Ana Sayfa | Necdet Sivaslı

Turizm potansiyelimiz çok zengin ama

Necdet Sivaslı


Necdet Sivaslı

Yıllar turizmde hem arayışlar hem de tartışılan konular giderek yoğunlaşıyor. Bu nedenle turist ağırlayan ülkeler yeniliklere, değişikliklere kapılarını açıyor.

 

Artık turist deniz, güneş, kum istemiyor. Turizmde çeşitlilik arıyor. Sağlık turizmi, doğa, tarih, yeme-içme (gurme) spor, kongre ve benzeri turizm alanları bu nedenle dünyada giderek değer kazanıyor.

 

Bu sıralamada Türkiye, çok zengin, potansiyeli de rakiplerine göre çok fazla olan bir ülke olarak öne çıkıyor.

 

Şimdi sorulması gereken soru şu:

 

Peki, Türkiye bu zenginliği ve potansiyeli fırsata çevirebiliyor mu? Verilecek yanıt “hayır” olacaktır.

 

Bakınız, her tarafımız tarih fışkırıyor. Şifalı su kaynağına boğulmuşuz. Doğal zenginliğimiz, mutfak kültürümüz dillerden düşmüyor. Ancak sıkıntımız, bu değerlere değer katıp pazarlayamamızdır.

 

Geçenlerde CNN Türk internet sitesinde ilgimizi çekecek çok güzel bir yazı yayınlandı. Yazıda “Manisa'da Spil Dağı zirvesindeki kırsal Ayvacık Mahallesi, özellikle kansere karşı şifa kaynağı olarak ünlendi. Osmanlı Dönemi'nde hastalanan şehzadelerin kaldığı mahalle, Türkiye'nin birçok yerinden kanser hastalarının akınına uğradı. Ünü Türkiye sınırlarını aşan Ayvacık'a Hollanda, ABD ve Almanya'dan da hastalar gelmeye başladı”  deniliyor.

 

Bu haber belki sıradan bir haber gibi algınalabilir. Eğer, üzerinde detayları ile durulup, enine boyuna masaya yatırılıp değerlendirildiğinde bu yerin turizmde müthiş bir potansiyele dönüştürülebileceği hemen görülecektir.

 

Önemli olan tanıtım ve pazarlamadır.

 

Bizim turizmdeki en büyük eksikliğimizin yıllardır tanıtım ve pazarlamadaki sıkıntılarımız olduğunu biliyoruz. Turizm ile ilgili yazdığımız yazılarda da özellikle bu konuyu gündeme getirip ilgililerin dikkatini çekmeye çalışıyoruz. Ancak, bu konuda mesafe aldığımızı söyleyemeyeceğiz.

 

Spil Dağı’ndaki şifa kaynağı ile ilgili yapılan açıklamalarda kanser hastası olan birinin söylediği şu sözleri dinler misiniz?

 

"Hasta olan şehzadeler buraya gelip sağlıklarına kavuşana kadar burada kalırlarmış. Ben de buraya gelip, yerleştim. Buradaki hava vücudumun kan yapmasını sağladı. Kan yapınca sağlıklı hücreler de arttı. Kanserle daha rahat savaştım. Sağlığıma kavuştum. Ancak 25 yıl sonra fazla çalışmamdan ve özel sorunlarımdan dolayı karın zarımda kansere rastlandı. İç organlarımın büyük bir kısmı alındı. Şimdi kemoterapi alıyorum. Ama büyük bir inatla, hırsla, hayata yeniden sarıldım. Doktorlar, 'ameliyattan sonra toparlanamazsın' dediler. Dört ayda ayağa kalktım. 70 yaşında olsam da 70 yıl daha yaşayacağımı düşünüyorum. Kanserden öleceğim umutsuzluğuna kimse kapılmasın. Burası unutulmuş bir yerdi. Böyle bir yerin olmadığını söylediler. Kanseri burada yendiğimi duyan kişiler beni aramaya başladı. Türkiye’nin birçok yerinden insanlar geldi. Şimdi burada 50 hane oldu. Almanya'dan, Fransa'dan, İngiltere'den, Hollanda'dan arayanlar oldu. Gelip, yerleştiler. Hastalıkla nasıl mücadele ettiğimi sordular. Amacım, bu hastalığın korkulacak bir hastalık olmadığını göstermektir. Morali yüksek tutup, tıbbi tedaviye de devam edildiğinde kanser kesinlikle yenilebilir." 

 

Konu hiç kuşkusuz bura ile sınırlı değil.

 

Yıllardır Sivas Kangal’da Balıklı Kaplıcalar var. Bu kaplıcalardaki balıklar özellikle cilt hastalıklarının tedavisinde bir doktor gibi işlev görüyor.

 

Bırakınız bu kaplıcanın dünya sağlık turizmine kazandırılmasını, Türkiye’de bile burayı tanıyan bilen yok. İşletmeciler kendi imkânları ile yıllardır burayı adam etmeye çalışıyor. Ne yolları düzgün, ne çevre düzenlemesi, ne de gelen yerli ve yabancı turistleri kucaklayabilecek konaklama tesisleri var.

 

Turizm Bakanlığı’nın burayı ihya etmesi gerekmez miydi?

 

Bu kaplıca bir Avrupa, ya da gelişmiş bir ülkede olsa, dünya sağlık merkezi haline getirilir, dünyadaki cilt hastalarının akınına uğrardı.

 

Elimizde Hıristiyan dünyasının Haç merkezi Selçuk’daki Meryem Ana gibi bir inanç turizmine hizmet verebilecek müthiş bir kapasite var. Ne kadar değerlendirebiliyoruz?

 

Türkiye’deki alternatif turizm alanlarının hangisini sayalım? Öylesine çok, öylesine zenginlik var ki bunların hiç birini değerlendiremiyoruz.

 

Hala deniz, kum, güneş turizmi ile günlük hesaplar içindeyiz. Müthiş kapasitemizi bu alanlarda bile kullanamaz duruma geldik.

 

Konu ile ilgili yazmayı sürdüreceğiz.