Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Tehlike gittikçe büyüyor, Oyuna gelme

Necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

Dikkat edilecek olursa bugünlerde Suriye konusunda sıkça yazıyoruz. Bazı okurlarımız sanıyoruz yanı başımızdaki tehlikeyi önemsemiyor. Yazdıklarımız için “Şimdi Hükümet kurulacak, millet bunlarla meşgul, siz bunu bir kenara bırakıyor, Suriye diye tutturtmuşsunuz” diyorlar. Konu ile ilgili değişik tepkiler de alıyoruz.

Biz, Türkiye’yi, bizleri, geleceğimizi çok yakından ilgilendirecek en önemli konuların başında Suriye’deki gelişmeleri görmekteyiz. Bölgede taşları yerinden oynatacak oyunlar oynanıyor. Türkiye her alanda sıkıştırılıyor. Şu anda bile olup bitenler karşısında çaresiz durumdayız. 

Konu ile ilgili olarak Armağan Kuloğlu Paşa’nın bazı tespitleri olmuş, bunu paylaştı ve bu tespitler bize de ulaştı. Suriye’deki gelişmeler, tehlike ve Türkiye’ye kurulmak istenilen tuzak bütün çıplaklığı ile dile getiriliyor. PKK’nın siyasi uzantısı HDP’nin Meclis’e taşınmasını da “Seçim sonuçlarıyla, terörist başı ve terör örgütü Meclis’te güç

kazandığına inanmaktadır. Bölücü terör ve bölücü siyasetin amacı aynıdır.”diyor.

Suriye’deki gelişmelerle ilgili olarak da “ABD tarafından PKK’ya, IŞİD’le mücadele adına, bölgede özel bir rol atfedildiği anlaşılmaktadır. Bundan sonraki aşamada, PKK/PYD’nin, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle bütünlük oluşturması yönünde hareket etmesi beklenmektedir.”tespitinde bulunuyor.

İsterseniz Armağan Kuloğlu Paşa’nın tespitlerini birlikte okuyalım:

“Seçim süreci ve sonrasındaki iç politik çekişmeler nedeniyle fazla

konuşulmayan, ancak Türkiye için tehlike oluşturan bazı gelişmeler, başta ABD olmak üzere, küresel güçlerin Orta Doğu’daki politikasını (BOP) bir kere daha su yüzüne çıkarmıştır. 

Bu gelişmelerin başında, Suriye’nin kuzeyinde cereyan eden çatışmaların yönü gelmektedir. Suriye’deki otorite boşluğu sonucunda kuzeyinde oluşan ve meydana çıkmasında ve güç kazanmasında Batı tarafından destek gören Kürt kantonel bölgeleri, bütünleşme yolunda çabalarını sürdürmektedir. 

IŞİD’in Kobani’yi işgal etmesiyle, Kürt bölgelerinin doğusuyla batısı

arasındaki entegrasyonuna engel olma tehdidine karşı, Batı’nın gösterdiği hassasiyet gözlerden kaçmamıştır. Bu tehdit karşısında sadece Kürtlerin değil, başta ABD olmak üzere, Batı’nın endişesi ve gösterdiği çabaların nedenlerini, Türkiye’nin çok iyi değerlendirmesinde zaruret bulunmaktadır.

Irak ve Suriye’de IŞİD’e karşı verilen mücadelenin, Batı tarafından

özellikle hangi bölgelerde yoğunlaştığına bakmak gerekir. Buralardaki mücadelenin, sadece IŞİD tehdidini bertaraf etmek için değil, IŞİD’in Kürt bölgelerine ve petrol sahalarına zarar vermemesi, bölgedeki Türkmenleri ve Arapları Türkiye’ye göçe mecbur bırakarak demografik yapının PKK/PYD/Kürtler lehine çevrilmesi için yapıldığı dikkate alınmalıdır. Dikkat

çeken eleştiri PKK’nın uzantısı olan PYD’nin, IŞİD’le Suriye’nin kuzeyindeki mücadelesinde, ABD hava gücünün desteğini aldığı ve bu destekle, Kürt bölgeleri aralarındaki boşlukları kapatmaya çalıştığı görülmektedir.

Böylece doğudan batıya entegrasyonu sağlayarak, Suriye’nin muhtemel yeni yapılanmasında, bütünlük içerisinde bir federasyon veya bağımsızlık için hazır olmayı hedeflediği anlaşılmaktadır.

Obama, G7 Zirvesi’nde Türkiye’yi eleştirerek, “IŞİD, Türkiye’den Suriye’ye geçen binlerce savaşçıyla güç sağlıyor. Geçişleri engellemek için Türk otoriteler ihtiyaç olan kapasiteyi tam olarak artırmış değiller” demiştir.

Türkiye’deki seçim kampanyası boyunca Türkiye’yle ilgili açıklama yapmayan Obama’nın eleştirisinin seçimlerin hemen ardından gelmesi dikkat çekmiştir. Burada PKK / PYD’nin IŞİD’le yaptığı mücadelede ABD tarafından korunduğu ve desteklendiği, hatta bu konuda Türkiye’yi eleştirecek kadar da ileri gittiği, bölgeden Türkmenlerin ve Arapların göçe zorlanarak yerlerine PKK/PYD kontrolünde Kürtlerin yerleştirildiği görülmektedir. Son günlerdeki Türkiye’ye olan yoğun göçün sebebi budur.

ABD tarafından PKK’ya, IŞİD’le mücadele adına, bölgede özel bir rol atfedildiği anlaşılmaktadır. Bundan sonraki aşamada, PKK/PYD’nin, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle bütünlük oluşturması yönünde hareket etmesi beklenmektedir. Buna Türkiye’deki bölücü çabaların sonuçlarının da eklenmesiyle, gelişmelerin nereye kadar uzanacağını düşünmek ve tedbirleri ona göre almak kaçınılmazdır. Siyasi kararlılık gerekir. Bu gelişmelerin Türkiye ayağı ise, yıllardır süre gelen bölücü

faaliyetlerdir. Türkiye’deki bölücü tehdit, bölücü terör ve bölücü siyaset olmak üzere iki ayak üzerine oturmaktadır. Bugüne kadar bunlar birbirini destekleyerek hareket etmişlerdir. Özellikle bölücü siyaset, bölücü terörün açtığı yoldan ilerleyerek kendine bir ortam yaratmıştır. 

Terörle mücadelede karşınızda terör örgütü ve teröristler vardır. Bununla açıktan ve doğrudan mücadele mümkündür. Arkasında siyasi kararlılık ve destek olduğu müddetçe başarıya ulaşabilir. Nitekim böyle de olmuştur.

Ancak siyasi kararlılık gösterilmez, destek kesilir, üstüne üstlük bir de bu mücadeleyi verenlerle de mücadele içine girilirse, durum yakın geçmişte görüldüğü gibi bir çıkmaza girer. 

Terör örgütü etkisiz hale getirilmeden teröristlerle, çözüm süreci

safsatasıyla, müzakereye de kalkışılırsa telafisi mümkün olamayacak sonuçlar ortaya çıkar. Terör örgütüne dokunamazsan, milleti bölerek sanki etnik toplumlar arasında savaş varmış gibi hareket edip barıştan bahsedersen, konuyu müzakereyle, siyasetle, gereksiz tavizlerle çözmeye kalkarsan, buna da demokratik hak dersen, o zaman uluslararası güçlerin devreye girmesine fırsat yaratmış olursun. Yanlışlardan dönülmeli. 

Seçim sonuçlarıyla, terörist başı ve terör örgütü Meclis’te güç

kazandığına inanmaktadır. Bölücü terör ve bölücü siyasetin amacı aynıdır.

Demokratik hak ve özgürlükler başka, milleti, devleti ve vatanı bölmek başkadır. Konu, Türkiye için, siyasi bir çekişme malzemesi yapılamayacak partiler üstü ve millî bir konudur. Varlık, bütünlük ve güvenlik meselesidir.

Hangi bedel ödenecekse ödensin, yapılan yanlışlardan süratle dönülmeli, oyuna gelmemeli, anayasanın değişmez maddeleri, Türk Milletinin değerleri ve Türklük kavramının gerekleri doğrultusunda hareket edilmelidir.”