Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

IŞİD’a karşı kalıcı mağlubiyet ama ne zaman

Necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

Geçenlerde ABD Başkanı Obama “IŞİD yakında tamamen yok olacak” dedi. Aynı Obama, IŞİD ile mücadeleye başlarken de “Bu bizim için uzun vadeli bir savaş, zaman alacak” açıklamasında bulunmuştu. Şimdi ise Amerikalı yetkililer “Bizim hedefimiz IŞİD’a karşı kalıcı bir mağlubiyet istiyoruz” diyorlar.

Amerika ve müttefikleri IŞİD karşıtı mücadeleyi hızlandırdılar. Eninde sonunda bu terör örgütüne son darbe indirilecektir. Böylesine bir süper güç ve müttefiklerinin karşısında bu örgütün tutunup, ayakta kalması zaten beklenemez.

Kafalardaki soru şu:

“Acaba ne zaman IŞİD bitirilecek?”

İşte burada duruyoruz. Çünkü ortada görünen gerçek şu ki, IŞİD dış güçlerce yaratılmış, kullanılmakta olan bir örgüttür. Dış güçlerin bölgedeki işleri bittiğinde IŞİD’ın defteri de dürülür. 

Gerek Ortadoğu coğrafyasında, gerekse yanı başımızda dış güçler hedeflerine ulaşabilmenin mücadelesini veriyor. IŞİD bahanesi ile de bu hedeflere ulaşıyorlar. Göreceksiniz, Ortadoğu’da dış güçler yeni haritaları oluşturacak, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde hedeflerine kilitlenecek, istediklerini elde ettikten sonra da IŞİD gibi son derece tehlikeli olan örgütle artık işleri kalmayacak ve bu örgütün de sonunu getirecekler.

Konu IŞİD olduğunda Amerikalı yetkililer sıklıkla “Kalıcı Mağlubiyet” sözünü kullanıyor. Savunma Bakanı Ash Carter, Kentucky eyaletindeki Fort Campbell’da yaptığı konuşmada IŞİD’in yenilgiye uğratılması gerektiğini söylerken yine bu tamlamayı kullandı. Savunma Bakanı Ash Carter, konuşmayı yaptığı gün içinde “Kalıcı Mağlubiyet” sözünü 9 kez daha kullandı. İki gün sonra Florida’nın Tampa kentindeki merkez kuvvetler komutanlığında konuşan Carter “IŞİD’e kalıcı bir mağlubiyet yaşatmak için geliştirilen genel strateji”den bahsetti.

Bu hedef, IŞİD’i varoluşsal bir tehdit olarak gören Obama Yönetimi için öncelik haline geldi. Ancak, bu kalıcı mağlubiyetin nasıl sağlanacağı ve ne kadar zaman alacağı konusunda farklı görüşler bulunuyor. İşte yukarıda vurgulamaya çalıştığımız IŞİD’ın kullanılması olayında dış güçlerin işlerinin bitmesi gerektiği vurgusunu bunun için yapmıştık.

Konu ile ilgili çeşitli görüşlerden ve gelişmelerden de bazı yansımaları şöyle sıralayabiliriz:

Savunma Bakanlığı İstihbarat Eski Müsteşarı Michael Vickers, Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu’na verdiği ifadede, cihatçıların hareket ettikleri devlet kontrolü olmayan bölgeler yok olmadan ve ideolojileri itibarını yitirmeden yenilgiye uğratılamayacaklarını ifade ediyor.

Bunu başarmanın yolunun düzenli ordu ve düzensiz güçlerin kapasitelerini arttırmak için uzun vadeli yatırımdan geçtiğini söyleyen Vickers, Amerika’nın bölgeye ilgi ve yatırımının aralıksız sürmesinin de önemine dikkat çekiyor.

Bu tür çalışmalar şimdiden yürürlükte. Amerika ve diğer koalisyon üyeleri Irak’ta 17 binden fazla Iraklı ve Kürt askerini eğitti. Yetkililer 2 bin 800 askerin eğitiminin sürdüğünü bildiriyor.

Amerika, eğit-donat programının iptalinden sonra Suriye’de de belli güçlere danışma hizmeti ve yardım sağlıyor.

Ancak Amerika’nın Suriye eski büyükelçisi Robert Ford, siyasetçilere, bu çalışmaların yeterli olmayabileceğini söyledi. Buna rağmen Suriye’de yerel güçler Amerika ve koalisyonun hava desteği sayesinde IŞİD’e karşı ilerleme sağladı.

Ancak bazı eski devlet yetkilileri, Amerika’nın Irak’ta askeri varlığı olmadığı sürece ülkenin bir sonraki IŞİD benzeri örgütün eline geçebileceği uyarısında bulunuyor.

CIA Eski Direktörü James Woolsey, Amerika’nın Sesi’yle yaptığı söyleşide önemli olanın ülkeden tamamen ayrılmamak olduğunu belirtti.

Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı sonunda ne Almanya’yı ne de Japonya’yı tamamen terk ettiğini hatırlatan Woolsey, bunun Güney Kore için de geçerli olduğunu belirtti. Amerika’nın başarılı olduğu ülkelerde müttefiklerle beraber çalıştığını söyleyen Woolsey, Amerika’nın bu ülkelerde demokrasi ve refaha katkı yaptığını söyledi.

Ancak Irak gibi ülkelerde altyapıya para harcasa da Amerika’nın bu ülkelerde devlet inşa etme çabalarına katkıda  bulunması ya da Sünni-Şii çatışmasına çare olması için gerekli iradenin bulunup bulunmadığı konusunda kuşkular var.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan Sarah Chayes’a göre asıl soru, bu konuda gerekli toplum kesitlerine nasıl ulaşılacağı ve insanların yaşayabileceği bir Irak’ın oluşumu konusunda tarafların ortak çalışmasını sağlamanın mümkün olup olmayacağı. 

Eski Genelkurmay Başkanı Amiral Mike Mullen’ın danışmanlığı görevini yapmış olan Chaves, Irak’ta Saddam’ın, Afganistan’da Taleban’ın devrilmesinden sonra Amerika’nın bu tür girişimlere yatırım yapıyormuş gibi gözükmesine rağmen, mezhepsel çatışmalar ve yolsuzluk konularını büyük ölçüde bu ülkelerde oluşan yeni hükümetlere bıraktığına dikkati çekiyor.

Oluşan yeni hükümetlerin bu ülkelerde oluşabilecek yeni ve farklı rejimlere destek olabilecek kurumsal altyapıyı yerle bir ettiğini söyleyen uzman, bu ülkelerin halen dışarıdan kendilerine yol gösterilmesine gereksinim duyduğunu söylüyor.