Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Temiz siyaseti savunuyorsan susmayacaksın

Necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

MHP üzerinden büyük oyun oynanıyor. Kürt oylarından umudunu kesenler, şimdi milliyetçi oyların peşine düştü. Tuğrul Türkeş’in Başbakan Yardımcısı yapılması ile başlayan bu oyun öyle görünüyor ki algı operasyonları ile de sürecektir.

Ancak MHP üzerinden yapılan operasyonlar göreceksiniz ters tepecektir. Geçmişte bunun somut örneklerini gördük ve yaşadık. Mağdur duruma düşürülen ve oynanan oyunların kamuoyu tarafından çok iyi bilinmesi belki de MHP’nin oylarının birkaç puan daha artması ile sonuçlanabilir. 

Zaten bazı kamuoyu araştırma grupları da yaptıkları anket sonuçlarında bu durumu gördüklerini söylüyorlar.

Şimdi bütün mesele Türkeş üzerinden oynanacak oyunun ne kadar başarılı olup olmayacağıdır. Geçenlerde konu ile ilgili yazdığımız yazıda buna değinmiş ve “MHP tabanı kesinlikle bu oyunun içine düşmeyecektir. Türkeş’in Başbakan Yardımcılığı görevine getirilmesi MHP’de beklenen depremi de yaratmaz” demiştik.

Malum medya şimdi koro halinde “Türkeş AK Parti’ye geçecek” şarkısını söylemeye başladı. 

Türkeş açıklamalarında “Anayasa’ya uygun hareket ettim. Partimden istifa etmeyeceğim” diyor.

Bu noktaya dikkat:

Eğer Türkeş partiden ihraç edilirse bu durum “Disiplinsiz hareket” olarak yorumlanacaktır. Hâlbuki Anayasa’nın kurallarına uymak disiplinsizlik sayılmıyor. Bu durumda eğer Türkeş partiden ihraç edilirse mahkeme kararı ile ihraç durumunu ortadan kaldırabilir.

Bizim burada asıl sorgulamak istediğimiz şudur:

Türkeş, neden her şeyi göze alıp, Davutoğlu’nun önerisini kabul etti? “Davaya ihanet” ile suçlanıyor. Türkeş gibi sembol bir isimin böyle bir duruma düşmesi ve özellikle de dava arkadaşlarını hayal kırıklığına uğratması beklenmiyordu. Bunu bütün samimiyeti ile kamuoyuna açıklamalıdır. 

Bir başka konu da Türkeş “Seçim Hükümeti” sona erdiğinde AK Parti’ye geçecek mi geçmeyecek mi? Bu sorunun da yanıtını vermelidir.

Geçmişe baktığımız zaman, Türkeş’in daha önce de “davaya ihanet” denilecek bazı adımları atmış olduğunu görüyor. Tuğrul Türkeş, bu adımı yeni atmadı ki. 

1977 MHP Büyük Kongresi’nden sonra partiden ayrılıp ATP’ni kuran, birkaç yıl uğraşıp başarılı olmayan Tuğrul Türkeş’tir. Daha sonra DYP’den Kayseri milletvekili adayı olmadı mı? Partisinden daha önce de iki kez ayrılan, tutturtamayınca yeniden yuvaya dönen Tuğrul Türkeş’in davaya ihaneti yeni değildir. 

Doğrusunu söylemek gerekirse o dönemler neden Türkeş için “Davaya ihanet eden” denilmedi? Neden o zamanlar parti disiplini işletilmedi? Neden sonradan yeniden yuvaya dönüşü kabul edildi?

Bir başka konu da “Kaseti var, endişe ettiği için Davutoğlu’nun önerisini kabul etti” söylentileridir. 

Kaset konusunun yeni olmadığını biliyoruz. 2011 Mayısında patlayan ve 10 divan üyesini götüren furyada zaten vardı. Bu durum da herkesçe biliniyordu. Zaten o yüzden 2011 de adaylıktan çekildiği iddia edilmişti. Kaldı ki o kasetler 2010 Ağustosunda ‘’makama’’ zaten sunulmuştu ve hepsi de biliniyordu. MHP Genel Merkezindekiler de bunu bildiklerini sanıyoruz.  

Bakın, MHP Devlet Bahçeli’nin bütün hışmına rağmen Meral Akşener, çakı gibi yerinde durmuş, kendisine yapılan bakanlık önerisini de elinin tersi ile itmiştir. “Dik duruş” budur. Akşener üzerinden de algı operasyonları yapılıyor, birçok iddialar ortaya atılıyor. Doğru olan hiçbir şeyi görebildik mi?

Sinan Oğan gibi bir isim, partiden ihraç edilmiş, adı “CHP’ye geçecek” diye ortaya atılmış bir isimdir. 

Oğan, bize gönderdiği açıklamasında bakınız neler diyor, bunu sizlerle paylaşmak istedik:

“Ben ülkücüyüm ve Türk milliyetçisiyim. Ne ülkümden vaz geçerim, ne ülkemden, ne de partim MHP’den. İnşallah mahkeme yolu ile de olsa geri döneceğim ve partimde ülkeme hizmet etmeye devam edeceğim. Her zaman olduğu gibi yine bu seçimde de partimin başarısı için çalışacağım. Bu beyanım dışında hiçbir habere itibar etmeyiniz.”

İşte bu kadar.

Temiz siyaset yapanlar adına leke kondurmaz. Eğer mücadele edeceksen, bazı şeyleri beğenmiyorsan bu mücadeleyi parti içinde yapmak en doğru harekettir. 

Bugünlerde susmak doğru değildir. Bu nedenle biz “Susmayacaksın, ya varsın ya da yoksun” diyoruz. Kamuoyunu aldatmak, partiye ihanet etmek, ortaya atılan iddialar karşısında suskun kalmak kişiye bir şey kazandırmayacağı gibi çok şeyler de kaybettirebilir. 

“Temiz siyaset”i savunuyorsak, susmamayı da öğrenmek durumundayız.