Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Endişe veren gelişmeler

Necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

Ankara’daki faciadan sonra yapılan incelemeler, patlamanın iki canlı bomba tarafından gerçekleştirildiğini ortaya koydu. 3 saniye ara ile patlatılan bombalarla şu ana kadar 105 vatandaşımızın öldüğü de bildiriliyor. Çok ağır yaralılar ve sakat kalabilecek olanlar da var.

Polis yetkilileri, Ankara’daki patlama ile daha önce Suruç’taki patlamanın birebir benzeştiğini, bu facianın da IŞİD tarafından yapılmış olabileceği ihtimallerinin ağırlık kazandığını söylüyorlar. Ancak, görünenler IŞİD’ı işaret ediyor. Belki bir başka örgütün de izleri olabilir bunu resmi açıklama yapıldıktan sonra öğreneceğiz. 

Gerek eylemin yapılış tarzı, gerek patlayıcıların içeriği ve kullanılan malzemeler, gerekse eylemin hedef alındığı kitle ile gerçekleştirildiği süreç, ister istemez 20 Temmuz’daki Suruç eylemini anımsattığına da vurgu yapılıyor.

IŞİD tehlikesinin gideren büyüdüğünü, bu tehlikeli örgütün Türkiye’yi hedef tahtasına oturttuğu ve sürekli tehdit altında olduğumuzu daha önceki yazılarımızda da dile getirmiştik. Nitekim IŞİD’ın Türkiye’de uyuyan hücrelerinin var olduğunu, özellikle Doğu ve Güneydoğu’da bu örgüte karşı sempati duyanların çokluğundan da söz etmiştik.

Gerek istihbarat birimlerimiz, gerekse dış kaynaklı bilgiler, IŞİD’ın Türkiye’nin her yerinde canlı bombalar kullanarak kanlı eylemler yapabileceği konusunda uyarılarda bulunmuştu. Emniyet birimlerimizin, bu konuda yaptığı çalışmalarda IŞİD’ın bazı eylemcilerini yakaladığı, bazı eylemciler için hazırlanmış 33 intihar yeleği ele geçirdikleri haberleri de kamuoyu ile paylaşılmıştı.

Suriye’deki çatışma bölgelerinin denetimini elinde bulunduran örgüt, son dönemde hükümetin terörle mücadele stratejisi değiştirmesiyle birlikte eleştiri oklarını Türkiye’ye çevirmişti. Örgütten yapılan açıklamalarda da “En kanlı eylemlerle” Türkiye sürekli tehdit ediliyordu.

Kilis-Gaziantep hattının hemen karşısındaki bölgeyi kontrol eden örgüt, Türkiye’nin hava operasyonları sonrasında özellikle sınırda nöbet tutan Mehmetçik’i hedef almıştı. Özetle, IŞİD da bizim için PKK kadar tehlikeli bir örgüt olarak görülüyordu. Hatta Hükümet kanadından yapılan açıklamalarda “Terör örgütleri PKK ve IŞİD ile sonuna kadar mücadele edilecek” denilmişti.

Geçenlerde konu ile ilgili yazdığımız yazımızda “Güvenlik Zafiyeti”nde söz etmiştik. Şimdi, ortaya çıkan gelişmeler bu zafiyetin var olduğunu gösteriyor.

Şimdi ortadaki bazı iddiaları tartışalım:

2 canlı bombanın Suriye’den Ankara’ya nasıl ve hangi kanallardan geldiği sorusuna yanıt aranıyor. Ankara gibi, son derece güvenli olan bir kentin göbeğinde böyle bir eylemin gerçekleştirilmiş olması bir güvenlik zafiyeti olarak değerlendirilemez mi?

Kaldı ki, günler önce böyle bir eylemin olabileceğine dair duyumların var olduğu, emniyet birimlerinin de bu konuda uyarıldığı söyleniyor. IŞİD eylemcilerinin cirit attığı bir ortamda daha duyarlı olmak gerekmiyor muydu?

IŞİD’ın da PKK kadar tehlikeli olduğu bilindiği halde, özellikle Türkiye’de “uyuyan hücreler” konusunda bugüne kadar gerekli takibat ve baskınlar yapıldı mı? Bu hücreler çökertildi mi? 

IŞİD militanlarının Suriye sınırından ellerini kollarını sallayarak giriş-çıkış yaptığı, bazılarının Suriye’deki çatışmalarda yaralanmaları sonunda Türkiye’ye getirilerek tedavi edildiği iddiaları ne kadar doğru? 

Suriye’deki iç çatışmalarda IŞİD’a yardım ve destek için Türkiye’den MİT TIR’larınca silah ve mühimmat gönderilmesi iddialarının hala açıklığa kavuşmamış olması da kafalardaki soru işaretlerini artırıyor? 

Şimdi bütün bu iddiaları arka arkaya koyup değerlendirdiğimizde, bazılarının IŞİD’ı koruyup kolladığı ve bugünkü konuma getirdiği gerçeği ortaya çıkmış olmuyor mu? Eğer, bu iddialar doğru ise, bugün çok daha tehlikeli ve işin içinden çıkamayacağımız günler yaşabileceğimizi söyleyebiliriz. Böyle bir şey düşünmeyi ve böylesine bir konuda da yorum yapmayı gerçekten istemiyoruz ve bundan endişe duyuyoruz. 

Seçime giderken terör örgütlerinin böylesine provokasyonlara ve eylemlere girebileceği zaten biliniyor. Hiçbir ihbara bile gerek kalmadan emniyet güçlerinin gereken önlemleri alması gerekirdi. Bu durumda devletin yapması gereken ne? İstihbarat kanallarıyla örgütü, teröristi harekete geçmeden duyum almak ve çökertmek. Yani barış ve kardeşlik çağrısı için izin alarak meydanlara çıkan insanların güvenliğini sağlamak olmalıydı. Bu yapılamadı. 

Bizi yönetenler hep şu vurguyu yapıyor:

“Biz güçlü devletiz. Bu eylemi yapanları en kısa zamanda tespit edip, adalete teslim edeceğiz.”

Güçlü devlet yapısı neyi gösterir?

Eğer siz eylemi yapacak olan canlı bombaları önceden tespit edip, etkisiz hale getirebilirseniz, güçlü devletten söz edebilirsiniz. Ankara katliamında 105 vatandaşımız katledilmiştir. Bu katliamı engelleyememişsin, olayları bütün çıplaklığı ile çözememişsin. Ocaklar sönmüş, insanlar can ve mal güvenliğinden şüphe eder hale gelmiş, böylesine bir ortamda “güçlü devletten” söz etmek ne kadar inandırıcı olabilir ki?