Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Nazar ile ilgili inanışlar ve Türkmenistan

necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

Türk soyları tarihler boyunca nazara inanmışlar ve günümüze kadar da bu geleneği sürdürmüşlerdir. Çeşitli Türk boyları ve devletleri, nazar ile ilgili inanışlarda çeşitli yöntemler kullanırlar. Ancak, ortak görüş, inanış ve gelenekleri aynı noktada kesişir. Ancak, tüm Türk dünyasının ortak nazar inanışında “Nazar Taşı ya da Nazar Boncuğu”nun önemi ve ayrı bir yeri bulunmaktadır.

 

Yörelere ve kişilere göre nazar konusunda bazı değişiklikler göze çarparsa da, bazı ortak şekiller Türklerin nazara inanışlarının ortak noktalarını oluşturmaktadır.

 

Geçmişimizi iyi tanıyabilmek, geleceğimize ışık tutacak inanışların içinde nazar’ın çok ayrı ve özel bir yer tuttuğunu görmekteyiz.

 

Bugün de Anadolu’da nazara inananların çoğunluğu ve bu inanış doğrultusunda nazardan korunabilmenin yollarını çeşitli şekillerde ortaya çıktığını da görmekteyiz. Kahve falı başta olmak üzere, kurşun dökme ve nazar değip değmediğinin tespit yollarının aranmakta olduğu da bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Türkmenler’in tarihi incelendiğinde ağaç motiflerinin her alanda karşımıza çıktığını görürüz. Türkmenler, bazı ağaçların nazar inanışının temel direği olarak görürler. Halılarda, giysilerde, güzel sanat dallarında, bardak, tabak gibi çeşitli el alanlarda ağaç motifleri önem taşır.

 

Ağaçın, aynı zamanda ailenin soyunun budaklanıp çoğalması anlamında da önem taşıdığı Türkmenistan tarihinde yer almaktadır. Türkmenler ağaç anlamını taşıyan “daraht”ı çeşitli alanlarda sıkça kullanmaktadırlar.

 

Türk dünyası uzmanlarından Shurubu Kayhan’ın “Türkmenistan’da nazarla ilgili inanışlar” yazısında bu Türk coğrafyasındaki inanışların tüm Türk dünyasındaki inanışlarla örtüşmekte olduğunu da gözler önüne seriyor.

 

Zaman zaman köşemizde değerli araştırmacı ve Türk dünyası uzmanı Shurubu Kayhan’ın folklor özelliği taşıyan yazılarını sizlerle paylaşıyoruz. Okurlarımızdan da bu konuda yoğun istek geliyor. Bu nedenle biz de fırsat buldukça bu tür yazıları szilerle buluşturmayı sürdüreceğiz.

 

İşte Shurubu Kayhan’ın “Türkmenistan’da nazarla ilgili inanışlar” başlığını taşıyan yazısı, buyurun:

 

“Türkmenler de diğer Doğu ülkeleri gibi nazar inanışlarına çok önem verirler.

Asırlardır süre gelen bu inanışlar gücünü hiçbir zaman kaybetmemiştir. Özellikle de bebek ve çocuklara; nazar boncuk, kuş tüyleri, keçi ya da koyun boynuzları takmak bunların en sık karşılaşanlarındandır. Bunların çocukları kötü ruhlardan koruduğu, iyilik, huzur sağladığı ve onlara güç verdiğine inanmışlardır. En eski zamanlardan günümüze kadar ulaşan bu takılar, genelde göz boncuğu, kalp, yılan başı, uğur böceği gibi şekilleriyle karşımıza çıkar. Bazı ağaçların ve bitkilerin kökleri, tohumları, meyveleri ve çekirdekleri de bu inanışın bir parçasıdır.

 

Yide, nar ve fıstık çekirdekleri, karanfil tohumu bunlardan bir kaçıdır. Bunların yoğun kokularının nazardan ve kötülüklerden koruduğu düşünülmüştür. Özellikle kadınlar bunları taktıkları zaman daha çok çocuk doğuracakları anlamı da vardır. Bu tohumların insan üremesinde de etkin olduğuna inanmışlar. Türkmenler'in el sanatlarının çoğunda bunlar mutlaka kullanılmaktadır.

 

"Alaca" dedikleri renkli veya siyah beyaz iplerden öpülen ince halatların da nazardan koruduğu, iyilik ve güç getirdiklerine inanarak kıyafetlere ve evlere astıkları bilinir. Boyunlarına ve bileklerine de takmışlardır. Özellikle gelin ve damadın düğün kıyafetlerinde de aksesuar olarak kullandıkları, "alaca" ipinin onları kem gözlerden koruduğu anlatılır. Yeni gelinlerin gittiği damat evinde de onları korumak ve güç vermek anlamında, büyü ve kötülüklerden korumak amaçlı alaca ipliğini mutlaka üzerlerinde bulundurmuşlardır.

 

 

Gelin kıyafeti eskiden beri hep gümüşlerle süslenmiştir. Gümüşün çıkarttığı seslerin kötü ruhları kovduğunu düşünürler. Özellikle de genç gelinlere alaca renklerdeki ipe bağlanmış, içinde tuz bulunan üçgen, renkli kumaştan yapılan " tumar"(nüsha) takmışlar. Tuzun kirli ve kötü güçleri yok ettiğine inanmışlar. Evli kadınların çocuk doğurmaları için muhakkak "tumar" takmaları ve giydikleri elbiselerine yırtmaç açmaları, çocuğun gelmesini hızlandırdığı anlamına gelmiş. Deve yününün de nazardan koruduğu bilinir.

 

Bu sebeple de kıyafetlere deve yünü süsleri kullanılmışlar. Türkmenlerde üçgen şeklindeki tüm aksesuarlar bu amaçta kullanıldığı bilinir. Kadın ve erkek kıyafetlerinde, Türkmen halılarında üçgen şekillerin sık karşılaşmaları da bunu anlatmaktadır.

 

Renkli taşların da ayrı ayrı anlamları vardır. Bazıları şans getirirken bazılarıysa sağlık, huzur, başarı,zenginlik ve mutluluk getirdikleri düşünülür. Bu yüzden de Türkmenler kıyafetlerine, ve takılarına farklı şekillerde gümüş ve taş süsleri kullanmışlar.

 

Yeni doğan bebeklere özellikle siyah ve beyaz taşlardan yapılan nazar boncukları takılmış. Bu taşların kötü gözleri kendine çektiği ve bebekleri koruduğu düşünülür. Kız bebeklerine doğar doğmaz küpe takmışlar. Küpelerin de nazardan koruduğu düşünülür.

 

 

"Daraht" ağaç anlamına gelir ve ailenin, soyun budaklanıp çoğalmasını anlatır. Bu nedenle de Türkmenler ağaç simgesini kıyafetlerde ve ev aksesuarlarında sık sık kullanırlar.

 

Zaman ne kadar değişse değişsin Türkmenlerde değişmeyen bu inanışlar ve adetler tıpkı eskiden olduğu gibi günümüzde de devam etmektedir...”