Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Gagavuz Türkleri’nde Yağmur Duası 'Pipiruda'

Necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

Çocukluğumuz Sivas’ta geçti. Özellikle susuz geçen yıllarda, yağan yağmur yüzümüzü güldürürdü. Yağmur bir bereketti, bolluktu, zenginlikti. Yağmur yağdığında elimize sepetleri alıp dışarılara fırlar, kapı kapı dolaşırdık. Yağmur nedeni ile de sepetlerimize dolaştığımız evlerden yumurta, börek, çörek, meyve, bozuk para gibi hediyeler konulurdu. Yağan yağmura da aldırış etmeden şu duayı yinelerdik:

 

“Ya ya yağmur,

 

Teknede hamur,

 

Ver Allah’ım ver

 

Bir sürü yağmur…”

 

Geçenlerde Türk Halk Edebiyatı uzmanı Shurubu Kayhan, “Gagavuz Türkleri’nde yağmur duası “pipiuda” konusunu köşesinde işlemiş. Bu güzel yazıyı da sosyal medyada paylaşmış.

 

Gagauz Türkleri’nde yağan yağmur nedeni ile söylenen şu dua, bizim Sivas’ta çocukluğumuzda söylediğimiz dua ile örtüşüyor. Buyrun:

 

"Ver Allah'ım" yağmurcuk

Tarlalara çamurcuk,

Teknelera hamurcuk,

Sinillara kolaççık,

Fırınnara ekmecik.

Ver Allah'ım yağmur...

 

Suyun ve yağan yağmurun bereketi, zenginliği, Türkler için her zaman önemli olmuştur. Bu gelenek Kafkaslarda, Balkanlarda ve Orta Asya’da halen sürüyor. Bazı değişikliklerle günümüze kadar taşınan bu geleneğin bazı bölgelerde halen devam ettiğini de görmekteyiz. Bütün Türk boylarında yaşanan bu sevincin bayrama dönüşmesinin Sivas’ta da hayat bulmuş olması Sivas folklor ve kültürünün bir başka zenginliğidir.

 

Şimdi, Shurubu Kayhan’ın konu ile ilgili yazdığı yazı ile sizleri baş başa bırakıyoruz

 

 

“Pipiruda gök yüzünde çakan şimşek anlamına gelmektedir. Bu geleneğe göre ne kadar çok göz yaşı dökülüp ağlanırsa o kadar çok yağmur yağcağına inanılır. Gagauz Türkleri'nde bu gelenek genelde 1-14 Mayıs tarihleri arasında uygulanır. Yaz mevsiminin sıcak ve kuru geçmemesine umuduyla yapılan bir uygulamadır. Gagauzlar o güne özel çamurdan 20-30 sm büyüklüğünde bir kız bebek yaparlar. Çamur bebeğe şapka ve elbise giydirilir. Adına da Germanço demişler. Bu gelenekte o gün Germançonun cenazesi yapılır ve yası tutulur. O gece genç kızlar ve kadınlar toplanıp Germanço için ağıt yakıp ağlarlar. Ağlamalar gerçek olup 3 güne kadar sürer.

 

14 Mayıs sabahı gece boyu ağlayan 10-30 kişilik grup tüm köyü kucaklarında Germançoyla ağlayarak gezerler. Aralarında yaşı büyük olan birini başlarına öncü seçerler. Ağıtı da en çok o yakar. Eline iki demet ot alan ve başına da otlardan şapka yapıp giyen bu kadın, ağıt yakarak çamur bebeği sürekli su ile ıslatır. Katılan herkes cenazeye katılırcasına koyu kıyafet giyerler ve sürekli ağlarlar.

 

Germançonun cenazesinde dökülen gözyaşı ile birlikte Pipirudanın gök yüzünde şimşek çakarak yağmur yağdırıp yaslarına eşlik ettiklerini düşünürler. Burada Pipiruda ile Germançonun arasındaki gizli bağa olduğunu da anlatmaya çalışırlar. Katılanlar kendi aralarında çember yaparak durur ve yağmur şarkısı söylemeye başlarlar;

Allah'a dua ederim,

 

 

"Ver Allah'ım" yağmurcuk

Tarlalara çamurcuk,

Teknelera hamurcuk,

Sinillara kolaççık,

Fırınnara ekmecik.

Ver Allah'ım yağmur...

 

 

diyerek yağmur şarkısı söylerler. Her girdikleri evden un, iyecek, meyve ve bozuk para toplarlar. Germanço bu arada sürekli elden ele geçirilerek herkes tarafından ıslatılır. Topladıkları unu en son ortaya döküp yağmur yağsın diye üzerine su dökerler.

 

Gagauzlar bu geleneği uygularken cenaze adetlerini de yerine getirirler. Tüm köyü tek tek gezip bitirdikten sonra dere boyuna gelirler ve ağlayarak Germançoyj suya atarlar. Bazen de yeri kazıp gömdükleri de görülmüştür. Eğer dere uzaksa kuyuya da atmışlar.

 

Nadir olarak bazen de 3-9 gün kadar gömüp, tekrar çıkartıp yağmur yağsın diye dereye atmışlar. Bu uygulamayı gerçekleştirerek o yazın yağmurlu ve verimli, bolluk içinde geçireceklerine inanırlar. Bazen bu adetlerle birlikte kurban keserek dua ettikleri de bilinir.

 

Buna benzer adetler Kafkaslar'da, Balkanlar'da, Orta Asya ve Türkiye'de de görülmektedir. Pipiruda geleneği zamanla ufak tefek değişikliklere uğrayarak günümüze kadar gelmiş ve bazı bölgelerde hala da uygulanmaktadır...”

 

Bu güzel yazı için Shurubu Kayhan’a teşekkür ediyoruz. Aynı zamanda bu yazı bize Sivas’ta geçen çocukluk anılarımızı da tazeletmiş oldu.