Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Eğer Halep düşerse


Necdet Sivaslı

Suriye’de 5 yıldır süren iç çatışmalarda Halep kenti şimdi konum noktaya geldi. Esad muhaliflerinin elinde bulunan Halep’in düşmesi ve yeniden Esad güçlerinin eline geçmesi ile Suriye’deki çatışmaların da sona gelineceği söyleniyor. Böyle bir durumda Esad’ın ülkedeki konumu da güçlenmiş olacak.

 

Geçenlerde bir yazı yazmış ve sınırımızın çok yakınındaki Azez’in Türkiye açısında önemine değinmiştik. Şimdi Halep ile ilgili olarak bu konuyu biraz daha açmak istiyoruz.

 

Rejim güçleri Rusya’nın da hava desteği ile Halep ve çevresini kuşatmış durumdalar. Eğer, Halep ve çevresi rejim güçlerinin eline geçerse burada Ilımlı muhalifler yenilgiye uğramış olacaktır. Bu durum, Ilımlı muhaliflerin arkasındaki güç olarak gösterilen Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerin de baştan bu yana uyguladıkları Suriye politikalarının tamamen iflas etmesi anlamına gelmiş olacaktır.

 

Türkiye, bundan son derece rahatsızdır. Çünkü Halep’in düşmesi ile Ilımlı muhalifler dağılacak, yeniden toparlanmaları da hemen hemen imkânsız hale gelmiş olacaktır. Bu nedenle Türkiye “lojistik hat” olarak değerlendirdiği Halep’in çıkış noktası Azez’i bu nedenle önemsiyor.

 

Ancak tam bu noktada karşımıza Rusya çıkıyor.

 

Rusya, tüm bunlara hâkim olarak havadan yoğun bir şekilde hedeflerini bombalamaya devam ediyor. Ruslar, Suriye’ye kurdukları gelişmiş hava savunma sistemi sayesinde bölgedeki tüm hava hareketlerine hâkim durumdalar. Bu nedenle Türk uçakları Suriye topraklarına burnunu bile sokamıyorlar. Hatta Rusya, Suriye topraklarına getirdiği S-400’ler sayesinde Türkiye’nin güneyinde uçan her nesneyi vurabilecek bir güce ulaştı. Olayların bu noktaya gelmesinde düşürdüğümüz Rus uçağının rolü büyük olduğunu açık biçimde görebilmekteyiz.

 

Çünkü Eğer önemli bir değişiklik olmaz ise Suriye’de bundan sonra Rusya’nın dedikleri olacak. Rusya adım adım Suriye’ye yerleşmesini tamamlayacak ve ‘kuzeydeki tehlike’ olarak yıllardır korkulu rüyamız olan Rusya artık hem kuzeydeki, hem güneydeki tehlike olarak karşımıza çıkacak. Hatta İran ile ittifakını ilerletebilirse ve buna Ermenistan’ı da eklerse kuzeydeki tehlike aynı zamanda doğudaki tehlikeye de dönüşecek.

 

Gelecekte bizi çok daha büyük sıkıntıların beklediğini de söylemliyiz.

 

Amerika, Rusya ve hatta AB ülkelerince desteklenen PYD güçlerinin Suriye’deki Kürtler üzerindeki hâkimiyetini kurduğunu ve bundan sonraki hedefinin de Kuzey Suriye’de açmaya çalıştıkları koridor üzerinde Kürt Devleti’nin temellerini atmak üzere olduğunu da adım adım takip ediyoruz. PKK’nın Suriye’deki kolu olarak bir terör örgütü olduğunu söylediğimiz PYD konusunda yalnız kaldığımızın da altını çizelim. En büyük ve önemli müttefikimiz Amerika bile PYD’den kesinlikle vaz geçmeyeceklerini resmi ağızlardan açıkladılar.

 

Burada şu gelişmeye de dikkat:

 

Türkiye’nin bölgede dostu ve müttefiki neredeyse kalmadı. Ancak, PKK’nın Suriye kolu terörist grup ilan ettiğimiz PYD güçleri ile Amerika, Rusya, AB ülkeleri ittifak içindeler. PYD’nin Esad rejimi ile de bir sorunları kalmadı. Özetle, PYD’nin müttefikleri Türkiye’nin müttefiklerinden daha fazla hale geldi.

 

Bütün bu gelişmeler karşısında bizi yönetenlerin son derece rahatsız olduklarını görmekteyiz. Bundan biz de rahatsızız. Ancak, bu saatten sonra yapılabilecekler o kadar azaldı ki, sesimizi ve derdimizi kimseye anlatıp, dinletemiyoruz.

 

Bir de şu gerçeği görmemiz gerekiyor:

 

Bugün Suriye’de Rusya hâkimiyeti var. Rusya ne diyorsa o oluyor. Amerika da buna uyuyor, Avrupa da buna uyuyor. Suriye’de “oyun kurucu” olarak Rusya’nın ön plana çıktığını da vurgulamalıyız.

 

Kasım ayında seçimlere girecek olan Amerika’nın Suriye’de risk alma gibi bir lüksü bulunmuyor. Kara ordusu olarak da PYD’nin silahlı gücü YPG’yi kullanıyor. O nedenle de “PYD’liler bizim kara gücümüzdür ve kahramanca IŞID’a karşı çarpışıyorlar” açıklamaları geliyor.

 

Suriye’de “vekâlet savaşı” veren tüm devlerin şu andaki tek hedefleri IŞİD üzerinde yoğunlaşıyor. Özellikle Amerika ve AB üyesi ülkeleri IŞİD dışında pek bir şeylerle de ilgilenmiyorlar.

 

Hatta sınırdan Azez’deki PYD güçlerine karşı Obüs topları ile yaptığımız atışların bile Amerika tarafından engellenmeye çalışıldığını biliyoruz. ABD Başkanı Obama da, Dışişleri Bakanı Kerry de, sözcüleri de yaptıkları her açıklamada “Türkiye top atışlarını durdursun” demiyorlar mı?

 

Avrupa’nın derdi ise “Kapılarımıza sığınmacı dayanmasın da Suriye’de ne olursa olsun, bizi fazla ilgilendirmiyor” görüşü ile kesişiyor. Türkiye’yi sığınmacılar konusunda “tampon bölge” olarak gördükleri için de bize karşı şu an için esnek bir politika sergiliyorlar, omuzu sıvazlıyorlar.

 

Bütün bu gelişmeleri alt alta koyduğumuzda ortaya çıkan tabloya bakıyoruz, bölgede en sıkıntılı ve zor durumda kalan ülke olarak kendimizi görüyoruz. Bundan sonra da daha ne gibi sıkıntılar yaşayabileceğiz, daha ne kadar sığınmacı ile baş başa kalacağız, içerideki terörle mücadelede hangi noktalara gelebileceğimizi ise şu an için kestiremiyoruz.