Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Ortadoğu coğrafyası kaygan zemin oldukça

Necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

Ortadoğu ve özellikle 5 yıldan bu yana iç savaşın sürdüğü Suriye hem bataklık, hem de kaygan zemin olarak karşımıza çıkıyor. Burada atılacak her adıma dikkat etmek gerektiğini sürekli anımsatıyoruz. Bu nedenle Suriye bataklığına girmememiz gerektiği konusunda da uyarılar yapmaktayız.

 

Gerçekleri görmek, bu gerçekler ışığı altında yol almak en doğru hareket olmalıdır. Dikkat edilecek olursa 5 yıldan bu yana sürdürdüğümüz yanlış Suriye politikaları bizi bölgede yalnızlığa ittiği gibi, hiçbir ülkenin çekmediği sıkıntılarla da baş başa bıraktı. Artık, geçmişte yaşananları göz önünde bulundurup değerlendirerek kendimize çekidüzen vermeyi ve saplantı halindeki politikaları geride bırakmamız gerektiğini geç de olsa anlamaya başlamış bulunuyoruz.

 

Bunu nereden mi çıkardık? Anlatalım:

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, konu ile yaptığı bir açıklamada bugüne kadar kafalardaki soruya ve endişelere de yanıt vermiş ve “Biz Suriye’ye gireriz ama bütün Arap dünyası ayağa kalkar” anlamında sözler etmiştir.

 

İşin garip tarafı, bizim dışımızda her ülke Suriye’de bulunuyor, vekâlet savaşları terörist gruplarca yapılıyor. Arap dünyasının bunlara sesi çıkmıyor da, haklı olduğumuz bir konuda güvenliğimiz söz konusu olduğunda tüm Arap dünyasını karşımızda bulabileceğiz öyle mi?

 

Hani Suriye’de iç çatışmalar başladığında “3 günde Şam’a gider, Cuma namazını da Emevi Camii’ne kılarız” denilmişti ya, bütün bunların hayalden öte bir şey olmadığı da görüldü. Bu coğrafyada oyun oynayan dış güçlerin, bu işlere böyle kolayca izin vermeyecekleri gerçeği de ortaya çıktı.

 

Hemen her konuda olduğu gibi, dış politikalarda da “zararın neresinden dönülürse kardır” mantığı ile hareket etmek gerekiyor. Ortada bir yanlışlık varsa, bu da görülüyorsa, aynı yanlışlıkta ısrar etmenin bir anlamı var mı?

 

Bakınız, daha önce neler söylenmiş, neler ortaya atılmıştı:

 

Ortadoğu’daki yalnızlığımızı Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerin desteği ile gidermeye çalışacaktık.

 

Biz, hiçbir zaman Suudi Arabistan’a, Katar’a ya da diğer Arap ülkelerini güven olmayacağını yazdık, uyardık. Bu ülkelerle özellikle de bir savaşın içine girilmesinin yanlışlıklarını vurguladık. Suudi Arabistan’ın Amerika’nın onayı olmadan hiçbir şey yapamayacaklarını söyledik. “Bir kukla yapay devlet” olarak da sahaya sürüldüğüne değindik. Gelişmekte olan olaylar bu yazdıklarımızı ve ön görülerimizi haklı çıkarmaya başladı.

 

Bugüne bakıyoruz: Suudi Arabistan, bizim altımızı oymaya çalışan Rusya ile kol kola girmiş. Suriye ve Rusya ile gizlice görüşmeleri ortaya çıkmış. Açıkça ifade etmemiz gerekirse bu haberler bizi hiç şaşırtmamıştır.

 

3 milyona yakın sığınmacı ile sıkıntılarımız sürüyor. Bu Suudiler, Katar ve diğer Arap ülkeleri niye kapılarını bunlara açmıyor? Üstelik gelen sığınmacılar bunların öz kardeşi değil mi? Elini taşın altına koyan neden hep biz oluyoruz? Öncelikle bunların da sorgulanması gerekmiyor mu?

 

Başbakan Davutoğlu, geçenlerde de El Cezire Televizyonu’na bazı açıklamalarda bulundu. Coğrafyamızdaki kaygan zeminden, oyun oynayan aktörlerden, bu coğrafyada bize hayır gelmeyeceğinden söz etti. Bu açıklamalar, Türkiye’nin yüzünü yeniden Batı’ya çevireceğinin de bir mesajı niteliğinde yorumlanabilir.

 

Daha da önemlisi, 5 yıldan bu yana sürdürülen yanlış politikalardan geri dönüş olarak da değerlendirilmesi gerekiyor.

 

Daha önceden çok yazdık, bugün de kısaca değinelim:

 

Amerika ile sıkı işbirliği yapıyoruz. En büyük müttefikimiz olarak da ön planda bulunuyor. Ancak, bugün PYD konusunda görüş ayrılığı yaşamaktayız. PYD’nin PKK’nın Suriye kolu olduğunu, bir terörist grup olduğunu Amerika’ya kabul ettirebildik mi? Eğer bizim için sınırlarımızın güvenliği, ülkemizin birlik ve bütünlüğü önemliyse bu konularda müttefiklerimizi niye yanımıza alamıyoruz?

 

Bölgede, Suriye’de çıkarlarımızı koruyabildik mi?

 

Korumaya kalktığımızda bile karşımızda ilk önce çok güvendiğimizi söylediğimiz müttefikimiz Amerika’yı karşımızda bulduk.

 

Sığınmacı konusundaki sıkıntılarımızı en iyi bilen Amerika ve AB ülkeleri bile sınırda bir “güvenli bölge” isteklerimize sıcak bakmadı? Bunun yanında son yıllarda iyi ilişkiler içinde bulunduğumuz Rusya ile de iplerin kopması da gündeme geldi. İyice yalnızlaştık ve sıkıntıya düştük.

 

Şimdi bütün olay şu:

 

Suriye’de artık Türkiye olarak hiçbir şey yapamıyoruz. Masada da yokuz. Takıntı haline getirdiğimiz politikalarda da ısrar ettikçe daha da çıkmaza girmekteyiz. Sanıyoruz artık bunlar görüldü ve Başbakan da son açıklamaları ile “çıkış yolu” olarak yine Batı’yı işaret etmeye başladı. Bunun da iyi bir gelişme olduğunun altını çizelim.

 

İşin özeti şu:

 

Dış politikada hiçbir ülkeyi “dost”, yine hiçbir ülkeyi de “düşman” olarak karşına almayacaksın, güvenmeyeceksin.