Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Seçim ve Sandık Güvenliği Sorunu Aşılabilecek mi

Necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

1 Kasım’da kurulacak sandıklarda oy kullanma güvenli bir biçimde sağlanabilecek mi? Şimdi herkes bu sorunun yanıtını arıyor. Çünkü yapılan açıklamalarda özellikle Doğu ve Güneydoğu’da birçok bölgede oy kullanmanın güvenli olmayabileceği ve sağlıklı sonuçların elde edilemeyeceği ifade ediliyor.

Şimdi asıl düşündüren bir başka konu da şu:

Seçmenlerin önemli bir bölümünün oy kullanmayacağı iddia ediliyor. Bunun için de iki neden gösteriliyor: 

Birincisi seçim öncesi 4 günlük bir tatilin olması ve bu tatili de genellikle AK Parti karşıtlarının kullanmaya eğilimli oluşları. Tatilini yarıda bırakıp, oy kullanmaya gitmeyebilecek önemli bir seçmen kitlesinden söz ediliyor. Hatta bunun için “Özellikle 1 Kasım’da seçim kararının alınması bu nedenledir” deniliyor.

Bazı kamuoyu araştırma gruplarınca yapılan değerlendirmede de çıkan sonuçlar şöyle:

“Eğer seçmenin yüzde 15’i sandığa gitmez ise, bu AK Parti’nin ekmeğine yağ sürer. Sandığa gitmeyecek olan seçmen kitlesinin yüzde 80’inin AK Parti karşıtı olduğunu görüyoruz. Yeniden yapılacak seçim için bu rakamın ciddi olduğunu söylemeliyiz. “

O halde bütün siyasi partilerin üzerine düşen, seçmenlerinin sandığa gitmesini sağlamak olmalıdır. Bir yandan “AK Parti iktidar olmasın” diyerek, öte yandan sandığa gitmemek, AK Parti’nin yeniden iktidara yürümesini sağlamak olacaktır.

Biz, bu nedenle “kim hangi partiye oy verecekse versin, ama sandığa gitsin ve hür iradesini yansıtsın”diyoruz. Sandığa gitmek, oy kullanmak bir vatandaşlık görevidir. Sandıktan çıkacak olan sonuca da saygı duyulmalıdır. 

Seçime katılacak olan tüm siyasi partilere bu nedenlerle önemli işler düşüyor. Her parti, seçmeninin sandığa gitmesine yardım ve destek olmalıdır. 

Şimdi gelelim asıl konumuza:

Sandıklar güvenli olacak mı? Çıkacak sonuçlar milletin iradesini eksiksiz yansıtacak mı? Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da sandık güvenliği sağlanabilecek mi? Şimdi herkes bu sorulara yanıt arıyor.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin bir bölgesinin yönetilemez hale geldiğini söylüyor. Doğru da söylüyor. Doğu ve Güneydoğu’da çatışmalar sürüyor. Güvenlik güçlerimiz birçok bölgede güvenliği bile sağlayamıyor. Sokaklara çıkılamaz durumda olan yerler bile var. Böyle bir ortamda sandık güvenliğini sağlamak kolay olabilir mi? Ya da sağlıklı oy verme gerçekleşebilir mi?

Bahçeli, bu konuyu öyle görünüyor ki seçimlere kadar gündemde tutacaktır. “Devlet Doğu ve Güneydoğu’da güvenlik ve kontrolü kaybetmiştir.”diyen MHP Genel Bahçeli’nin bu konudaki endişelerine ve açıklamalarına katılmamak mümkün değil. Kendisini dinleyelim:

 

“PKK alan hakimiyeti kurduğu, psikolojik üstünlük sağladığı bölgeleri hem genişletip hem de derinleştirirken, Erdoğan ve yandaşları iktidar oyunlarıyla terörün değirmenine su taşımışlardır. Farklı il ve ilçelerde sözde özerklik ilanlarının sabırları zorlaması şöyle dursun; Türkiye’nin devlet aklına, egemenlik haklarına, hükmü şahsiyetine alenen meydan okuyan bir süreç devreye alınmıştır. Yaşananlar kabus gibidir Hiçbir merhamet duygusu taşımayan, insanlıktan en ufak nasibini almamış olan katiller Türk milletine ölüm yağdırmaktadır Kurnazlık yapıp çözümü buzdolabına alarak zaman ve zemin kazanmakla oyalanan işbirlikçiler suçludur. Bölücülüğün sırtını sıvazlayıp PKK’nın açık veya örtülü propagandasını yapan sözde yazar, gazeteci, artist, siyasetçi, sermaye sahibi, akademisyen ve sivil toplum örgütü mensupları suçludur. İmralı canisini parlatıp, imajını yenileme densizliğine tevessül ederek Kürt kökenli kardeşlerimizin lideri yapmak için çırpınan köksüz ve kimliksizler suçludur. Devletin içine yuvalanmış, fakat milli menfaatlere aykırı hareket ederek PKK’nın silahlanmasını, provokasyonlarını korkakça ve kahredici bir pısırıkla izleyen çürümüşler suçludur. Türk’e kefe biçip milleti 36’ya ayırma küstahlığını siyaset zanneden teslimiyetçiler de işlenen suçlara, dökülen kanlara ortaktır. Türkiye’nin bugünkü şart ve ortamında seçime gitmesi iç savaşın fitilini ateşleyebilecektir. Bu itibarla seçimlerin yenilenmesi hususu mutlaka gözden geçirilmeli, ilaveten Türkiye sağlıklı ve istikralı güvenlik şartlarına kavuşturulmalıdır. Tehdit haddinden fazladır. Sarayda kurulan kürsülerde zehir kusan, nefret yağdıran, iktidar hesaplarıyla tarafsızlığını ve meşruiyetini ahlaken kaybeden Recep Tayyip Erdoğan’ın terörün artan ve azan tablosundaki payı azımsanamayacak düzeydedir. Analar ağlamayacak tezinden ne mutlu şehit anaları aşamasına gelen, şehit tabutunun başında yüzü kızarmadan hamaset nutukları atan Erdoğan’ın günahı büyüktür. Terörün zirve yaptığı şu günkü şartlarda Milli Güvenlik Kurulu olağanüstü toplanmalıdır. Ayrıca Anayasa’nın 122. Maddesine uygun olacak şekilde, şiddet ve dehşet manzaralarının olduğu il ve ilçeleri de kapsayacak ölçüde ülkemizin bir bölümünü mutlaka sıkıyönetim tedbirleriyle emniyete almak zorunludur. Bunun nasıl olacağı ise Anayasa’nın mezkur maddesinde ayrıntısıyla belirtilmiştir. Sıkıyönetim ilanı geciktirildiği takdirde veya ertelenmesi halinde Türkiye baştan ayağa teröristlerin düşmanlıklarına yoğun olarak sahne olacaktır.”

 

Öyle sanıyoruz ki bu endişeleri sandığa gidip oy kullanacak olan hemen her seçmen yaşamaktadır. Seçmen, güven ortamı ister. Oyunu rahat kullanmak ister. Bu koşulların olmadığı bir ortamda hiç kuşkusuz seçmenin sandığa gitmesi de sıkıntı yaratacaktır. Bazılarının da güvenli olmayan bir ortamda oy kullanması mümkün olmayabilir. 

 

7 Haziran seçimleri öncesi de görüşlerimizi yansıtırken “Koşullar ne olursa olsun, kim nereye oy kullanacaksa kullansın ama sandığa gitmemezlik yapmasın. Herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek ve vatandaşlık görevini yapmak zorundadır” demiştik. Bugün yeniden seçime gideceğiz ve biz, aynı görüşlerimizi bugün de aynen yansıtmak istedik.