Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Sahada ve masada yoksan

Necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

Suriye ile ilgili önce şu tespiti yapalım:

Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerekse Başbakan ve ilgili bakanlar, Suriye’deki iki önemli gelişmeden söz ediyor. Birincisi Rusya’nın desteğindeki Esad güçlerinin 3 yılda kaybettiği toprakları 3 günde geri alması ve Halep’in muhaliflerden temizlenmesi olayı, diğeri de PYD güçlerinin bölgede güçlenmesidir. 

PYD’yi terör örgütü PKK’nın devamı olarak değerlendiren bizi yönetenlerin bu görüşlerine baştan bu yana katıldığımızı defalarda yazdık ve vurguladık. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan son açıklamasında PYD konusunda yeniden Amerika’nın ve Batı’nın dikkatleri çekmek zorunda kaldı. Hatta daha da ileri giderek “PYD’nin elindeki silahlar dış ülkelerden geliyor” dedi. Tehlikeye dikkat çekti.

Rusya’nın Suriye’de Esad’ı yeniden ayağa kaldırdığını ve artık Rusya’nın bu topraklarda da komşumuz olduğunu görüyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Davutoğlu’nun bu konudaki endişelerini de haklı buluyoruz. Bu endişeleri biz de duymaktayız.

Kaldı ki, Rusya ve Esad güçlerinden kaçanlar yine sınırımıza yığılmaya başladı. Yeni bir göç dalgası ile karşı karşıyayız. Sıkıntıyı biz çekiyoruz. Batı sığınmacılara kapılarını tamamen kapattı. Şu anda bölgede en sıkıntıya giren ve köşeye sıkışan ülke hakline geldik. Daha da açıkçası yalnız bırakıldık.

Şimdi buraya kadar olanlar bunlar.

Ancak, işin ilginç yanı bizim bu uyarılarımızın ve endişelerimizin müttefikimiz Amerika ve Batı tarafından ciddiye alınmamasıdır. 

Daha önce yazıp uyarmıştık:

Bölgede büyük oyun oynanıyor. Bizi, içeride PKK terör örgütü ile uğraştırıp, bütün enerjimizi ve dikkatlerimizi buraya odakladılar. Öte yandan IŞİD tehlikesi ile de baş başa bırakıldık. Dış güçler gerek Suriye, gerekse bölgedeki paylaşımlarını rahatlıkla yapabilmenin çabası içindeler. Rusya’nın Türkiye düşmanlığı ise Suriye’deki olaylarla tavan yapmış durumda. 

İşin bir başka ilginç tarafı da Rusya’nın operasyonlarına karşı Amerika ve Batı’nın sessiz kalması ve bazen de çok cılız kınama ve uyarılarda bulunmasıdır.

Çok açık ifade etmekte yarar var:

Rusya güneyimize kadar inme planları yapıyor. Eğer böyle bir girişim başarı ile sonuçlanırsa nefesimizi iyice keserler. 

Doğu Akdeniz’de söz sahibi olmak ve güçlü bulunmak durumundayız. Türkiye’nin burada da önü kesilmek isteniyor. Bu nedenle Kıbrıs’a dikkatleri çekmek istiyoruz. Eğer Kıbrıs Türkiye’nin elinden alınırsa Doğu Akdeniz’de de önümüz kapatılacaktır. Kıbrıs’ta da böyle bir oyunun tezgâhlandığı izlenimi edindik.

Ege kıta sahanlığı Yunanistan’da, Kıbrıs elimizden kayarsa Doğu Akdeniz’deki egemenliğimiz son bulacak, Rusya Suriye’de güneyimize indiğinde çepeçevre kuşatılmış olmayacak mıyız? Bu durumda nefes alabilir miyiz? Bu endişelerimizin de son gelişmelerle giderek arttığını görmekteyiz. 

PYD için “PKK’nın devamı” diyoruz. Endişelerimiz dikkate alınmıyor.

Halep için “Çok önemli ve stratejik konumda” vurgusunu yapıyoruz. Rusya ve Esad güçlerinin operasyonlarını sadece seyretmekle yetiniyoruz.

“PYD’nin silahlı gücü YPG’nin kırmızı çizgilerimiz aşması savaş nedeni” diyoruz. Kırmızı çizgilerimizin bir tezgâhla aşıldığı iddia ediliyor seyrediyoruz.

Bayır Bucak Türkmenlerinin katledilişini, sınıra sürülmesini görüyor ama insani yardımda bile bulunamıyoruz. 

Daha önce Suriye’ye insani yardım TIR’larını yollara çıkarırken şimdi bu konularda bile adım atamıyoruz. 

Yıllardır seslendirdiğimiz “güvenli bölge” isteklerimizi bile kabul ettiremedik. Milyonlarca sığınmacı ile baş başa bırakıldık. Halen de sınırımıza binlerce yeni sığınmacı akını bulunuyor.

“Irak’ta düşürülen hataya Suriye’de düşmek istemiyoruz” diyoruz. Ancak görebildiğimiz kadarı ile ne masada ne de sahada yer almıyoruz. 

Şapkamızı önümüze koyup düşünelim:

Şimdi bunları nasıl aşacağız? Bu çıkmazdan nasıl kurtulacağız? Bölge ve Suriye politikalarımızın tamamen çöktüğünü, etrafımızın çevrilmekte olduğunu, sesimizi duyurmakta zorlandığımızı görmekteyiz. 

Sahada ve masada yer almadan artık adım atamayacağımızı ve hiçbir şey yapamayacağımızı görmemiz gerekiyor. Meydanlarda, toplantılarda, uçaklarla yapılan meydan okuma ve açıklamalarla da bir şey elde edilemiyor.