Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Avrupa’dan koparsak

Necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

Avrupa Komisyonu, merakla beklenen 2016 İlerleme Raporu'nu yayımladı. Raporun belkemiğini 15 Temmuz darbe girişimi oluşturuyor. Rapor her yıl olduğu gibi Türkiye'ye hem övgüler hem eleştiriler var.

 

Önce raporda yer alan önemli noktalara bir göz atalım:

 

Raporda, basın ve ifade özgürlüğü ile yargı bağımsızlığı konularında ilerleme sağlanamadığı, son gelişmelerin "endişe verici" olduğu ifade edildi. Türkiye'nin, Avrupa Birliği ile 18 Mart'ta imzalanan sığınmacı mutabakatının yükümlülüklerini yerine getirdiği belirtiliyor.

Vize muafiyeti konusunda yedi kriterin hala yerine getirilmediği vurgulandı. Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin 3 milyonu aşkın Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapmasından duyduğu memnuniyeti de dile getirdi. Ankara'nın DAEŞ ile aktif bir şekilde mücadele ettiği ve koalisyon güçlerine ev sahipliği yaptığı da raporda yer alan konular arasında bulunuyor.

Rusya ile uçak krizi, İsrail'le Mavi Marmara sonrası yaşanan gerginliğin sona erdirildiği ve ilişkilerin normalleştirildiği de ifade edildi. İlerleme raporunda ayrıca Kıbrıs'taki çözüm sürecine destek veriliyor.

102 sayfalık Türkiye İlerleme Raporunun başında, darbe girişiminden bahsedilerek, olay sırasında 241 kişinin hayatını kaybettiği, 2 bin 196 kişinin yaralandığı, Türk Hükümeti'nin tüm Türk siyasi yelpazesi ve toplumun desteğiyle darbenin üstesinden geldiği vurgulandı. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü ve diğer temel demokratik standartlar konusunda geriye gidiş olduğu görüşü ifade edildi. Raporda, "Son bir yıl içinde özellikle yargı bağımsızlığı alanında gerileme olmuştur… Durum, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra daha da kötüleşmiştir" deniliyor.

 

 

AB İlerleme Raporu’nda özellikle yargının bağımsızlığı konusu ele alınmış ve “Yargı alanında, özellikle de yargının bağımsızlığı konusunda, kötüleşme görülmektedir. Yüksek mahkemelerin yapısı ve niteliğine dönük aşırı derecedeki değişiklikler ciddi endişe oluşturuyor ve bunlar Avrupa standartlarına uygun değil. Gülen Hareketi ile bağlantıları olduğu iddiasıyla hakimler ve savcıların görevden alınmaları, bazı durumlarda tutuklanmaları sürdü. Bu durum, temmuz ayındaki darbe girişimi ardından kötüleşti. Hakim ve savcıların beşte biri, görevden alındı ve bunların mal varlıkları donduruldu." değerlendirmesinde bulunuluyor.

 

Şimdi bu rapor karşısında oturup “Ne haliniz varsa görün” mü diyeceğiz, yoksa kendimize bir çeki-düzen mi vereceğiz?

 

Gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerekse Başbakan Yıldırım son günlerde AB’ye karşı olumsuz bir tavır sergiliyor. Neredeyse AB’den kopma noktasına gelmek üzereyiz. Doğrusunu söylemek gerekirse AB bize karşı da olumsuz hareket ediyor, iki yüzlülük ediyor. Kaldı ki teröre ve teröristlere bile destek veriyor.

 

Bir noktada AB’ye karşı bizi yönetenlerin olumsuz tavırlarını anlıyoruz ama Avrupa’dan kopmamız bize ne kazandırır, ne kaybettirir bunun da hesabını iyi yapmamız gerekmiyor mu?

 

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, AB İlerleme Raporu’nun yayınlanması ve rapora tepkilerin yoğunlaşması üzerine bir açıklama yaparak “AB’den koparsak 3.dünya ülkesi gibi algılanırız. Gerçekler farklı olabilir ama algı öyle olur” dedi.

 

Bugüne kadar konu ile ilgili yazılarımızda biz de AB’nin ikiyüzlü politikalarının karşısında olduk. Türkiye’ye karşı haksızlık yapıldığını söyledik. Avrupa’nın ülkemizin bütünlüğüne karşı hareket içinde olduğunu da söyledik.

 

Ancak, bütün bunlar Batı’dan kopmamızı gerektirmiyor. AB ile ilgili politikalarımızı da buna göre düzenlemek, attığımız adımları buna göre ayarlamak durumundayız. Batı’dan tamamen kopan bir Türkiye’nin iyiden iyiye Ortadoğu batağında debelenen bir ülke konumunda olabileceğini de görebilmeliyiz.

 

AB İlerleme Raporu’nda bize yönelik eleştiriler de önemsenmelidir. İfade özgürlüğü, yargıdaki siyasallaşma, basın özgürlüğünün kısıtlanması gibi konularda da daha duyarlı ve dikkatli hareket etmemiz gerektiğini de unutmayalım.

 

Bir başka önemli nokta da, AB ile ilişkilerimizde bizi yönetenlerin üslup ve söylemlerinde daha yumuşak ve diplomatik dil kullanmaları iplerin gerilmemesinde önemlidir. AB’yi iç politika malzemesi yapıp, her türlü sözü söylemekle bir noktaya varılmayacağı da görülmelidir.

 

Dikkat edilecek olursa bugüne kadar birçok gerginlik yaşandı. Ne AB ülkeleri Türkiye’yi dışladılar, ne de Türkiye bunca söylemlere rağmen AB’den kopmadı. Bunca sıkıntılara rağmen halen AB ile Türkiye arasında bir tutucu mıknatıs varsa buraya bir nokta koymak gerekmiyor mu?

 

AB’den neden kopmayalım? Bunun yanıtını Güngör Uras usta Milliyet’teki köşesinde şöyle özetlemiş, buyurun:

 

“AB ile “siyasi bütünleşme” uzun hikâye. Ama “ekonomik ilişkiler” bizim ekonomimiz için çok, hem de çok önemli. İhracatın yarısını AB’ye yapıyoruz. Turistlerin yarısı AB ülkelerinden geliyor. Çarkı döndüren dış kredilerin tamamına yakını AB ülkelerinden geliyor. Doğrudan yatırımlar, sıcak para AB ülkelerinden geliyor. “Biz sizi tanımıyoruz” derlerse ekonominin çarkları durur. AB’nin ‘ekonomik yaptırım’ tehditleri yakışıksız. Çirkin. Ne var ki “Ezkaza ekonomik yaptırımlar gündeme gelirse” ortaya çıkacak sorunlar ekonomimizi ezer. Özetle, Trump’ın yapacaklarına müdahale imkânımız yok. Bekleyeceğiz. Sonuçlarına katlanacağız. Ama AB ile olan ilişkilerimizin kötüye gitmesini önlemeye mecburuz.

 

Bunları değerlendirdiğimiz zaman Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in “ Eğer AB’den koparsak 3.dünya ülkesi gibi algılanırız” sözlerine de hak vermemek mümkün değil.