Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

AB’den tehdit üzerine tehdit yağıyor

necdet sivaslı


Necdet Sivaslı

AB ile son günlerde ilişkilerimizde fırtınalar yaşanıyor. Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra AB’nin Türkiye’ye karşı soğuk davranışları, garip açıklamaları bu ilişkileri daha da germeye başladı. Batı’nın darbe girişimi sürecince Türkiye’yi yalnız bıraktığını da söylemeliyiz.

 

Önce AB ülkeleri ne istiyor ona bakalım:

 

Darbe girişimi sonrası ortaya çıkan tabloda çok sayıda gözaltı ve tutuklamalar yaşandı, halen de devam ediyor.

 

Şimdi diyorlar ki “Türkiye yanlış yapıyor. Bu kadar gözaltı ve tutuklamalar demokrasiye aykırıdır. Bunun ağırlığının altından da kalkılamaz.”

 

Geçenlerde Le Monde Gazetesi’ne AB ile ilgili konularda bir röportaj veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda yapılan eleştirilere karşılık şunları söyledi:

 

"Putin, beni taziye için aradığında açığa alınan asker ve memurların  sayısıyla ilgili eleştirmedi. Ancak bütün Avrupalılar bana neden bu kadar asker  hapiste ve neden bu kadar memur görevden alındı diye sordu. Bir yargıda bulunmak  için sahada yaşadığımız olayları görmek gerekiyor. Meclis ve MİT bombalandı.  Cumhurbaşkanlığı Külliyesi savaş uçakları tarafından hedef alındı. 6 kişi şehit  oldu. Batılı yöneticiler empati yapmak yerine ters bir reaksiyon gösterdiler. Bu  bizi üzdü, bu kabul edilemez. Kimi yerinde tutacağımız, kimi açığa alacağımız bize kalmış  bir şey. Herkes yerini bilmek zorunda. Biz bir darbe girişimine ve teröristlere  karşı bir mücadele yürütüyoruz. Batı dünyası neyle karşı karşıya olduğumuzu  anlamak zorunda. Sıradan bir terörist saldırıyla karşı karşıya  değildik. 240 şehit ve 2 bin 200 yaralımız var. Tüm dünya Charlie Hebdo  saldırısına tepki gösterdi. Başbakanımız Paris'teki yürüyüşe katıldı. Batılı  liderlerin Türkiye'de olanlara aynı şekilde tepki göstermelerini ve bazı klişe  kınama mesajlarıyla yetinmemelerini arzu ederdim. Türkiye'ye gelmelerini  isterdim."

 

Sonra yine çatlak sesler yükseliyor:

 

“Türkiye, tam demokrasiye geçmeli. Hukuk, ifade özgürlüğü, basın hür olmalı.”

 

AB’ye üyeliğimizin gerçekleşmesi için AB ülkeleri bu konuda ısrarcı oluyor. Önümüzdeki günlerde yapılacak görüşmelerde bu konuların yine gündem yaratacağını sanıyoruz.

 

Ancak, AB’nin bir oyalamaca içinde olduğunu da görmekteyiz. Erdoğın’ın bu konudaki serzenişlerine de hak vermemek elde değil, buyurun:

 

"AB üyelerinin Türkiye ile ilişkileri  düzeltmesi gerekir. 53 yıldır Avrupa'nın kapısındayız. AB tek sorumlu ve  suçludur. Türkiye dışında hiç bir ülkeye böyle davranılmadı. İlk katıldığım AB  zirvesi sırasında sadece 15 üye ülke vardı. AB'nin Türkiye'nin üyeliği için bir  türlü bitmeyen müzakerelerde fasılların açılması konusunda taraflı bir yaklaşımı  var. AB Türkiye’ye samimi davranmıyor. Vize muafiyeti uygulanmazsa sığınmacı anlaşması devam etmez. Şu anda 3 milyon sığınmacıyı ağırlıyoruz. Ancak AB'nin tek endişesi  onların topraklarına ulaşması. Türk vatandaşlarına vize karşılığında  sığınmacıların geri kabulünü bize teklif ettiler. Geri kabul ve vize muafiyetinin  1 Haziran itibarıyla yürürlüğe girmesi gerekiyordu. Şu anda ağustos ayındayız  ancak hala vize muafiyeti yok. Eğer taleplerimiz karşılanmazsa, geri kabuller  mümkün olmayacak."

 

Şimdi bir sorun daha yaşanacak. O da idam cezalarının yeniden gelmesi konusudur. Şimdi de Almanya bu konuda tepki veriyor, haberi okuyalım:

 

Alman sözcü Sawsan Chebli, Türkiye'deki son gelişmeler ve idam tartışmaları üzerine açıklamalar yaptı. "İdam cezasının olduğu bir üllkenin AB'de yeri yok" diyen Chebli, Ankara ve Moskova'nın yakınlaşmasının Türkiye'nin NATO'daki rolünü etkileyeceğini düşünmediğini söyledi. Sözcü sorulan bir soru üzerine ise, "Türkiye'de işkence yapıldığına dair bir bilgimiz yok" diye konuştu.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan 7 Temmuz’daki Yenikapı’daki mitingde yaptığım konuşmada “Meclis’ten böyle bir karar çıkarsa ben bunu imzalarım” demişti. Le Monde’ye verdiği röportajda da bu konuya şu şekilde açıklık getiriyor:

 

“İdam cezaları geri getirilir mi getirilmez mi buna halk karar vermeli. İdam cezasına ilişkin eğer bir kişi  öldürüldüyse sadece ailesinin suçluların akıbetine karar verebileceğini  düşünüyorum. Eğer aile affederse bunu yapabilir. Ancak devlet olarak biz bunu  yapamayız. Elbette yargı erki bunu yapabilir fakat tüm ülkedeki milyonlarca insan  ölüm cezasını istiyor ve bu talep Parlamento tarafından değerlendirilecek. Ceza  kanununda darbeciler için en ağır cezalar bulunmasına karşın Parlamento cezanın  yeniden getirilip getirilmeyeceğine karar verecektir."

 

Öyle görünüyor ki AB ile olan sorunlarımı ve sıkıntılarımızı birkaç görüşme ile atlatamayacağız. Şunu belirtelim, AB bazı konularda haklı olduğunu iddia etse de yıllardır bizi oyalıyor.

 

Biz de artık Avrupa ile ilgili konularda kesin kararımızı vermek durumuna doğru sürükleniyoruz.