Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Türk Turizmi Sahipsiz Kalınca

Necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

Turizm sektöründeki sıkıntı sürüyor. Turizmciler “2015 yılını kaybettik, 2016 yılından da endişe duyuyoruz” diyor. Haksız da değiller. Sektördeki sıkıntı bu şekli ile devam ederse 2016 yılında da turizmimiz dibe vuracak. 

Konu ile ilgili daha önce birkaç yazı yazıp ve görüşlerimizi de yansıtmıştık. Bugün, son derece önemsediğimiz bu konuyu yeniden gündeme getiriyoruz. Görebildiğimiz kadarı ile sektör gerçekten çok büyük sıkıntıda da ve can simidi bekliyor. Biz de yazılarımızla sektörün sıkıntılarını dile getirip, destek olmaya çalışıyoruz.

Konu ile toplantı üzerine toplantı yapılıyor. Konuşmacılar turizmimizin içinde bulunduğu durumu, sahipsizliği dile getiriyor. Bunlar önemli ama, çözüm daha da önemli, ortada çözüm görünmüyor. Aylardan bu yana 2015 yılının kaybedileceği bilindiği halde bu noktaya nasıl gelindi, neden önlem alınmadı, kimler bu sektörü sahipsiz bıraktı, bundan sonra nasıl ayağa kaldırılabilir bunlara ışık tutulmuyor.

Bodrum’daki turizm işletmecilerinden Murat Gökyokuş’un geçen gün sosyal medyada paylaştığı bir notu dikkatimizi çekti. Önce bu notu sizlerle paylaşalım:

“Rusya'dan acenteyle konuşuyorum. Warsawa & Roma 100 € gidiş dönüş, Antalya ise 400 $. İtalya'da otellerde indirim cabası. Sonra “yok savaş var yok Ruslarda para yok“. Ruslar İtalya'da, İspanya'da. Tunus & Mısır her gün Hollanda ve Fransa kanallarında reklam veriyor, 250 € her şey dahil 1 hafta. İngilizler hala bizim uçan halıyla dalga geçiyor, ”O kadar ayakbastı parası verdik adam gibi reklamınız” yok diye. Bizim turizm anlayışımız ise yeni logo. Bak bu sene logomuz ne güzel olmuş.... Bodrum'da turist yok ve maalesef uzunca bir süre biz logomuza bakarak turistin gelmesini bekleyeceğiz!!! Dün bir yazar arkadaşımın tespiti; Turizm Bakanı göreve geldiği günden itibaren toplam 2 yılda sadece 4 kere Turizm hakkında konuşmuş, 56 kere ise paralel yapıdan."

Turizm Bakanlığı’nın iyi çalıştığını söyleyebilir miyiz? Yurt dışı temsilciliklerinin tanıtımda başarılı olduğunu iddia eden var mı? Eğer, bu sektör can çekişiyorsa, sıkıntı büyükse Turizm Bakanı bu konuda hangi önlemleri almıştır? Turizmcilere can simidi olabilmiş midir? Biz bu nedenle turizmci Murat Gökyokuş’un tespitlerini bu açıdan önemsiyoruz. 

Hani “Türk turizmi sahipsiz” diyoruz ya, bu konuda bir açıklama yapan POYD (Profesyonel Otel yöneticileri Derneği) Başkanı ve Calista Luxury Resot Hotel Genel Müdürü Ali Kızıldağ da; “Ülke olarak Türk turizmini daha ilerilere taşımak için inovatif projeler oluşturabileceğimiz bir platforma ihtiyacımız var” diyerek Türk turizminin şuan sahipsiz olduğunu vurgulayandandır.

 

Kızıldağ GM Turizm ve Yönetim Dergisi’ndeki özel söyleşisinde dikkat çeken vurgulamalar da yapıyor. Konumuz içinde olduğu için bu görüşlerden kısa alıntılar yaptık:

“Turizm, Türkiye’nin küresel pazarlardaki rekabet edebileceği elindeki tek üründür. Bu nedenle turizmle ilgili her konu, her artı değer ve her sıkıntı Türkiye’de cumhurbaşkanından vatandaşına kadar herkesin problemi olmalıdır. Türkiye’nin turizm politikasının bu ülkenin ulusal politikası haline dönüşmesi gerekiyor.  Turizmde 2023 vizyonu adında bir çalışma yapıldı. Turizmcilerde bu vizyon oluşturulurken işin ne kadar içindeydi tartışılır.  Ama tüm bakanlıkların katkılarıyla böyle bir çalışma başlatıldı. Bir takım bölgeler tespit edildi. Alt yapının planlamasıyla ilgili çalışmalar yapıldı, kitapçıklar çıkarıldı. Üstünde çalışılacağı ve bunun ikinci ve üçüncü evreleri de yapılacak denildi, ama üstü küllendi kaldı.  Bu konu daha  makro ve ciddi planlamaların yapılması gerekirdi. Maalesef bu planlamalar alt yapı planlaması, turizm alanlarının tespiti, buraların tahsisleriyle ilgili konulardan öteye gidemedi.  Asıl üzerinde durulması gereken konu ise; turizmin şu anda geldiği 35 milyon turist 35 milyar dolar turizm geliri olmalıdır.  Türk turizmi şu anda global pazarda çok önemli bir noktada yer alıyor.  Bu noktaların daha ileri taşınması sadece yatırımların planlamasına bağlı değildir. Türk turizmini daha yukarılarda görmek için, ülke pazarlaması, insan kaynakları yönetimi, imaj çalışmaları, tanıtım çalışmaları,  kültürle ilgili çalışmalar, ülkenin dışarıdaki algılanmasıyla ilgili olumlu algının yaratılması,  ve geliştirilmesi yani topyekûn bir çalışmanın değerlendirilmesi gerekiyor. Bu vizyonun çok inovatif projelerle daha üst bir boyuta taşınması şart. Turizm sektörü bu konuda üstüne düşeni fazlasıyla yaptı.  Çünkü bugüne kadar turizm sektörü dünyadaki turizm faaliyetlerinin yoğunlaştığı bütün aktivitelere gitti. Otelcisinden, acentecisine ve Tur operatörüne kadar dünyanın en ücra köşelerine kadar giderek Türkiye’yi en iyi şekilde tanıttı.  Türk turizminde komparativ bir eksiklik var. Turizmin bileşenlerinin ortak bir platformda buluşarak elimizdeki değerlerin yaratıcı projelerinin oluşturulması için çalışmalar gerçekleştirilmediler. Türkiye’de şu anda turizme sahip çıkacak bir platform yok. İlk olarak turizmi sahiplenecek bir platformun oluşturulması ve bu platformun yasa ile yetkilendirilmesi gerekiyor. Bu platformun bu işi yapacak ve yürütecek projelerini sürdürebilmesi için finansman kaynaklarının yaratılmasıyla ilgili çalışmalar gerçekleştirilmelidir. Tüm bunları üst üste koyup inovatif bir çalışma başlatılmalıdır. Asıl konumuz, bu noktadan bu değeri alıp daha ileri boyutlara taşıyacak dünyadaki diğer destinasyonlarla rekabet gücünü artıracak ve 50 milyon turist ve 50 milyar dolar turizm geliri hedefini 100 milyon ve 100 milyarlara taşıyacak bir inovasyona ihtiyaç var. Bunu da nasıl yaratacağımızı oturup hep birlikte düşünmeliyiz.”

 

Şimdi bütün bunlar şu gerçeği ortaya koyuyor:

 

Türk turizmine devlet yardımı, desteği ve teşviki artık kaçınılmaz noktaya gelmiştir. Her konuyu turizmcilerin omzuna yüklemekle bu işin yürüyemeyeceği de görülüyor. Konu sadece Bakanlığı değil, devletin her sektörünü ilgilendiren bir konudur. Zaten sektör temsilcileri de bu konuyu dile getirmekten kaçınmıyorlar.

 

Türkiye’de sektör için çok olumsuz gelişmeler de oluyor. Siyasi sıkıntı, bölgedeki çatışmalar, AB’nin kendi içindeki dayanışması, tanıtım eksikliğini de bütün bunlara eklediğimizde bizi gelecekte nasıl bir tehlikenin beklediğini çok daha açık biçimde görebiliriz.