Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Orta Asya Türkleri'nde Misafir Karşılama Adetleri

necdet sivaslı


Necdet Sivaslı

Türk dünyası gelenek ve görenekleri içinde misafirin çok önemli bir yeri vardır. Türkler İslamiyeti kabul ettikten sonra kapıyı çalan kim olursa olsun onu “Tanrı misafiri” olarak görmüş ve kabul etmişlerdir. Evin köşesi ve yatacağı yer misafir için çok önemlidir. Anadolu’da halen gelebilecek misafirler için özel hazırlanmış yatak, yargan, giysi, havlu hazır bulundurulur.

 

İslamiyet önce Türk gelenek ve görenekleri içinde de misafirin önemli olduğunu görmekteyiz. Göçebe halindeki Türk boyları, düşmanları bile olsa, kendilerine sığınanlara çok özel ilgi göstermişler, onları kendilerinden biri olarak koruyup kollamışlardır.

 

Misafir bu kadar önemli olunca hiç kuşkusuz, onların karşılanması, ağırlanması ve yolcu edilmesi de önem taşır. Gelen kim olursa olsun, evden birisi gibi, akraba görüşü ile ilgilenilir. Kardeş olarak kabul edilir.

 

Hoşgörülü olmak, yabancıya ve kapıyı çalana karşı saygılı olmak ancak Türklere ait bir duruştur. Bugün bile bu anlayış ve gelenek birçok yerde sürdürülüyor. Türk Devletleri Topluluğunda geçmişe sahip çıkılması, bu gelenek ve göreneklerin bazı yerlerde çok az değişikliklerle sürdürülmesi Türklerin en önemli özelliklerinden birisini oluşturmaktadır.

 

Geçenlerde Türk Dünyası uzmanlarından Shurubu Kayhan’ın “Orta Asya Türkleri’nde misafir karşılama adetleri” başlığı altında bir yazısı yayınladı. Bir Türk geleneği ve göreneği olan misafire Türk topluluklarında nasıl davranıldığı, nasıl saygı duyulduğu ve nalsı ağırlandığı bu yazıda bütün detayları ile ortaya konuluyor.

 

Türkiye’de de özellikle Türkmenistan’dan göçerek gelip yerleşen Türk boyları bu misafir karşılanması ve ağırlamasını halen sürdürüyorlar. Anadolu’nun birçok kentlerinde, Köylerde, Yörüklerin bulunduğu mekânlarda bu gelenek ve görenekleri görmek ve yaşamak mümkün.

 

Türklerin misafire olan ilgi ve saygısını Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de görmekteyiz.

 

Şimdi yazılarını ve paylaşımlarını büyük bir keyifle izlediğimiz Türk Dünyası uzmanlarından Shurubu Kayhan’ın bu güzel yazısını birlikte okuyalım:

 

 

“Orta Asya'da misafirin iyisi ya da kötüsü, zengini ya da fakiri, genci ya da yaşlısı, kadını ya da erkeği, tanıdık yada tanımadık olmasının hiç bir önemi yoktur. Onlara göre misafir her zaman Tanrı'nın bir elçisidir. Orta Asya Türk'leri gelen her misafire yemez yedirir, içmez içirir...

Kazak atasözünde olduğu gibi " misafirle hiç bir iyecek olmazsa bile “sıcak ve samimi sohbet yeter" derler. Orta Asya'da kapısı çalınan her ev gelen misafiri evine alır, güzel bir sofra hazırlar, gerekirse gece de kalmasını sağlar ve uğurlar. Bu gelenek Orta Asya'da çok eski dönemlerden beri süre gelmektedir. Kimine göre bu gelenek Cengiz Hanın askerlerini doyurmak için geçtiği bölgelerdeki hanelere dağıtmasıyla başladığını, kimilerine göre de Büyük İpek Yolunun başlamasıyla bu yol üzerinde yaşayan halklarla tüccarların arasında gelişen konaklama ihtiyacından doğduğunu belirtirler. Burada önemli olan bu güzel geleneğin bizlere kadar ulaşmasıdır.

İhtiyacı olan herkesin güvenle kalabileceği ve rahat edebileceği ortamın sağlanmasıdır.

Karşılıksız, sorgusuz yardımlaşma ve destektir. Bunun en güzel örneklerinden biri de İkinci Dünya Savaş sırasında Orta Asya Türkler'inin ırkı ve dinine bakmadan savaştan olumsuz nasibini alan herkese evlerini kapılarını açmaları ve birlikte hayata devam etmeleridir.

Orta Asya Türk'lerine göre bu gelenekleri yerine getirirken bazı kurallara da dikkat edilmesi gerekir. Örneğin gelen misafirin herkesle elini göğüsüne getirip eğilerek selamlayıp hal hatır sormaları, en ufak yaş farkına rağmen herkese "siz" diyerek saygıyla hitap etmesi şarttır. Bu geleneğin en önemli manevi özelliği ise herkese saygıyla, hürmetle paylaşarak iletişim kurmayı gelenek haline getirmesidir. Orta Asya'da gelen misafiri eli boş göndermezler. Aile durumuna göre hediye, iyecek vererek uğurlarlar. Özbek Türkleri'nde " misafir babadan daha önemlidir" diye atasözü bile vardır. Buysa onların misafire saygı, hürmet göstermelerinin en önemli kanıtıdır.

Bu ani gelen misafir karşılamanın yani sıra düğün, ölüm ve eğlence durumlarımda özel olarak davet edilen misafirler için uygulanan adetler de vardır. Bu durumda gelen misafirler ev sahipleri için özel hazırlıklarla gelirler. Hanımlar bu durumda tüm mutfak hünerlerini gösterirler. Büyük ağaç dallarından örülen sepetlere elde yapılmış tatlı ve tuzlu hamur işleri, ekmek gibi iyecekler hazırlayıp sofraya sararak getirirler. Ev sahibi de geri sepeti çeşitli yiyeceklerle doldurup gönderirler. Gelen misafir akil yada yetenekli biri ise onun içtiği ve yediği yemeğinin kalanını ev sahibinin çocuğuna yedirirler. Bu adet çocuğun o kişiye çekeceği anlamına gelmektedir. Eğer gelen misafire ortaya büyük tabakla yemek sunulursa ona aileyle eş diğer mamüle gösterdiklerini ve ayrı tutmadıkları anlamına gelir. Özbek Türk'leri buna "hom tobak" yada "inok tobak", kardeşliğin ve dostluğun tabağı derler. Orta Asya tarihine önemli izler bırakan ünlü alimler; Abu Reyhan Birûni, Abu Abdullah

Harezmi, Fıtrat, Abu Ali İbn Sinalar da hayat felsefelerinde dostluk, kardeşlik, saygı ve paylaşım gibi güzel kişilik nitelikleri her zaman öne sürmüşlerdir. Bu gelenekler bizlere babalarımızdan ve geçmişimizden kalan kutsal, altın diğerindeki manevi zenginliklerimizdir. 

Orta Asya Türkler'inin misafirperverlikleri her şeyden önce iyiliğin, hoşgörünün ve saygının simgesidir. Bu özellikleriyle de hep ayrı bir yere sahip olmuşlardır ve kendilerinden söz ettirmişlerdir.”