Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Amerika’ya dost denilebilir mi

necdet sivaslı


Necdet Sivaslı

Son yaşanan olaylar, en büyük müttefikimiz Amerika’nın dost değil, düşman gibi hareket ettiğini gösteriyor. Özellikle FETO terör örgütü, PKK ve Suriye’deki PKK’nın kolu PYD konusunda adeta Türkiye karşıtı bir tutum sergileyen Amerika’ya çok açık ifade ile “dost” diyemiyoruz.

 

Dikkat edilecek olursa bu düşmanca tutumda Amerika’nın Ankara Büyükelçisi John Bass’ın açıklamalarına hem Hükümet, hem de kamuoyundan tepkiler geliyor. Tam bir kışkırtıcı gibi çalışan, açıklamaları ile düşmanca tutum sergileyen Amerika’nın Ankara Büyükelçisi, hiç kuşkusuz bu açıklamaları ile ülkesinin görüşlerini yansıtıyor.

 

Amerika, PYD’yi açıktan koruyor. Yaşamakta olduğumuz terörü destekliyor. PKK’ya ve uzantılarına arka çıkıyor. FETO terör örgütü konusunda duyarsız kalıyor ve terör örgütünün başı Gülen’i iade etmemekte direniyor. Ermeni iftiralarına karşı Türkiye’yi suçluyor.

 

Şimdi dikkat:

 

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi FETO ile ilişkisi olduğu iddia edilen eski emniyet amiri Ahmet Sait Yayla’yı konuşmacı olarak çağırmış bulunuyor. Konuşmasında darbe girişiminde FETO elebaşı Gülen’in olmadığını savunan Yayla, darbe girişiminin arkasında Türkiye’yi yönetenlerin bulunduğunu söyledi.

 

Bir ayrıntı daha:

 

Alt Komitenin Başkanı California vekili Cumhuriyetçi Dana Rohrabacher, oturumun açılışında Türkiye’yi ve Türk Hükümetini hedef alan konuşmalarda bulundu. FETO’nun iadesi için daha somut ve inandırıcı kanıtların bulunması gerektiğine dikkatleri çekti.

 

Konu ile bir iddia var:

 

Amerika’daki “The Respect Instite “ adlı kuruluşa FETO tarafından 2 milyon Dolar gönderilmiş. Bu paraların Türkiye aleyhine lobi faaliyetleri yürüten senatörlere dağıtılmış. Yayla’nın konuşma yaptırılmasının ardında da bu girişim bulunuyormuş.

 

Daha önce konu ile ilgili yazdığımız bir yazıda Amerika’nın Gülen’i iade için ayak sürüdüğüne değinmiştik. Nitekim ABD Adalet Bakanlığı’nın Gülen’in dosyalarını incelemeye başladığı, bu incelemenin aylar sürebileceği ifade ediliyor. Bir yetkili “Her şey bitse bile bu konuya karar verecek olan mahkemelerdir” diyor.

 

Gülen’i savunmak için hazırlık yapan avukatlar ise “Darbe girişiminde bulunanlar arasında Gülen Cemaati sempatizanları olabilir. Ancak bu, Amerika’da Gülen’in bu işe dahil olduğu için yeterli bir delil değildir” diyorlar.

 

Amerika’daki Türkiye düşmanlığının her alana yayılmakta olduğunu görmekteyiz.

 

Bu durum da Türkiye’de Amerikan aleyhtarlığını artırıyor. Başkan Obama’nın “Türkiye’deki Amerikan düşmanlığı neden giderek artıyor?” sorusunun yanıtını bulmak o kadar da zor olmasa gerekir.

 

Daha açık bir ifade ile FETO Terör örgütünün başının Türkiye’ye iade edilmesi konusunda tezgâh içinde tezgâh kuruluyor. Bütün bunlar da “dost” dediğimiz Amerikalıların gözleri önünde sergileniyor. Daha ne demeli?

 

Amerika yasalarına göre mahkeme Gülen’in Türkiye’ye iadesi için karar verse bile Bakanlık bu kararı temyiz edebiliyor. Bu durumda süreç daha da uzuyor.

 

Özetle, Amerika resmen bizimle oyun oynuyor. Gülen’in iadesi konusunda daha çok oyalamaya gideceğinin de mesajlarını veriyor. Dostluk ve müttefikliğe yakışmayan davranışlarda bulunuyor.

 

Tüm bunların değerlendirilip, Amerika’ya karşı daha tutarlı politikalar geliştirmek durumunda olduğumuz ortaya çıkıyor. Sanırız bu konuda da sıkı bir çalışma yapılıyordur.

 

Konuyu hiç kuşkusuz sadece FETO terör örgütü ile sınırlı tutmamak gerekiyor.

 

Yazımızın başında da değindiğimiz gibi Amerika Suriye’deki PKK’nın uzantısı PYD’yi neredeyse “müttefik” olarak tanımlayarak Türkiye ile olan ilişkilerini gerginleştirdi. PKK’ya doğrudan olmasa bile perde arkasından destek vermeye devam ediyor.

 

Son gelişmede sınırımızın hemen dibinde PYD unsurları Amerikan bayrağı çekerek küstahça meydan okumaya kalkıştılar. Adeta “Arkamızda Amerika var, bize kimse dokunamaz” mesajı veriyorlar. “Dost “ ve “müttefikimiz” Amerika ise tüm bu olup bitenler karşısında sessizliğini koruyor.

 

Türkiye’nin iç işlerine karışıyor, ders vermeye çalışıyor, Ankara Büyükelçisi’ni konuşturarak söylemek istediklerini söyletiyorlar.

 

Şurası çok iyi bilinmelidir:

 

Amerika’nın Ankara Büyükelçisi hiçbir konuyu kendi kafasına göre değerlendirip konuşmaz. Söyledikleri diplomatik dille ve ülkesinin siyasi çıkarları doğrultusundadır ve Amerikan yönetiminin vermek istediği mesajlardır. Büyükelçinin açıklamalarını da bu açıdan değerlendirmek gerekiyor.

 

Son derece önemsediğimiz bu konuda ileriki günlerde çok daha detaylı yazmaya devam edeceğiz.