Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Suriye’de Rusya damgası

Necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

Türkiye tarafından Rusya’ya ait savaş uçağının düşürülmesinden sonra ortaya atılan çeşitli söylenti ve iddialar ortaya atıldı. Bazı analistler, Rus uçağının Türkiye tarafından düşürülmesinde karanlık ellerin olduğunu iddia ederken, bazıları da “Rusya özellikle uçağının düşürülmesi için zemin hazırladı” dediler.

Ortaya çıkan tabloya bakalım:

Rusya, uçağın düşürülmesine tepki olarak Türkiye ile olan hemen tüm ilişkilere kapıları kapattı. Bununla yetinmeyip, olayı germeye başladı. Türkiye ne kadar ılımlı ve barışçıl hareket ediyorsa da Rusya sürekli olarak yaşanan krizi her alana yayarak tırmandırmaya çalışıyor

Asıl hedefi ise tası-tabağı ile Suriye’de ve bölgede ağırlığını koymaktı, bunu da gerçekleştirdi. Akdeniz’e inan savaş gemilerine S-300 füzeleri yerleştirdi. Lazkiye’deki üsse S-400 füzeleri getirdi. Müthiş bir askeri güçle gelip yanı başımıza oturdu.

Bunlar yetti mi? Hayır.

Suriye’de Türkiye’nin bütün stratejilerini bozup alt-üst etti. 

Türkiye’nin destek verdiği Esad karşıtı gruplara destek verip, bu grupların ve Esad’ın düşmanı olarak tanımladığı diğer tüm gruplara karşı operasyonlar düzenlemeye başladı. İran ile olan işbirliğini artırıp, Hizbullah grubunun Suriye’de daha da güç kazanması için alan açmaya başladı.

Rusya Devlet Başkanı Putin, bunlarla da yetinmeyip, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, IŞID’ın Suriye’de ürettiği petrolün pazarlanmasında yakınlarına taşıttırıp pazarlattığı iddialarını ortaya attı. 

Putin, bunlarla da sınırlı kalmıyor:

Nükleer silahları kullanmaktan söz ediyor, tehdit yağdırıyor. “Suriye sınırları içinde tehlikeli görülen her şey anında imha edilsin” talimatını veriyor. Suriye’ye askeri yığınak yapıyor, meydan okuyor.

Asıl düşündürücü olanı da şu:

Rusya’nın tüm bu hareketlerine dikkat edecek olunursa ne Amerika, ne Batı ülkeleri ses çıkarmıyor. Bazı cılız sesler oldu ama daha sonra onlar da sustu. Sanki ortada danışıklı-dövüş sergileniyor. Perde arkasında yapılan gizli pazarlıkların olduğu izlenimi oluşuyor. Bölgede kimin eli kimin cebinde belli değil.

Özetleyecek olursak bizi Rusya ile karşı karşıya getiren dış güçler gerek Suriye’de, gerekse bölgede planladıkları stratejileri şimdi rahatlıkla uygulamaya sokmayı başardılar.

Şimdi, Rusya Suriye’de yeni hamlelere başladı.

Esad’a bağlı rejim güçleri, Rusya’nın da verdiği destek ile Bayır Bucak Türkmenlerine karşı bir süpürme harekâtına başladı. Gelen haberlere bakılacak olursa Suriye’deki Türkmenler çok büyük kayıplar veriyor. Göç de başlamış durumda. En az 500 bine Yakın Türkmen’in Türkiye’ye sığınabileceği söyleniyor.

Hatay’ın tam karşısına düşen ve stratejik bir konuma sahip olan Kızıldağ’a başlatılan harekâtta Rusya’nın etkinsin büyük olduğunu görüyoruz. Kızıldağ’ın güneyinde yer alan Kırıkaltı Tepesi’nin rejim güçlerinin eline geçtiği de söyleniyor. 

Bölgede Türkmenlere ait birçok köyün de Rus savaş uçaklarında ağır bombardıman altında olduğu, bu köylerde oturan sivil halkın da sınırımıza doğru kaçmaya başladığı da gelen haberler arasında bulunuyor.

Türkmenlere yapılan yardım konvoyları sınırı geçer geçmez Rusya tarafından vurulup yok ediliyor. Artık, bölgeye insani yardım da gönderemiyoruz.

Görebildiğimiz kadarı durum oldukça kötüye gidiyor.

İşte Rusya, bu noktada yapacaklarını yapıyor. Elde ettiği gücü bölgede ve Suriye’de kullanıyor. Türkiye, ancak bu yapılanlara bakmakla yetinebiliyor. 

Hala “Portakalımız elimizde mi kalacak, Rusya’dan turist gelmeyecek mi?” tartışmaları ile uğraşıyoruz. Bizi yönetenler “Alsa ne olur, almasa ne olur” diyorlar. “Rusya doğalgazı keserse tezekle ısınırız” muhabbetleri gırla gidiyor. Rusya ise elimizle teslim ettiğimiz iddia edilen Suriye’de kendisi için gerekenleri yapıyor ama bunlara sesimizi çıkaramıyoruz ve bir şey de yapamıyoruz. Hala “Suriye’de Esadlı mı Esadsız mı geçiş sağlansın” tartışmalarının göbeğindeyiz.

Kaldı ki Rusya’nın Türkiye düşmanlığı terör örgütü PKK’ya destek vermeye kadar ı-uzanıyor. Dikkat edilecek olursa Rusya, PKK’nın Suriye kolu PYD’ ye askeri yardım ve destekte bulunuyor. “Düşmanımın düşmanı benim dostumdur” anlayışı ile hareket ediyor. 

Bizi içeriden de PKK şehir terörü ile de baş başa bırakıtılar. Bir anlamda içten ve dıştan kuşatılmış konuma düşürüldük.

Şimdi kendimize dönüp “Suriye’deki çıkarlarımızı ve etkinliğimizi kendi elimizle Rusya’ya teslim ettik” dersek yanlış mı düşünmüş oluruz?