Ana Sayfa | Mustafa Öz

BU BELA NE ZAMAN BİTECEK

Mustafa ÖZ


Mustafa Öz

Henüz 18 yaşındaydık. Derler ya, bıyığımız yeni terlemiş, içimizde bir şevk, bir heyecan yurdumuzun yolu, suyu, olmayan ücra köylerine gidiyorduk.  Şehri ya askerlik ya mahkeme yada hastane neticesi gören insanlarımıza ışık olmak için gidiyorduk. Sizlerin adını bile duymadığınız kete, tandır ekmeği, kara lahana, yağsız yoğurt, darı ekmeği yemek,  gün gelip 3-4 ay maaşlarımızı alamamak, karda tipide yollarımızı kaybedip ölüm tehlikeleri içinde yaşamak pahasına gidiyorduk.  

Bizleri; yani çok değil 48 sene öncesi Öğretmen Okulundan Anadolu’nun yolu izi olmayan köylerine gönderilen ilk okul öğretmenleri birilerinin  kötüledikleri okullara, “Gideceğiniz köylerde sadece öğrenci okutmayacaksınız. Aldığınız eğitimin hakkını vereceksiniz. Tertemiz giyiminizle, düzgün Türkçe’nizle, insanlara karşı medeni ve uygar tavırlarınızla örnek olacaksınız. Sizler sadece ilk mektep öğretmeni değilsiniz; çorak Anadolu Bozkırında etrafınızı aydınlatan birer meşalesiniz. Bunu sakın unutmayın!” diyerek gönderdiler oralara.Yani o;  kimsesiz, gariban, yolu,  suyu olmayan, okuma yazması yok denecek kadar az olan ülkemizin en geri kalmış, yüzyıllar boyu koyu bir cehaletin içinde yüzen köylümüze ve köylerimize ışık olmak için yetiştirildik ve gönderildik. Çünkü bizim devletimize ve milletimize ödememiz gereken bir borcumuz vardı. Aldığımız eğitim bizim işimizin sadece talebelere alfabe öğretmek, müfredat ne diyorsa onu uygulamak olmadığını öğretmişti. Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “ Öğretmenler; yeni nesli Cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcileri sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin becerinizin ve fedakarlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet: fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli, bu özellik ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir.” Sözü bizim en önemli ilkemizdi. İşte bu şevk ve heyecanla gittik köy okullarına. Kimisinin damı topraktandı, kimisinin çatısı bile yoktu. Evlerde ders verdik bir çok kez. Ancak Öğretmen Okullarının bize verdiklerini, bize öğretilenleri sadece öğrencilerimize değil, aynı zamanda halkımıza da  vermeye, onları insan olduklarının farkına varmayı öğretmeye başladık.

Ama ne olduysa o okullarımızı kapattılar. O yıllarda bu okullarda fakir köy çocukları okursa bize lazım olan ucuz ve cahil iş gücünü nereden buluruz, yarın bunlar öğrenirse hakça paylaşım, eşitlik ve devletin her kademesinde yer almak ister demiş birileri. Köy Enstitülerinden sonra bizim okullarımızda kapatıldı. 

Şimdi geldiğimiz nokta şu. Çocuklara bitişik harflerle yazı yazmayı mı yoksa normal harflerle yazmayı mı öğretelim kargaşasına kadar indirdiler eğitimi.Resmen yap boz tahtasına çevirdiler. Bizlerin, yani yıllarını eğitime veren öğretmen ve idarecilerin görüşleri sorulmadı. Oysa eğitim demek bir milletin geleceği demektir. Bu gelecek ise ehil ellerde millete sorularak birlikte çizilmelidir.

 Son günlerde birde ülkemizin bazı ilçelerinde ve il merkezlerinde okullarımızın yakılması, öğretmenlerimizin seminer bahanesi ile görevli oldukları ilçelerden memleketlerine gönderilmesi hadisesi patlak verdi. Bu ülke terörden çok çekti ve hala da çekmeye devam ediyor. Ancak; unutulmamalıdır ki terörün  asıl amacı devlet otoritesini yıkmak ve halkı kaos ile korkutmaktır.Bir ilçeden yada beldeden herhangi bir memurun gitmesi, kalması çok dikkat çekmez, ancak bu husus öğretmenler için geçerli değildir.  Çünkü öğretmen demek devletin o beldedeki en önemli temsilcisi demektir. Öğretmen sayesindedir ki devlet halkına kendisini anlatır. Öğretmen ile halka kim olduklarını, nasıl vatandaş olmaları gerektiğini, devlete sadakati ve devlete karşı ödevlerini anlatır. Yani öğretmen demek devlet demektir. 

Devletin öncelikli görevi okulları açık tutmak ve öğretmenlerin can ve mal güvenliklerini sağlamaktır. Ben yıllarca öğretmenlik ve idarecilik yaptım. Dönem ortasında seminer, kurs verilmez! Bunun yolu yordamı bellidir. Yarıyıl tatilinde yada yaz tatilinde toplarsın öğretmenleri verirsin semineri. Eğer güvenlik zafiyeti varsa okulları bir araya toplarsın. Öğrencilerin eğitimi kadar can güvenlikleri de devletin sorumluluğundadır. Terör örgütü barbarca bir şekilde hem öğretmenlerimizi tehdit etmekte, hem de okullarımızı kundaklamaktadır. Sözüm ona bölge insanına özgürlük getireceğini söyleyen terör örgütü ve iş birlikçileri camileri bile kundaklamaktan çekinmemektedirler. Olayların buraya kadar gelmesinde birilerinin çok büyük bir zafiyeti vardır. Türkiye Cumhuriyeti devleti güçlüdür ve halkına karşı şefkatlidir. Ancak geleceğimiz çocuklarımızın  eğitim öğretim hakkına yapılan bu tecavüzler asla ve kat’a affedilemez! 

Vatanın bu köşesinde devam eden terörün bitirilmesi ulusal bir meseledir. Çünkü terör sadece eğitimi değil, hayatın her yerinde vatandaşın huzurunu, can ve mal güvenliğini tehdit eder hale gelmiştir. Dün bunları dile getirenler belirli kesimler tarafından terör yardakçılığı yapmakla suçlanıp hapse atılmaya kadar gitmişlerdi. Bu gün gelinen noktada mızrak çuvala sığmamaktadır. Şu da bir gerçektir ki; terörist örgütlerin tek başına yaşamaları imkansızdır. Bu gün ilk okul çağındaki çocuklar bile bölücü örgütün ve işbirlikçilerinin dışarıdan destekli olduklarını bilmektedir. O halde sorun sadece güvenlik güçlerinin, hükümetin yada kamu görevlilerinin sorunu değildir.  Sorun artık bütün ulusun sorunudur. Öğretmenlerin Cizre ve Silopi’den çıkmaları sorunun aldığı boyutu gözler önüne sermektedir. 

Eğer binbir emekle kurulan Köy Enstitüleri sermayenin korkusu ile kapatılmamış olsalardı; Köy Enstitülerinin ardılları olan ve benimde okumak ve mezun olmak şerefine eriştiğim Öğretmen Okulları aynı müfredat ile devam etmiş olsalardı; terörün en büyük beslenme noktası olan cehalet, töre ve feodalite yıkılmış, huzurlu, müreffeh ve çağdaş Türkiye Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle kısacası bu topraklarda yaşayan bütün Anadolu ve Trakya halkıyla kurulmuş olacaktı! 

Dileğim şudur ki; okullarımız yine öğretmenleri ve öğrencileri ile  açık olsun. Yerlerinden olan vatandaşlarımız yine evlerine dönsünler. Dört tarafı ateş çemberi olan güzel ülkem yine bir barış adası olsun.