete bildirdi. Ayrıca üzerinde sahtekarlık yapıldığı için, 1965 yılı nüfus sayımının verilerini de kabul etmedi. Hükümet, Kerkük için 1957 sayım sonuçlarının dikkate alınmasını önerdi; ancak Barzani ise, Kerkük kentinde çoğunluğu hâlâ Türkmenlerin oluşturduğu gerekçesiyle bu öneriyi de reddetti."[25] Bu da Ker¬kük’ün bir Türk¬men şeh¬ri ol¬du¬ğu¬nun iti¬ra¬fı¬dır. 

 

1970’te Irak Devleti Türk¬men¬le¬re kül¬tü¬rel hak¬lar ta¬nı¬dı.[26] Bu ka¬ra¬ra göre, Ker¬kük’te 124 oku¬lun 104’ü, Tuz¬hur¬ma¬tu, Kif¬ri, Al¬tun¬köp¬rü ve baş¬ka böl¬ge-le¬rin ezi¬ci ço¬ğun¬lu¬ğu da (top¬lam 199 okul) Türk¬çe öğ¬re¬ti¬mi seç¬miş¬tir. Yal¬nız-ca bu ra¬kam¬lar bi¬le Ker¬kük’ün ne ka¬dar Türk ol¬du¬ğu¬nun ya¬da Kürt ol¬du¬ğun-dan bir is¬pa¬tı ola¬rak kar¬şı¬mı¬za çık¬mak¬ta¬dır. Bu okul¬la¬rın isim¬le¬ri de Türk¬çe ol-du. Bun¬la¬rın bir kıs¬mı; Yıl¬dız, Ba¬ba ¬gür¬gür, Ay¬dın¬lık, Ça¬lış¬kan, Barış, Genç¬lik, Uğur, Ak¬taş gi¬bi öz ¬be¬ öz Türk¬çe isim¬ler ta¬şı¬dı¬lar.Türkçe eğitimi yapma kararı alındıktan bir yıl sonra hükümet aynı kararı hiç bilip okulları kapatarak Türkçe ile eğitim yapmayı yasaklamıştır. 

 

 

Irak’ta¬ki Türk var¬lı¬ğı¬nın sem¬bo¬lü olan Ker¬kük üze¬rin¬de, yıl¬lar¬dır sür¬dü¬rü¬len bas¬kı ve zul¬mü her fır¬sat¬ta di¬le ge¬ti¬ri¬yor ve oy¬na¬nan oyun¬la¬ra dik¬kat çe¬

kiyo¬ruz. Fa¬kat son yıl¬lar¬da, özel¬lik¬le Kör¬fez sa¬va¬şın¬dan be¬ri, bu ta¬ri¬hi Türk şeh¬ri üze¬rin¬de yo¬ğun bir pro¬pa¬gan¬da ve ya¬yın fa¬ali¬yet¬le¬ri¬nin yü¬rü¬tül¬dü¬ğü göz¬len¬mek¬te¬dir.

 

Ker¬kük’te¬ki Türk¬men hal¬kı¬nın Irak yö¬ne¬ti¬min¬ce yıl¬lar¬dır plan¬lı ve mak¬sat¬lı şe-kil¬de gö¬çe zor¬lan¬ma¬sı ger¬çe¬ği da¬hi çar¬pı¬tıl¬mak¬ta¬dır. Son yıl¬lar¬da git¬tik¬çe da-ha da Ker¬kük üze¬rin¬de yo¬ğun¬la¬şan Kürt¬leş¬tir¬me pla¬nı¬na hiz¬met için yayın ya-pan Kürt ya¬yın or¬gan¬la¬rı, Saddam rejiminin Ker¬kük’te¬ki Kürt¬le¬ri gö¬çe zor¬la¬dı-ğı¬nı ya¬ya¬rak, ko¬nu¬yu çar¬pıt¬ma¬ya yel¬te¬ni¬yor¬lar.

Ker¬kük’ün bir Kürt şeh¬ri ol¬ma¬dı¬ğı¬nı söy¬le¬yen ve Ker¬kük’te¬ki et¬nik do¬ku¬da¬ki ha¬kim ren¬gin Türk¬men ol¬du¬ğu¬nu kay¬de¬den Saddam’ın sağ kolu Ta¬rık Aziz’nin söz¬le¬ri¬ne dik¬ka¬ti¬ni¬zi çek¬mek is¬ti¬yo¬ruz. Ker¬kük’ün Türk¬men karakter¬li bir şe¬hir ol¬du¬ğu¬nu iti¬raf eden Irak’ın ikin¬ci ada¬mı Ta¬rık Aziz’in söz¬le¬ri¬ni, bil-mem bu fa¬na¬tik ya¬zar¬lar duy¬muş¬lar mı¬dır, gör¬müş¬ler mi¬dir? Gö¬ren- gör¬me-yen du¬yan-duy¬ma¬yan her¬ke¬se bu söz¬le¬ri ha¬tır¬lat¬mak ye¬rin¬de ola¬cak¬tır. Ga-ze¬te¬ci Ya¬zar Ha¬mi¬de Na’ne, Ta¬rık Aziz’e so¬ru¬yor:

 

- “Ker¬kük’ü Kürt böl¬ge¬si¬ne il¬hak et¬mek is¬ti¬yor¬lar?

 

Ta¬rık Aziz ce¬vap ve¬ri¬yor:

 

- Doğ¬ru¬dur, 70’li yıl¬lar¬dan be¬ri Bağ¬dat yö¬ne¬ti¬mi¬nin bu ko¬nu¬da¬ki tav¬rı bel¬li idi: O da Ker¬kük’ün özerk Kürt böl¬ge¬si¬nin için¬de ol¬¬ma¬ma¬sı¬dır. Çün¬kü Kerkük özerk böl¬ge¬ye alın¬dı¬ğı tak¬tir¬de, pet¬rol oyun¬la¬rı ve ulus¬la¬ra¬ra¬sı entri¬ka¬lar dev-re¬ye gi¬re¬rek, mer¬ke¬zi yö¬ne¬tim¬den ay¬rıl¬ma¬ya doğ¬ru bü¬yük bir aşa¬ma kay¬de-der. Ki bu da ül¬ke¬nin ulu¬sal bir¬li¬ği¬ni ze¬de¬ler. Bu ba¬kım¬dan Ker¬kük’ün özerk böl¬ge dı¬şın¬da kal¬ma¬sı ay¬rı¬lık¬çı ha¬re¬ket ve oyun¬la¬rı¬nı önlemiş ve böl¬ge için gü-ven¬ce sağ¬la¬mış olur. Bi¬rin¬ci Nok¬ta: Ta¬ri¬hi açı¬dan Ker¬kük, Kürt vi¬la¬ye¬ti de¬ğil-dir. 

 

Ker¬kük’e git¬ti¬ği¬niz za¬man ora¬da Türk¬men¬le¬ri, Arap¬la¬rı ve Kürt¬le¬ri bulursunuz. An¬cak bas¬kın kim¬lik Türk¬men¬dir”.

 

Ta¬rık Aziz, “Lider ve Da¬va” (Bey¬rut, 2000) ad¬lı ese¬rin 163. say¬fa¬sın¬da Kerkük’ün bir Türk¬men şeh¬ri ol¬du¬ğu ve bas¬kın kim¬likte Türk¬men¬ olduğu, hem de Ta¬rık Aziz ta¬ra¬fın¬dan di¬le ge¬ti¬ril¬miş¬se, bu¬nun ay¬rı bir öne¬mi ve değe-ri var¬dır. Bü¬yük bir ka¬nıt ni¬te¬li¬ğin¬de olan bu iti¬raf, sağ¬du¬yu sa¬hi¬bi olan bü¬tün araş¬tır¬ma¬cı¬la¬rın dik¬ka¬ti¬ne, vicdanına ve in¬sa¬fı¬na su¬nul¬mak¬ta¬dır.[27]

 

Tarık Aziz’in kerkük hakkındaki bu sözü dikkat çekicidir: "Araplar Endülüs için yıllarca ağladı, Kürtler ise Kerkük için Kıyamete kadar ağlayacaklardır." Yani Kürtler Türkmen şehri Kerkük'e asla sahip olamazlar. Kürtler kendilerine ait olmayan bu kente ısrar ederse, zaten kendi sonlarını da getirmiş olurlar, çünkü Kürtler ateşle oynuyor.

 

Ker¬kük’te ilk mat¬baa 1879 yı¬lın¬da ku¬ru¬lur ve vilayet matbaasının kurulmasıyla 25 Şubat 1911 yılında ya¬yın¬la¬nan ilk ga¬ze¬te Türk¬çe Ha¬va¬dis Ga¬ze¬te¬si¬dir (Sizce neden bu gazete Kerkük’te başka bir dilde değilde türkçe yayınlanıyor ?). İlk der¬gi de Türk¬çe Ma¬arif Der¬gi¬si¬dir. Kev¬keb-i Maarif der¬gi¬si, Nem¬ce (Yıl¬dız) Ga¬ze¬te¬si, Te¬ced¬düd Ga¬ze¬te¬si, Ker¬kük Gazete¬si (46 se¬ne) ve İle¬ri Ga¬ze¬te¬si. Bu ga¬ze¬te¬ler ve der¬gi¬ler Türk¬çe yayın¬lan¬mış¬tır. Ga¬vur Ba¬ğı Ga¬ze¬te¬si, Afak Ga¬ze¬te¬si, Be¬şir Ga¬ze¬te¬si ve el-Mü¬reb¬bi ya¬yı¬nı ise Türk¬çe – Arap¬ça ya¬yın¬lan¬mış¬tır. Ker¬kük’de ga¬ze¬te ve der¬gi ya¬yın¬la¬rı 1974 ta¬ri¬hi¬ne ka-dar sür¬müş¬tür. Bu ta¬rih¬ten son¬ra Ba¬as rejimi, uy¬gu¬la¬ma¬ya koy¬du¬ğu Arap¬laş-tır¬ma po¬li¬ti¬ka¬sı ge¬re¬ğin¬ce yıl¬lar¬ca Kerkük’te ne bir ya¬yın ve ne de bir der¬gi ve¬ya ga¬ze¬te ya¬yın¬lan¬mış¬tır. Ta¬ri¬hi bo¬yun¬ca bir Türk şeh¬ri olan Ker¬kük’ün, ta-ri¬hi ola¬rak da Kürt¬le¬re ait ol¬du¬ğu ki¬mi çev¬re¬ler¬ce id¬dia edil¬mek¬te¬dir. Ker-kük’te, Kürt¬ler ta¬rih¬le¬rin¬de ilk de¬fa Şa¬fak is¬min¬de Arap¬ça-Kürt¬çe bir der¬gi ya¬yım¬la¬mış¬lar¬dır. Lüt¬fen ta¬ri¬he dikkat ede¬lim. Bu der¬gi¬nin ilk sa¬yı¬sı, 15 Ocak 1958’de ya¬yın¬lan¬mış¬tır. Mayıs 1959 ta¬rih¬li dör¬dün¬cü sa¬yı¬sı çık¬tık¬tan son¬ra der¬gi¬nin ya¬yı¬mı¬na son ve¬ril¬miş¬tir. Bu ay¬lık der¬gi¬nin sa¬hi¬bi Sü¬ley¬ma¬ni¬ye’li Ab-dul¬ka¬dir Ber¬zen¬ci, ma¬li iş¬ler mü¬dü¬rü yi¬ne Sü¬ley¬ma¬ni¬ye¬li Ali Ba¬pir adın¬da¬ki şa¬hıs¬lar¬dı. Der¬gi¬nin ida¬re¬ha¬ne¬si, sa¬hi¬bi¬nin kal¬dı¬ğı Ume¬ra Ote¬lin’in bir ya¬tak oda¬sıy¬dı. Der¬gi san¬ki baş¬ka şe¬hir¬de çı¬kı¬yor gi¬bi Ker¬kük top¬lu¬mu¬nun kül¬tür ve edebiyatından hiç söz et¬mi¬yor¬du. Bu yüz¬den yer¬li halk ta¬ra¬fın¬dan boy¬kot edi¬len ve rağ¬bet gör¬me¬yen bu der¬gi, Sü¬ley¬ma¬ni¬ye de “Beh yan” ya¬ni Beyan adı al¬tın¬da sa¬de¬ce Kürt¬çe ola¬rak ba¬sıl¬ma¬ya baş¬lan¬mış¬tır.[28]

 

Ne ga¬rip¬tir ki, Ker¬kük’te Arap¬ça-Kürt¬çe bir der¬gi ya¬yın¬la¬nı¬yor, sa¬hip¬le¬ri Kerküklü değil Sü¬ley¬ma¬ni¬ye’li yani ithal. İda¬re¬ha¬ne¬si kal¬dık¬la¬rı ote¬lin ya¬tak oda¬sı. Şim¬di ise Kürt¬ler utan¬ma¬dan, Ker¬kük üze¬rin¬de hak id¬dia ede¬rek ‘Kürt şeh¬ri¬dir’ di¬ye¬bi¬li¬yor¬lar. Yani dağdan gelen bağdakini kovuyor. 

 

Kerkük’ün bir Türkmen şehri olduğu en önem¬li can¬lı de¬lil¬ler¬den bi¬ri de, çok es¬ki¬den be¬ri yan¬mak¬ta olan eze¬li ate¬şi


Dünyanın En Mutlu Ülkesi

Sevgili okuyucularımız, bu hafta yazarımız Arzu Sheridan'ın seyahatte olması nedeniyle arkadaşı İlkgül Karaca konuk yazar olarak sizler için güzel bir şehir paylaştı.