Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Hani IŞİD de PKK kadar tehlikeliydi


Necdet Sivaslı

PKK ve IŞİD hedeflerine karşı başlatılan hava operasyonları şimdi sadece PKK’yı hedef alıyor. Bizi yönetenler “Hem PKK, hem de IŞİD yok edilinceye kadar harekâtlar sürecek. IŞİD da PKK kadar bizim için tehlikeli” demişlerdi. Aradan geçen süre içinde IŞİD hedeflerinin sadece bir kez bombalandığı, daha sonra hedef olarak sadece PKK’nın alındığını görmekteyiz.

Hâlbuki İncirlik Üssü’nün Amerika’ya açılması ve Amerikan uçaklarının bu üsten kalkan uçaklarla IŞİD hedeflerini vurmaya başlaması bizi PKK kadar IŞİD tehlikesi ile de karşı karşıya bırakmaktadır. Türkiye’nin hem içten, hem de dıştan IŞİD saldırıları ile karşı karşıya gelinebileceğini görmezden gelmemek gerekiyor.

IŞİD’ın Suriye’de Cerablus-Mare-Azez hattında saldırı başlatabileceği uzun süredir tartışılıyordu. Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerekse Başbakan Davutoğlu, IŞİD’ın böyle bir saldırıya geçmesi halinde buna Türkiye olarak seyirci kalınmayacağını söylemişlerdi. 

Çünkü bu hattaki IŞİD saldırısı bölgede yaşayan 4,5 milyon insanın Türkiye için yeni bir göç dalgasına neden olabileceği tahmin ediliyor. Bu nedenle de sınıra asker, toplar, zırhlı araçlar gönderilmiş, TSK’ ya da böyle bir saldırının olması halinde gerekenin yapılması için talimat bile verilmişti.

Suriyeli Kürtlerin (PYD) Tel Abyad'ı IŞİD'in elinden almasının ardından Saray ve Başbakanlık'ta peş peşe güvenlik zirveleri düzenlenmiş, örgütün Cerablus-Azez-Mare hattına saldırması Arap ve Bayırbucak Türkmenlerin yerlerinden olacağı, Türkiye'nin en az 2 milyon kişilik bir mülteci akınıyla karşı karşıya kalacağı iddia edilmişti.. Erdoğan ve Davutoğlu demeçler vererek ortalığı ayağa kaldırmıştı. Erdoğan, zirvelerde, bu yaklaşan tehlikeyi önlemek gerekçesiyle, TSK'ya "Cerablus'a girin" diye emir vermiş, Davutoğlu da bu emri yazılı olarak TSK'ya iletmişti.

Şimdi, IŞİD’ın bu saldırıları karşısında kimseden ses çıkmıyor. Bunun nedenini de bazı kesimler şöyle dile getiriyor:

“Bu gelişmelerle birlikte Erdoğan ve Davutoğlu'nun; hükümet, TSK ve kamuoyunu harekete geçirerek yaygara kopardıkları ve kamuoyunu aldattıkları belli oldu. Erdoğan ve Davutoğlu’nun, bu yolla;  Suriye'nin stratejik kenti Halep'in bir bölümünü elinde tutan terör örgütlerine desteği sürdürebilmek amacıyla koridor oluşturmak, o örgütlere güvenli sığınak sağlamak amacıyla yıllardır gerçekleştirmeye çalıştıkları tampon bölge planını uygulamaya sokmaya çalıştığı da netleşti.”

Suriye topraklarına “Hadi girin” demekle askerin girmesi kolay mı? Girildiği takdirde bu topraklardan çıkılabilir mi? Biz, her yazımızda “Suriye batağına saplandığımız anda bu bataklıkta boğuluruz” diye uyarıda bulunduk. Bugün aynı görüşümüzü yinelemek istiyoruz.
 

Çünkü Suriye’ye ne amaçla olursa olsun askerin girmesi büyük risk taşıyor. Uzmanlar bu risklerin neler olabileceğini de şöyle sıralıyorlar:
 

-Böyle bir operasyonun gerekçesi ne olacak? "Sınırımızda Kürt devleti kurulacak diye başka bir ülke topraklarına giriyoruz" diyemeyiz.

-Suriye’deki gelişmelerde önemli aktörler olan başta ABD olmak üzere, Rusya ve İran ikna edilmeden böyle bir şeye girişmek Türkiye’yi bu ülkelerle de ciddi şekilde karşı karşıya getirir.
 

-Sonuçta bir ülkenin toprağına girilecek. Uluslararası hukuka uygun bir zemin hazırlanması için Esad rejimi ile de bir şekilde temasa geçilmesi şart. Aksi durumda Türkiye komşu ülkenin toprağına tecavüz eden ülke konumuna düşebilir.
 

-TSK bu bölgeye girdiğinde ilerleyeceği güzergâh boyunca aynı anda PYD dolayısıyla PKK, IŞİD ve rejim güçlerinin hedefi olabilir.

 

-Hatta PKK-PYD bağlamında ABD ile karşı karşıya kalınacağı da unutulmamalı. Operasyon senaryoları bu ihtimaller göz önüne alınarak hazırlanmalı.

 

 

PYD’nin IŞİD saldırıları gerekçesiyle Kobani’nin de batısına yöneleceği beklentisi, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK), Suriye’nin Cerablus bölgesinde tampon oluşturulması amacıyla sınır ötesi harekât emri vermesine neden oldu. Ancak, Suriye’deki bölgesel ve küresel dengelerin yanı sıra Türkiye’nin iç durumu, sınır ötesi harekatı açmaza dönüştürüyor. PKK ile başlatılan savaşın boyutlarının büyümesi ile iç çatışmaların yoğunlaşabileceğinden de endişe edildiğinin altını çizmek istiyoruz.

Bütün bu gelişmelerden şu sonuç çıkıyor:

Amerika, bölgede kendi bildiğini okuyor. Türkiye’nin “tampon bölge” isteklerine kulaklarını tıkıyor. Belki de IŞİD’ın  Mare’ye saldırılarına ilgisiz kalarak Türkiye’yi tahrik ediyor, batağa çekmeye çalışıyor. Bunu da bizi “büyük tuzak” olarak görüyor ve değerlendiriyoruz. 

Şunu unutmayalım: Bölgede çok büyük oyun oynanıyor Bu oyun içinde bize sadece figüranlık görevi verilmiş. Bugüne kadar yapılanlardan, isteklerimizin hiç birinin dikkate alınmamasından bunu rahatlıkla görebiliyoruz.