Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Uygur Türkleri’nde maşrab geleneği

necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

Türk Dünyası uzmanı Shurubu Kayhan, Türk dünyası ile ilgili yazılarına yenisini eklemiş. Uygur Türkleri’ndeki “maşrab geleneği”ni anlatmış. Bugün bile Türkiye’de ve diğer Türk devletlerinde ve boylarında uygulanan bu gelenek hayata dair ahlak ve terbiye kurallarını ön planda tutuyor.

 

İlgi ile okuyacağınıza inandığımız bu güzel ve akıcı yazıyı sizlerle paylaşıyoruz:

 

 

“Maşrab toplantı, gece, eğlence, kutlama anlamına gelip Uygur Türkler'inin en eski geleneklerindendir. Maşrab bütün ekinlerin toplanıp, kışa hazırlık yapıldıktan sonra son baharda, tekrar ekin işlerinin başlaması, ilkbahara kadar sürmesidir.

 

İnsanların kış ve dingin dönemlerine denk gelen bu toplantıların en önemli amacı büyük küçük demeden halka ahlak ve terbiye kurallarını öğretmektir. Maşrab bir köyün ya da kasabanın hemen hemen aynı yaşlardaki, genelde olgun ve yaşlı, aynı görüş ve düşüncelerdeki adamlarından oluşan bir topluluktur.

 

Bu toplantıların üyelerine Uygurlar kaç kişi olursa olsun "otuz oğul" da demişler. Etik ve estetik terbiyeyi temel alan bu küçük topluluk insanlara hem sanat, hem de görgü kurallarını ve toplum içindeki sorumluluklarını öğretmişlerdir. Her sene maşrab üyeleri kendilerine başkan "cigit başı" maşrabın sanatçısını, dansçısını ve aşçılarını secmişler. Ayrıca maşrab üyelerinin haklarını koruyan hakem "kazı" da seçilmiştir.

 

 Kazı her zaman elinde 40 cm büyüklüğündeki sopası "geltayak" ile dolaşmış. Her maşrabın kendi hak ve kuralları olmuş. Maşrabda insanlar maneviyet kazanırken hem eğlenmişler hem de yemekler yemişler. İnsanların bir birleriyle herşeyini rahatlıkla paylaştıkları, danıştıkları ve öğrendikleri bu ortamda çok güzel dostluklar oluşmuştur.

 

Bazen de maşrabın üyeleri bir birleriyle ailelerinden ve kardeşlerinden de öte dostluklar kurmuşlar. Bu nedenle de Uygurlar uyumsuz insanlara" maşrab görmegyan" maşrab görmemiş demişlerdir. Maşrabın üyeleri iyi ve kötü günde hep bir birlerini kollamışlardır.

 

 

Eskiden beri Uygurlar işi eğlence ile birlikte yürütmüşler. Böylece geleneklerini de unutulmaktan korumuşlar. Uygurlarda "oğlunu önce mektebe, sonra maşraba ver" deyimi bile vardır. Maşrab gençlere görgü kuralları, gelenek ve örf adetleri, saygı, sevgi ve toplum kurallarını aşılamıştır. Maşrabın genelde erkek üyelerinden oluşmasının asıl nedeni de genç sorunlu erkekleri doğru terbiye vererek topluma kazandırtmaktır. 

 

 

"Kolbegi" maşrabın sofrasından sorumlu adamına denilir. Onun görevi sofra kurallarından başlayıp sofrada oturma sırasından yiyecek ve sofra düzenine kadarki tüm kuralları denetlemektir.

 

 

Sofranın başköşesine en büyük ve saygın olandan küçüğe doğru sıralanılır. Çay ve yemeğin sunumu da bu sırayı takip eder. Daha sonra devreye "darabeği" müzikten sorumlu adam girer. Onun takibiyle önce sakin ve makamdan parçalar başlar. "Paşşap" hakem, herkesi kurallara uymaya davet eder. Müzik çalınırken kesilmemesi gerekir. Daha sonra müzik hareketlenir ve dansçılar çıkar. Halk oyunları" gülçay","davadestur" oynanır. Akabinde daha eğlenceli, oyunlar, tiyatro gösterileri devam eder. 

 

 

"Gülçay" Uygurlar'ın milli oyunudur. İçinde çay olan piyaleye (çay bardağı) sapıyla gül konup oynayarak birine teslim eder. Teslim alanın gülü düşürmeden çayı içmesi gerekir. Eğer düşürürse ceza olarak ya şarkı söylemeli ya da oyun oynamalıdır.

"Dava dastur" oyunu, akıl oyunu olup rakibini sözle yenmektir. Bu oyun da maşrabın olmazsa olmazlarındandır.

 

 

Maşrabın en büyük cezası üyelikten menetmektir. Bunun dışında davranış durumlarına göre daha farklı cezalar uygulanmıştır. Resimlerini duvara asmak, çok su içirmek, meydanda beklettirip suçunu duyurmak gibi.

 

 

Maşrab üyeleri ait oldukları yerlerdeki yaşlılara, dul kadınlara, kimsesizlere, fakirlere, hastalara ve tüm ihtiyacı olanlara iyi günde ve kötü günde hep yardım etmişlerdir. Mahallelerinin ya da köylerinin ortak işlerini hep birlikte yapmışlar. Birlikte arıklar kazmışlar, ağaçlar budamışlar, çiçek ekmişler. O mahallede aile sorunları yaşayanlar varsa onları da çözümleyerek gerekirse cezalandırmışlar. Ait oldukları mahalle ya da köylerinin tüm sorunları ve alınacak kararlarını onlar çözümlemişlerdir. Düğün, eğlence ve cenazeye toplu halde katılmışlar. Böylece maşrab üyeleri her yönden örnek temsil etmişlerdir. Günümüzde de devam eden maşrab geleneği Uygur Türkler'inin en güzel manevi ve kültürel geleneklerinin örneğidir.”

 

Konu ile ilgili görüşlerini açıklayan Fikret Kayasuyu, Uygur Türklerindeki Maşrab geleneğinin halen Türkiye’de bazı değişikliklerle uygulandığına değinmiş ve konuya bir başka açıdan değer katmaya çalışmış,, paylaşıyoruz:

 

“ Türkiye'de Köylerdeki ''Maşala ve Sıra Geceleri'' ni andırıyor fakat, Hayata dair ahlak ve edep kurallarının eğitimini de içerdiğinden daha çok Ahilik Teşkilatına benziyor.

Ahilik, Ahi Evran tarafından Hacı Bektaş-ı Veli'nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilâtıdır. Aslen Horasan kökenli olup Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Müslüman Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Kendi kural ve kurulları vardır. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzendir. 

Ahi Evran'a Ahi Baba da denir.

Ahilik teşkilâtı 3 dereceli bir düzene dayanır. 

Her kapı üç dereceyi içerir, bu dereceler şöyle sıralanır:

1. Kapı (Yiğit, Yamak, Çırak)

2. Kapı (Kalfa, Usta, Ahi)

3. Kapı (Halife, Şeyh, Şeyh-ül Meşayıh)”