Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Merkel ne yapmak istiyor

necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

Almanya Başbakanı Merkel’den, Alman Parlamentosu’nun “soykırım” konusunda tanıma kararı almasından sonra “Türkiye ile ilişkilerimizin kötüye gitmemesi için elimden geleni yapacağım” açıklaması geldi.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan da haklı olarak Merkel’in bu açıklamasına tepki gösterdi. Erdoğan, Merkel’in Türkiye’yle adeta alay edercesine yaptığı bu açıklamaya karşı, bizim de olumlu bulduğumuz şu açıklamayı yaptı:

 

“Ey Almanya sen ne yapmak istiyorsun, senin derdin ne? Önce onu söyle. Kendisiyle konuştuğumuzda da bana ne diyor biliyor musunuz, şu olaydan 3-4 gün önce, diyor ki, ‘Elimden geleni yapacağım.’ Senin elinden gelen parlamentoda oylamaya katılmamak mı? Burada eğer dürüst bir davranışın olsa katılırdın, o hani bir hanımefendi ‘ret’ dedi ya, ikinci ‘ret’ de  senin Oyun olurdu, ben de seni alkışlardım. Türk parlamentosunda, parlamentoyu  ilgilendiren bir oylama olduğunda ‘Siz grubunuza sahip çıkarsınız’ diyen dedim  siz değil misiniz? Peki siz grubunuza niye sahip çıkmadınız? Bunu kendisine  söyledim. Dürüst değiller, samimi değiller. Bunların aldığı bu kararın kıymeti  harbiyesi yok, buradan girer buradan çıkar, bizim için hiç önemi yok.”

 

Burada asıl üzerinde durulması gereken konu, Türkiye’nin AB üyeliğinin önünün kesilmesi ve oyalanmasıdır. Yıllardır biz bu filmi izlemiyor muyuz? Avrupa kapılarında bizi süründürmüyor mu? Bugüne kadar verdikleri hangi sözü yerine getirdiler. Daha düne kadar “Türkiye, Avrupa kapılarından içeri giremez, bunu önleyeceğiz” diye bayraktarlık yapan Almanya Başbakanı Merkel değil miydi?

 

Dünya’nın en acımasız ve korkunç soykırımına imza atan Almanya’nın, Türkiye’yi suçlayıp, “soykırım” yapmakla suçlaması neyin ifadesi olabilir? Bunun enine boyuna düşünülmesi gerekiyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu konuyu şu ifadelerle dile getirdi:

 

“Bu ne perhiz ne lahana turşusu’ derler. Almanya gibi dünyanın neresine giderseniz gidin ‘soykırım’ denilince ilk akla gelen bir ülkenin, Türkiye için böyle bir karar almasının gerisindeki karın ağrısı, elbette başka. Onu da biliyoruz. Buradan Almanya’ya ve tüm Avrupa’ya şu mesajı tekrar vermek istiyorum: Ya gündemimizdeki meseleleri hakkaniyetli bir şekilde çözüme kavuştururuz ya da  Türkiye, Avrupa’nın sorunlarının önünde bir set olmaktan çıkar, sizi dertlerinizle baş başa bırakırız.”

 

Konu Ermenilerden ve soykırımdan, Türkiye’nin de AB üyeliğinin bu konuyla eşleştirilmesinden açılmışken şu noktayı da anımsatmadan geçemeyeceğiz.

 

Bir cinayete kurban giden Ermeni Gazeteci Hrant Dink, Agos Gazetesi’nde yazdığı bir yazıda ve bir televizyon programındaki açıklamalarında şu konuya dikkatleri çekmişti:

 

“Almanya ve Merkel, Türkiye’nin AB üyeliği önündeki en büyük engeldir. Merkel, günün birinde soykırım konusunu gündeme taşıyacak ve bunu Türkiye’nin AB üyeliğinin gerçekleşmemesi için kullanacaktır.”

 

Yorumu sizlere bırakıyoruz.

 

Açık olan da şu:

 

Bizi AB’ye almamak için bugüne kadar ortaya koydukları engellere yenilerini eklemeye başladılar. Zaten konu ile ilgili yazdığımız her yazıda “Biz AB üyesi ülkelere kesinlikle inanmıyor ve güvenmiyoruz. Bunlar Türkiye’yi bugünkü koşullarda kesinlikle AB üyesi yapmazlar ve çeşitli oyalama taktikleri ile bizi bu kapıda süründürürler” dedik.

 

Yazımızın sonunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu sözleri ile noktalayalım:

 

“Bizim istediğimiz sadece Türkiye’ye karşı adaletli davranılması,  herkes için hangi kurallar geçerliyse bizim için de  aynısının geçerli olmasıdır. Biz bunu bekliyoruz. Kendi özel şartlarımızı ileri  sürerek, pozitif ayrımcılık dahi istemiyoruz. Sadece adaletli ve ilkesel yaklaşım talep ediyoruz. AB müktesebatında ne varsa onu istiyoruz ama AB müktesebatının içindekileri sen kalk bazı ülkelere farklı uygula, Türkiye’ye gel  farklı uygula. Olmaz böyle şey. Riyakarlık yapılmasını istemiyoruz. Karşımıza Ermenileri sürmeyin, terör örgütlerini sürmeyin, STK görünümlü operasyon birimlerinizi, medya görünümlü propaganda makinelerinizi  sürmeyin. Yani siyasi, ekonomik ve medyatik bel altı vuruşlar yapmayın. Bakınız  biz, bu kadar açık, şeffaf, net konuşuyoruz. Öyle de davranıyoruz. Siz de öyle  yapın. Doğduğum büyüdüğüm yer Kasımpaşa’da dedikleri gibi; delikanlı olun, ciğerimi yiyin. Bizim anlayışımız budur.”

 

Türkiye’ye farklı davranılıyor. Riyakârlık da yapılıyor. Karşımıza Ermenileri de terör örgütlerini de sürüyorlar. Her konuda da bel altı vuruş yapmaktan kaçınmıyorlar. Bunlar artık ezberledik. Biz ne kadar açık ve şeffaflık içinde olursak olalım, karşımızdakilerin görüşü ve bize karşı hareketleri çok farklı.

 

O halde yapılması gereken neyse Türkiye olarak bizi yönetenlerin de bunu yapması gerekiyor. AB üyeliği konusunda yanlış adımlar atılmışsa, bu yanlışlıklardan dönülmelidir. AB’ye uyum sağlayamadığımız da sıkça söyleniyor. Eleştirileri bu konuda biraz da kendimize yapmamız gerekiyorsa bunu da yapalım. Önemli olan doğru adımların atılmasıdır.

 

Yoksa Avrupa defterini kapatmamız mı gerekecek?

 

Demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında yaşadığı görülmemiş gerilemeyle birlikte gittikçe içine kapanan, dünyayla iletişim kurmakta zorlanan bir Türkiye’nin varlığını görmezden gelemeyiz. Gittikçe yalnızlığa gömülüyoruz ve bu Yalnızlığın bize daha da büyük bedeller ödetebileceğini de görebilmekteyiz.

 

Bu konuyu da enine boyuna ele alan görüşlerimizi bir başka yazımızda sizlerle paylaşacağız.