Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Herkes 'Muhalefet nerede' diyor ama


Necdet Sivaslı

Daha önce yazdığımız yazılarda hep şu vurguyu yaptık:

“Türkiye’nin sorunu iktidar değil, muhalefettir. Muhalefet, olması gereken yerde olmuyor, yol göstericilik görevini yapmıyor, aynı noktada kısır döngü içinde dolanıp duruyor. Muhalefetin olmadığı, umut vermediği bir noktada da iktidar istediği gibi rahat hareket ediyor. “

15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşananlara baktığımızda parlamentonun çalışmadığını, muhalefetin yine “Yoklar Listesi” nde yer aldığını görüyoruz. Özellikle darbe sonrası yaşananlardan, askeri liselerin kapatılmasından, kurunun yanında yaşların da yanmaya başlamasından endişe eder durumda kaldığımız görülüyor.  

Bugün, artık kamuoyunda da rahatsızlık yaratan bazı konuların gündeme gelmesi ve tepki görmesi karşısında muhalefet ne yapıyor? Alınan kararlarda parlamento devre dışı bırakılıyor, birkaç danışmanın isteği doğrultusunda hayati kararlar alınabiliyor ve bunlar uygulamaya konuluyorsa Meclis’in, demokrasinin işlediğini söyleyebilir miyiz? Muhalefetin varlığından söz etme hakkımız olabilir mi?

Darbeye karşı devletin ve iktidarın yanında yer alan muhalefet en doğrusunu yapmıştır, bunu takdirle karşılıyoruz. Ancak darbe sonrası gerek dış politikada, gerekse içeride atılan bazı yanlış adımlarda hala muhalefet ortada yoksa buraya bir nokta koymak gerekiyor.

Nerede bu muhalefet partileri? Milletvekillerinin niye hiç sesi yükselmiyor? Muhalefetin de ülke yönetiminde çok önemli katkılarının olduğu unutuluyor mu? Çıksınlar ortaya en azından “şurada doğru, şurada yanlış yapılıyor” uyarısında bulunsunlar. Öneriler getirsinler. Tabanlarından gelen rahatsızlıkları ilgililere iletsinler. Doğru yolun bulunmasına katkı sağlasınlar.

Önemli olan milletimizin ve ülkemizin huzurudur.

Özellikle yineleyelim:

Darbe karşıtı yapılan her çalışmanın yanında olduk ve olmaya da devam edeceğiz. Demokrasinin, Atatürk ilke ve inkılâplarının, hukukun üstünlüğünün, insan haklarının korunmasında alınan her önlemin de yanında yer alacağız. Ülkemizin bölünmez bütünlüğü bizim için her şeyin üstündedir.

Askerimizin, polisimizin küçük düşürülmesine yönelik her çalışmanın karşısındayız. Yapılan mücadelede güvenlik güçlerimize olan desteğimiz sonuna kadar kesintisiz sürecektir. Böylesine olağanüstü durumlarda devletimizin yanında olmak da hepimiz için onurdur, şereftir. Ancak yapılan yanlışlar varsa bunları da görmek, uyarmak yine hepimizin görevi olmalıdır.

Geçenlerde Hamdi Topcuoğlu hocamız sosyal medyada “Hangi darbe?” başlığını taşıyan çok güzel bir yazıyı paylaştı. Topçuoğlu “Bu darbeyi yapan da işbirlikçileri de bellidir. Ancak geleceğe güvenle bakabilmemizin birinci koşulu "Hedef neydi?" "sorusuna doğru yanıt vermekten geçmektedir” diyor. “Sevindim; hem de çok. Çünkü bu kez darbeciler kaybetti. Endişeliyim; ne yazık ki demokrasinin kazandığını söyleyemiyorum. Korkarım tarih bizim, bu darbeyi nasıl önlediğimizi değil, yüz yıllık değerlerimizi neden koruyamadığımızı anlatacaktır” diye de ekliyor.

 

Milletin duygularına doğrudan hitap eden bu yazı aynı zamanda taşınan endişeleri de dile getirmesi açısından önem taşıyor. Buyurun:

 

“Ben, darbelerin zehrinin oligarşi, panzehirinin demokrasi olduğunu düşünürüm. Bana göre, periyodik darbeler ülkesi olmamızın altında yatan en önemli neden, her darbeden sonra demokrasiyi siyasete egemen kılmak yerine, oligarşinin kalelerini tahkim etmeyi seçmemizdir.

Sevindim; hem de çok. Çünkü bu kez darbeciler kaybetti.

Endişeliyim; ne yazık ki demokrasinin kazandığını söyleyemiyorum.

Çünkü parlamentonun devre dışı bırakıldığı, devletin 200 yıllık kurumlarının üç beş danışmanın iradesiyle lağvedildiği bir süreci demokrasinin tahkimi olarak algılamam olanaksız.

Malum kurt dumanlı havayı sever.

Korkum, darbe ihanetinin, oligark; hatta monark bir yapının bahanesine dönüştürülmesidir.

Ne yazık ki benim seçtiğim mebuslardan hiçbirinin bu ülkenin geleceğini derinden etkileyen kararlarda söz hakkı yok. Bundan daha vahimi bu duruma karşı çıkan bir milletvekilinin olmamasıdır.

Gönlüm isterdi ki darbe gecesi parlamento çatısı altında ölümüne duruş sergilemelerinden gurur duyduğumuz vekillerimiz, iradelerine el konulduğunda da aynı kararlı duruşu sergilesinler.

Demokrasi...Sonuna dek demokrasi. Bu ülkenin başka reçeteye ihtiyacı yok.

Kimse bu ulusa "ölümü gösterip sıtmaya razı etme" hakkına sahip değildir.

Bu ulusun makûs talihi, yalnız darbecilerin değil; bu darbelerden ders almayan siyasetçilerin, medya akıl danelerinin ve bol unvanlı süt dökmüş kedilerin eseridir.

Eğer darbeciler kazansaydı; elbette ilk işleri parlamentoyu fes etmek ve bir cunta yönetimi kurmak olacaktı.

Ya şimdi durum ne?

Parlamento nerede, bu ülkeyi kimler yönetiyor?

Bu durumu irdeleyen, sorgulayan kaç aydın var?

Eğer Ziya Paşa gibi; "Eyvah bu baziçede bizle yine yandık/

Zira ziyan ortada bilmem ne kazandık." demek istemiyorsak; 

askerimiz, siyasetçimiz, aydınımız... Herkes, hepimiz bir an durup ülkenin içine düştüğü bu kahredici durumda sorumluluklarımızı sorgulamalıyız.

Bu darbeyi yapan da işbirlikçileri de bellidir. Ancak geleceğe güvenle bakabilmemizin birinci koşulu "Hedef neydi?" "sorusuna doğru yanıt vermekten geçmektedir.

Bu girişimin hedefinde, Anayasa'mızın ilk üç maddesinde vücut bulan değerler vardır.

Bu girişimin hedefinde, yarım yamalak demokrasimiz vardır.

Bu girişimin hedefinde, parlamento vardır.

Bu girişimin hedefinde, Türkiye Cumhuriyetinin birliği bütünlüğü; halkımızın barış özlemi vardır.

Ve bütün hedeflere ulaşabilmek için asıl darbe silahlı kuvvetlerimize yapılmıştır.

Ahlak, insana hatalarından ders almayı buyurur. Hatalarımız başkalarına, hele hele ulusumuza unutulmaz acılar ve utançlar yaşatmışsa öncelikle kendimizi sorgulamak ve durumdan gerekli dersleri çıkarmak zorundayız.

Korkarım tarih bizim, bu darbeyi nasıl önlediğimizi değil, yüz yıllık değerlerimizi neden koruyamadığımızı anlatacaktır.”