Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Ermenilerle PKK’nın izlediği yol aynıdır

necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

Geçenlerde Ethno Globus adlı Azerbaycan’a ait bir internet sitesinde Ermenilerle ilgili çok ilginç ve çarpıcı bir röportaj yayınlandı. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyelerinden DoçDr. Nejla Günay, Sözde Ermeni Soykırımı, 1915 meselesi ve Ermeni Diasporasına ilişkin görüşlerini açıklarken “Ermeni ve Kürt milliyetçilik hareketlerinin izledikleri yol birbirine çok benziyor” dedi.

 

Özellikle içinde bulunduğumuz 2016 yılında Ermenilerin Türkiye aleyhindeki kampanyalarını hızlandıracaklarına da dikkat çeken Doç.Dr. Nejla Günay, Türkiye’nin bu konuda nasıl hareket etmesi gerektiğine de ışık tutuyor. “Ermenilerin asıl hedefi ve amacı Türkiye’den tazminat ve toprak elde edebilmektir” diyor.

 

 

 

“Ermenilerle ilgili iddiaların temel sebebi geçmişte yaşanan olayları tekrar gündeme getirip bu olayların nasıl olduğunu tartışmak değil. Ermeniler ve onlarla birlikte hareket edenler bu olayları birtakım iddialar çerçevesinde gündeme getirmek suretiyle yeni bir gelecek inşa etme çabası içerisindedir. Dolayısıyla konu çok boyutludur ve hepsinden önemlisi politiktir. Hâliyle tarihçilerin bu problemi çözmesi mümkün değildir. Ancak tarihçiler bilinmeyen olayları ortaya çıkarmak suretiyle politikacılara yardımcı olabilir. Öte yandan Türkiye, Ermenilerle ilgili konularda muhatap sıkıntısı yaşamaktadır. Şöyle ki, Türkiye bu konuları kiminle konuşacaktır? Ermenistan ile mi? Avrupa Devletleriyle mi? Amerika Birleşik Devletleriyle mi? Rusya ile mi? Yoksa Ermeni Diasporası ile mi? Dolayısıyla bu muhatapların beklentileri ve Türkiye’den talepleri farklıdır. Hâl böyle olunca konunun çözümlenmesi için ne kadar gayret gösterseniz de karşı tarafta bir samimiyet göremiyorsunuz ve çözüm mümkün olamıyor. Bu durumda Türkiye’nin yapması gereken şey muhatabını belirlemek ve konuyu o doğrultuda çözümlemeye çalışmaktır. Bana göre bu konular Ermenistan hükümeti ile görüşülmelidir. Diğer ülkelerle diasporayı ikna çalışmaları Türkiye ve Ermenistan ittifakı ile mümkün olabilir. Hükümet akademik çalışmaları teşvik etmelidir. Bu çalışmaların farklı dillere çevrilmesine önem verilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bu konu ile ilgili çalışmaları koordine edecek özerk bir üst kurul oluşturmalıdır. Bu kurul hem kurumlararası koordinasyunu sağlamalı hem de özgün akademik çalışmalar ortaya konmasını temin etmekle görevli olmalıdır. Çünkü arşivlerde saklı bilgilerin meydana çıkarılıp yazılması gereklidir. İşte o zaman ortaya bir iddia konması dahi zorlaşacaktır.”

 

 

 

Doç Dr. Günay’ın en çok dikkati çektiği konu Ermenilerin Türkiye’den tazminat koparma çalışmaları içinde olduğudur. Eğer Ermeiler tazminat elde edebilirlerse bunun sonucu olarak da toprak talebinin gündeme geleceği kaçınılmaz olacak. İşte Günay’ın bu konudaki görüşleri de şöyle:

 

 

 

“Ermenilerin asıl amacı tazminat alma, toprak elde etme vs. olduğundan diasporanın çalışmaları 2016’da da ve daha sonra da devam edecektir. Elbette Türkiye’nin doğrudan doğruya itham edildiği suçlamalara kayıtsız kalması mümkün değildir. Fakat bir savunma psikolojisi içerisinde hareket edip Ermenilerin propagandasına katkı vermeyi doğru bulmuyorum. Bu konuda Türkiye’nin de ayrıntılarını kendisinin belirlediği bir program oluşturması gereklidir. Bu program farklı ülkelerde yapılacak etkinliklerle uygulamaya konmalıdır. İmparatorluğun tasfiye süreci gündeme getirilmeli ve bu, “Bir Büyük İmparatorluğun Hazin Sonu” bakış açısıyla ilgili ülkelere anlatılmalıdır. “Ortak acı” “Adil Hafıza” perspektifinde ele alınmalıdır. Bunlar çeşitli akademik toplantılar, anma günleri vs. ile gündeme getirilmelidir. O dönemde yaşananlar günümüzde yaşananlarla bağlantı kurularak Batı kamuoyuna aktarılmalıdır. Çünkü Türkiye 100 yıl önce yaşadıklarının benzerini günümüzde de yaşıyor. Terörle mücadele ediyor, milyonlarca insanın Anadolu’ya göç etmesinden kaynaklanan sosyal ve ekonomik zorluklarla baş etmeye çalışıyor. Türkiye’nin dış temsilcilerinin yapacağı bazı faaliyetlerle bu duruma dikkat çekmek gerekir. Terörden zarar görenler ve Türkiye’ye akın eden göçmenler için yardım kermesleri, piyango çekilişleri vs. düzenlemek suretiyle bu mümkün olabilir.”

 

Bugün Kürtlerin sahiplenmek istediği coğrafyanın dün Ermenilerin hak ettiği topraklar olduğunun altını çizen Doç.Dr. Günay özellikle Ermeni ve Kürt milliyetçilik hareketlerinin izlediği yolun birbirine çok benzediğini vurguluyor. Günay “Türkiye komşularından gelecek tehditlere karşı hazırlıklı olmalıdır. Sınırlarımızı ve güvenliğimizi korumak durumundayız” diyor. Kendisini dinleyelim:

 

 

 

“Ermeni ve Kürt milliyetçilik hareketlerini izledikleri yol bakımından birbirine çok benzetiyorum. Bunu tarihten aldığım bilgilere dayanarak söylüyorum. Özellikle geçtiğimiz aylarda yayımlanan “Zoraki İttifaktan Yol Ayrımına İttihat-Terakki ve Ermeniler” adlı kitabımda yer alan ve farklı arşivlerden alınan bilgiler bunu doğruluyor. Bugün Kürtlerin sahiplenmek istediği coğrafya dün Ermenilerin hak iddia ettiği yerlerdi. Yani Vilayat-ı Sitte denen bölgeyi bugün Kürtler sahiplenmek istiyor. Hâlbuki 100 yıl önce Kürdistan olduğu iddia edilen coğrafyanın çok büyük kısmı bugünkü Türkiye topraklarının dışındadır. Dolayısıyla Türkiye açısından Ermeni ve Kürt iddiaları aynı coğrafi bölgeyi hedef almaktadır. Çünkü Ermeni iddialarından biri de “Kars Antlaşması’nı tanımayıp Doğu Anadolu Bölgesi’nin Batı Ermenistan olduğu…”dur. Türkiye komşularından gelecek tehditlere karşı hazırlıklı olmalıdır. Ama bunu tamamen sınırlarını ve güvenliğini korumak çerçevesinde ele almalıdır. Sınırlarından girebilecek tehditleri daha tehdit oluşturmadan bertaraf etme hakkı vardır ve bu birçok ülkenin kullandığı bir yöntemdir. Türkiye de bu hakkı gerekirse kullanacaktır. Komşularının güvenlik ve asayişini tehdit eden çalışmalar yapmasına fırsat vermemesi her ülke gibi Türkiye’nin de hakkıdır.”

 

 

 

Türkiye’nin bundan sonra Ermenilerle ilgili yapmak istediği konulara da değinen Doç.Dr. Günay’ın bu konudaki açıklamaları da şöyle:

 

 

 

“Ermeni diasporası, özellikle 1965 yılından beri Türkiye’ye karşı hukuki dayanaktan yoksun bir takım suçlamalar yöneltmektedir. Ancak bu suçlamaların Türkiye açısından bağlayıcı bir tarafı yoktur. Türkiye bu iddiaları çeşitli vesilelerle Ermenistan hükümeti nezdinde görüştü ve çözüm konusunda samimiyetini ortaya koydu. Ancak Ermenistan’ın Türkiye’nin toprak bütünlüğünün kabul etmek istememesi, hukukî dayanaktan yoksun bazı taleplerde bulunması konunun ciddiyetten uzak bir hâl almasına yol açmakta ve Türkiye’nin endişe etmesini gerektirecek bir durum olmadığını göstermektedir. Böyle de olsa Türkiye, Ermeni iddialarının hiçbir hukuki dayanağı olmadığını uluslararası toplantılarda anlatmaya devam etmelidir. Akademik çalışmaların koordineli bir şekilde yapılması konusuna önem vermelidir. Bu çalışmaların farklı dillere çevrilmek suretiyle daha geniş kitlelere ulaştırılması temin etmelidir.