Ana Sayfa | SİYASET

Seçmen Teorisi, Yükselen Otoriterizm ve Gelecek İçin Çıkarımlar

erdogan

Yükselen Otoriterliğe Koalisyon Dinamikleri Açısından Bakış ve Gelecek için Çıkarımlar. Adalet ve Kalkınma Partisi AK Parti hükümetlerinin galip koalisyonunun parti Kasım 2002’de ilk zaferini kazandığı zaman daha büyük olduğunu ama bugüne kadar boyutunun küçüldü.

Yükselen otoriterizm’i seçim otoriterizmi ve/veya rekabetçi otoriterizm merceğinden analiz etmek son yıllarda hükümetin neden otoriter yönetime başvurduğunu anlamak için yeterli olmayabilir. Bueno de Mesquita ve arkadaşlarının seçmen teorisi[1] (“selectorate theory”) Türk siyasetine uygulandı. Bu çalışma, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) hükümetlerinin galip koalisyonunun parti Kasım 2002’de ilk zaferini kazandığı zaman daha büyük olduğunu ama bugüne kadar boyutunun küçüldüğünü savunuyor. Daha küçük boyutlu galip bir koalisyon, muhalefetin etkisini sınırlamak ve böylece iktidarda kalmak amacıyla hükümeti, ‘kendi imkanlarıyla kale’sini korumaya zorluyor. Teoriyi ve temel argümanlarımı kısaca sunduktan sonra, boyutu küçülmüş galip bir koalisyonun gelecek için dört olası sonucunu tartışmaya açıyorum.

Yazar: Mehmet Kerem Çoban, Doktora Öğrencisi, Lee Kuan Yew School of Public Policy, National University of Singapore (NUS) Tarih: Nis 02, 2015   İç Politika, New Post, Politik Analizler

 

Manşetler, köşe yazıları ve günlük haberler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti)[2] üyelerinin toplumu ülkede yükselen bir otoriterizmin olduğunu düşünmeye sevk edecek tartışmalı beyanatlarıyla dolu. Bazıları,Türkiye’de bugünün siyasetine uygulanan “seçim otoriterizmi” veya “rekabetçi otoriterizm”[3] konseptlerini duymuş olabilirler. Kısaca, “rekabetçi otoriterizm” yönetim şeklinin demokratik özelliklerini, diğer bir deyişle demokratik bir ülkedeki demokratik seçimleri vurgular. Bununla birlikte, kavram böyle bir yönetim şeklinde muhalefetin bastırılması gibi çeşitli otoriter yönelimin de var olduğunun altını çizer. Böyle bir siyasi ortamda, iktidar partisi daima iktidarda kalabilir çünkü muhalefet, seçmenlere ulaşabilmek için iktidardaki partinin yaptığı kadar etkili bir şekilde fırsatlar bulamaz. Bu analitik çerçeve, Türk siyasi hayatının dinamiklerinin birkaç yönünün iç yüzünü anlamamızı sağlasa da, bugünlerde, hükümetin, özellikle de cumhurbaşkanının neden sürekli olarak güçlü adam kartını oynamaktan hoşlandığını açıklayamamaktadır.

 

Seçmen Teorisi ve ‘Yükselen Otoriterizm’

 

Her ne kadar üstü kapalı olarak AK Parti’nin iç ve dış müttefiklerini kaybetmekte olduğu tartışılsa da, bu tartışmalar analiz üzerinde düşünülecek çok şey sunmuyor. Ancak, yükselen otoriterizm en iyi, siyasetin nasıl işlediğine koalisyon siyaseti bakış açısından bakılarak açıklanabilir. Hükümetler, rejim şekline bakılmaksızın, siyasi varlıklarının içerisinde veya dışında bulunan destekçilerine ve müttefiklerin koalisyonuna bağlıdır. Siyasi bir yarışın adayı öncelikle ‘seçmen’e, bir başka deyişle, “kendilerini yöneten liderliğin seçimi üzerine yapılan tercihi ifade etmekte, tercihlerinin ifadesi yoluyla resmi bir rolü olan” (Bueno de Mesquita ve ark., 2003, s.57) kişilere karşı sorumludur. Demokrasilerde, ‘seçmen’ (“selectorate”) oy verenleri içerir, oysa demokratik olmayan yönetim şekillerinde liderin desteklerine bel bağladıkları kilit aktörlerin bir harmanıdır. ‘Seçmen’in bir alt kümesi olan galip bir koalisyon “yükümlünün siyasi varlığının sürmesinde çok önemli kaynakları kontrol eden aktörleri içerir” (Ibid, s.57).[4] Bueno de Mesquita ve ark. (2003) ve Smith (2001) galip koalisyona “temeller” diye adlandırdıkları bir katman daha ekler. Bu “temeller” grubu galip koalisyondan daha küçüktür ve yükümlü onları sadık tutmak için bu grubun siyasi ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır.

 

Bueno de Mesquita ve arkadaşlarına (2003) göre, siyasi lider, ilki vergilendirme ve ikincisi harcama olmak üzere iki karar alır. Bu kararlar, mesela çekirdek seçim bölgesine ne kadar vergi koyulacağı ve kamu ve özel mal harcamalarının nasıl harmanlanacağı, özetle, galip koalisyonun oluşumu ile ilgilidir. Galip koalisyon içinde “temeller” özel mal harcamalarıyla ödüllendirilir. Bu harcamalar sosyal refaha katkı yapmasa da daha çok “temeller”i bir ödüllendirme vasıtasıyla mutlu tutmayı amaçlayan ‘ıvır zıvır’ projeleri şeklinde  gerçekleştirilir. Lider galip koalisyonun ve belki de daha önemlisi galip “temellerin” siyasi ve ekonomik desteğine ihtiyaç duyar.

 

AK Parti, Kasım 2002’de seçimleri kazandığında, galip koalisyon hem iç hem de dış destekçileri içeriyordu. 2002’de parti iktidarı ilk kez eline geçirdiğinde galip koalisyon Avrupa Birliği,[5] Birleşik Devletler,[6] ülke içindeki liberaller,[7] Gülenciler,[8] Türk toplumunun muhafazakar vatandaşları –oyları seçimleri kimin kazanacağını belirlediği için–, inanç temelli kar amacı gütmeyen organizasyonlar,[9] ve muhafazakar iş adamlarından[10] oluşmaktaydı.

 

Galip koalisyonun “temeller”i muhtemelen Gülenciler ve parti için destekleri son derece önemli olan muhafazakar iş adamları idi. Parti son 10 yılda önce orduya ve Kemalistlere meydan okuyarak, ve son dönemde önceki galip koalisyonun ana aktörlerinden olan Gülencileri dışarıda bırakarak gücünü sağlamlaştırmayı başardı. Bununla birlikte, parti son zamanlarda galip koalisyonun birçok kritik aktörünü kaybetti veya onları devre dışı bırakma sürecine girdi.[11]

 

Bu durum parti ve ayrıca ülke için iki dikkate değer sıkıntıyı beraberinde getirmektedir. İlki, galip koalisyonun büyüklüğü, 2002’den bugüne koalisyon içindeki ihtilafların son yıllarda görünür hale gelmesiyle birlikte azalmaktadır. Yalnız, her ne kadar galip koalisyonun büyüklüğü azalıyor gibi görünse de, seçmen, genel ve yerel seçimlerdeki oy oranları açısından 2002’den beri istikrarlı. AK Parti’nin politikaları, parti sadece “temelleri” kapsadığı gayet tartışılabilir olan daha küçük bir galip koalisyona güveniyor olsa da, hala toplumun büyük bir kesimini cezbediyor. “Temeller”in daha küçük galip koalisyonu halihazırda “ahbaplar”ı,[12] medyayı (mesela TV istasyonları ve yazılı medya), iş derneklerini (mesela  Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği’ni (MÜSİAD)[13] kapsıyor. Hükümet, orduyu ülke içi güç dengesinden usulsüz bir biçimde dışlamak için ilk girişimlerinde bulunduğunda otoriter yönetim şekline yönelik tutkularını saklamakta başarılıydı. Bu siyaseten demokratikleşme için arzu edilen de olsa, hükümet, bunu kendisine demokratikleşme gündemi için alkış tutan galip koalisyonun eski üyelerinin ‘gündem inkarı’ rolü sayesinde başarabildi. Baştaki galip koalisyonun üyeleri reformların yorumlanabileceği yolu en azından hükümet rotasını değiştirene kadar sundular.

 

Bugünlerde, son zamanlarda geri plana itilmiş ve liberal olarak adlandırılan, bir zamanların kazanan koalisyonunun üyeleri, diğer bir isimle Gülenciler hükümeti belirli sebeplerle eleştiriyorlar. Bu eleştiriler, genel anlamda özellikle parti içindeki otoriter tavırlar ve gücün hükümet tarafından merkezileştirilmesidir. Galip koalisyonun etkisinin azalmasıyla birlikte, hükümet, kendi kapasitesini ve kaynaklarını kullanarak, kendini koruma isteği duymuştur. Buna hükümetin önceleri kendisi adına dış baskılara karşı kalkan görevi gören ‘tamponun’ desteğini kaybetmesi sebep olmuştur. Aynı zamanda, kazanmış koalisyonda kalan üyeleri sadık tutabilmek için, parti, ekonomik ve siyasi hayatı daha fazla kontrol ederek hükümetin karar verme mekanizmasını merkezileştirmiş ve hatta ekonomik kararlara müdahale etmiştir. Merkez Bankası’nın faiz oranlarına müdahale edilmesi bu durumun örneklerinden biridir. Bunun sonucunda siyasi ve ekonomik mükafatların ödendiği rant yaratımı ve rant yönetimi mekanizmalarının kontrolünü kaybetmemek için parti daha fazla otoriterleşmek durumunda kalmıştır.[14] Bu çetrefilli süreçle bağlantılı ikinci örnekse, AK Parti’nin ödüllendirme mekanizmasının kontrolünü tutabilmek için etkisini sıkılaştırmasıdır. İkinci olarak, birinci zorlukla bağlantılı olarak, AK Parti ödüllendirme mekanizmasının kontrolünü tutabilmek için etkisini sıkılaştırmıştır. Bu durum toplum içinde sonradan artan kutuplaşmaya öncülük etmiştir.[15] Galip koalisyonun giderek daralan etkisi olan ilk zorluk, toplum içinde kutuplaşmaya sebep olan ikinci meydan okumayı tetiklemiştir. Hükümetin bu iki birbiriyle yakından bağlantılı zorlukla yakın gelecekte nasıl başa çıkacağı hala açık değildir.

 

Buna ek olarak, kutuplaştırmanın hükümetin en yaygın politikalarından biri olduğu iyice not edilmelidir. Böylece ülke, seçmenleri ve kazanan koalisyon üzerindeki etkisini istikrarlı bir şekilde koruyabilmektedir. Artan kutuplaşma hükümet için birçok yönden yararlıdır. Hükümet, seçmenlerin yabancılaştırılması yoluyla kendi refahı için bir tarafı diğer tarafa yabancı ve hatta tehdit olarak lanse etmiştir. Bu yolla seçmenler üzerindeki istikrarını sürdürebilmektedir çünkü AK Parti seçmenlerinin son yıllarda edinilen kazanımlarının kaybolması ihtimalinden korktuğu söylenebilir.[16] Fakat belki de temel amaç, seçmen ve karşıt olan gruplar arasında mümkün olabilecek bir birliği engellemektir. Bu durum, özellikle bakanların yolsuzluk soruşturmaları gibi ciddi meselelerde geçerlidir. Hükümet, bunu başarabilmek için karşıt grupların ülke içindeki darbe olaylarıyla ilintili olduğunu söylemiştir. Seçmenler, bazıları kaset kayıtlarıyla kanıtlanan yolsuzluk soruşturmalarının doğru olduğuna inanıyor olsa dahi, parti için oy vermeye teşvik edilmiştir. Bunun başlıca sebebi, muhalefetin gelecekte yeniden başa gelme ihtimalinin seçmen için şüphe doğuruyor olmasıdır. Bunun sonucunda, hükümet toplum içinde kutuplaşmaya başvurarak iktidarda kalmaktadır. Hükümet yetkililerinin partinin seçmen tabanı ve muhalefet arasındaki potansiyel bir birliğin oluşabilme ihtimalinin bilincinde olması bunun nedenidir.

 

Gelecek İçin Çıkarımlar

 

Bu iki meydan okuma gelecekte son derece kötü sonuçlara sebebiyet verecektir. İlk olarak, eğer muhalefet AK Parti sonrası dönemde AK Parti’nin kazanan koalisyonunda yer almayı sürdüren gruplarının kapsanmasını garanti altına alamazsa, hali hazırda bulunan kazanan koalisyonun üyeleri edinilmiş çıkarlarının kaçmasına ya da taraf değiştirmesine izin vermemesi durumu oldukça muhtemeldir. AK Parti sonrası dönemdeki herhangi bir siyasi parti ya da koalisyon rantın bağlamsal olarak akışının garantiye alınması amacıyla ödül mekanizmasında kontrolü ele almalıdır. Fakat, bunun bir gece içinde olması mümkün değildir. Ayrıca, bu mekanizmayı kontrol eden aktörlerin uzaktan akıcı bir şekilde değişimini görmek de ilginç olabilir ki böylece otoriterizm hali hazırdaki iktidar partisi üyelerinin kendi çıkarlarını –eğer yeni kazanacak olan iktidarda yer almazlarsa– teslim etmeyebileceği bir noktaya varabilir.

 

İkinci olarak ise, artan otoriterizm toplum içindeki kutuplaşmayı körüklemektedir.[17] Yakın gelecekte daha da derinleşme ihtimali olduğu gibi, ülkenin bu sosyal, siyasi ve ekonomik istikrar alanlarındaki engebeli yolları nasıl aşacağı henüz kesin değildir. Ülkenin AK Parti sonrası dönemde, edinilmiş kazanımlar ve koalisyonlar toplum içinde yeniden tanıtıldığında, yumuşak bir geçişe kabiliyeti olup olmayacağı belirgin değildir. İktidar partisinden ayrılan kişileri bir kenara bıraktığımızda, toplum içindeki kutuplaşma, ülke içindeki istikrara gelecek yıllarda çeşitli zorluklar getirecektir. Tarihin bize gösterdiği gibi, dünyadaki birçok örneğe bakıldığında, toplum otoriterizm tarafından hayal kırıklığına uğratıldığında, rejimler otoriterizmden demokrasiye kayabilir. Bütün toplumun refahı için ortak kaygılar bulmak ve ortak bir hareket kurmak toplumdaki ‘ötekileştirme’ tohumlarından kurtulmak için sağlam bir çaba gerektirmektedir.

 

Üçüncü olarak ‘yükselen otoriterizm’in Türk ekonomisinin kalkınması açısında pek çok sonucu vardır. İstanbul’da üçüncü havaalanı projesi, Ankara’da ki ‘Cumhurbaşkanlığı sarayı’ projesi ve Kanal İstanbul gibi ‘ıvır zıvır’ projeler,[18] genel anlamda yavaş ekonomik büyüme zamanlarında, kısa süreçli zamanlarda bütçe problemleri yaratmaya yatkındır.  Yine de bu projeler kamu yararına olacak projeler olarak sunulmaktadır ve bu projelerin bütün ülkenin refahı için gerekli olduğu söylenmektedir. Açıkça görüleceği gibi hükümetin bu tür projeleri özel toplum yararına olan harcamalar adı altında savunmaya çalıştığı bilinmektedir.[19] Bunu başarabilmek adına, ‘ahbap’ diye adlandırabileceğimiz hali hazırdaki iktidar partisinin temel anlamda en önemli siyasi ve ekonomik destekçilerini tutabilmek için daha da otoriterleşmiş bir hükümet belirginleşmektedir.

 

İlk üç nokta daha çok yurt içi politikaya odaklanmaktadır. Dördüncü nokta ise daha çok dış politika ile ilgilidir. Sevilsin ya da sevilmesin, bütün dünyada Gülen hareketi tarafından yürütülen Türk okulları, Kimse Yok mu[20] gibi Gülen hareketine yakın inanç kökenli kurumlar, dünya üzerindeki çeşitli bölgelerde Türk etkisinin büyük oranda etkin olduğu bilgilendirici kaynaklar olarak sunulmaktadır. Bu kurumların rolü, bulundukları ülkelerde kültürel ve tarihi etkinin yayılması çabasıyla sınırlı kalmamaktadır. Bu rollerine ek olarak, bölgedeki varlıkları aynı zamanda bilgilendirici kaynak anlamına gelmektedir. Diğer bir deyişle, bu kurumlar, bölgedeki bilgiye ulaşılması hususunda bizzat o bölgelerden hizmet vererek bilgi edinmenin maliyetini de düşürürler. Bugünün seçimlerinin, gelecek için olası etkileri vardır. İnanç odaklı kurumlara ve Türk okullarına verilen destek sağlanması konusundaki politika rotasının değişimi, aktivizm ve aynı zamanda hükümetin son on yılda geliştirmek istediği ekonomik çıkarlar gibi güncel Türk Dış politikasının siyasi etkisini azaltabilir. Eğer bir ülke bölgesel ve hatta küresel bir güç olmayı arzuluyorsa organizasyonal beceri büyük bir önem ifade etmektedir. Eğer bu tür bir kapasitenin aşınması diğer kurumsal araç ve amaçlarla telafi edilmezse, ülke, dünyanın çeşitli bölgelerinde eriştiklerini kaybedebilir. Bununla birlikte, bana öyle geliyor ki, ülke yakın gelecekte deniz aşırı ülkelerdeki etkisini korumak ve genişletmek yolunda organizasyonel becerisini geliştirmekte zorlanacaktır.

 

Sonuç

 

Özellikle ilk etapta iktidara gelindiğinde partide bulunan temel aktörlerin zaman içerisinde dışlanmasıyla AK Parti galip koalisyonun temel aktörlerinin iktidardaki desteğini kaybetmiştir. Yükselen otoriterizmin bu durumdan kaynaklandığı iddia edilmektedir.. Parti kendine göre ‘kaleyi’ korumalıdır, bu durum ödüllendirme mekanizmasına bağlı kalınarak siyasi, ekonomik ve sosyal hayat üzerinde daha sıkı bir koruma gerektirmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi küçülen kazanan koalisyonun dinamikleriyle birlikte bir otoriterleşme ortaya çıkmıştır. Yine de unutmamalıyız ki bu otoriterizm, ‘iyi denge’ de bitmeyebilir. Çünkü bu denge istikrarlı bir siyasi hayatın yanı sıra ekonomik ve sosyal istikrarı da gerektirmektedir.  Yakın gelecekteki muhtemel bir ‘kötü denge’ durumunu engellemek için ülke sadece politikada değil aynı zamanda Türk vatandaşlarının günlük hayatının bütün açılarında da demokratikleşmeye gitmelidir. Yatay ve dikey eşitsizlikler (bütün gruplar ve bireyler arasında, ayrı ayrı),[21] son zamanlarda daha da görünür hale gelmiştir ve bütün bu eşitsizlikler toplum içindeki kutuplaşma ve yabancılaşmayla birlikte yürümektedir ve durum son günlerde iyice önem arz etmeye başlamıştır. Toplumun iyiliği için toplum hareketinin kanalların ve mekanizmaların bulunması ve kurulması zor olacak gibi görünmektedir. Özetle, bu çalışmada asıl vurgulanan husus, dış dinamikler tarafından yaratılan her türlü zorluğa rağmen, Türkiye’nin yabancılaştırma ve popülist söylevlere başvurmadan siyasi, ekonomik ve sosyal hayatı demokratikleştirmek aracılığıyla sorunları kendi ‘ev’inde ele alması gerekliliğidir.  Bütün bunlar, büyük ölçekli bir galip koalisyon içerisinde  birçok paydaşın birlikte daha etkili çalışabildiği bir ortam gerektirmektedir.

 

Mehmet Kerem Çoban, Doktora Öğrencisi, Lee Kuan Yew School of Public Policy, National University of Singapore (NUS), Singapur

 

Makale referansı:

 

Çoban, M. K. (Nisan, 2015), “Yükselen Otoriterliğe Koalisyon Dinamikleri Açısından Bakış ve Gelecek için Çıkarımlar”, Cilt IV, Sayı 4, s.6-15, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=8554&lang=tr)


Ailesi Selahattin Demirtaşı cezaevinde ziyaret etti

Geçtiğimiz ay tutuklanan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ailesi Edirne Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde ziyaret etti

Yılın kişisi sıralamasında Cumhurbaşkanı Erdoğan kaçıncı oldu

Time Dergisi tarafından hazırlanan 2016 yılı kişisi sıralamasında Cumhurbaşkanı Erdoğan 4. sırada yer aldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya'nın Bahçekapılı'ya yaptığı muameleyi böyle eleştirdi

31. Muhtarlar Toplantısı'ndan konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM Başkan Yardımcısı Ayşenur Bahçekapılı'nın Almanya seyahatinde yaşadıklarını değerlendirerek, Almanya'nın tutumunu sert dille eleştirdi.