Ana Sayfa | SİYASET

Sessizlik ölçüsü, AKP ve KSH'nin izlediği politikalar

demirtas_hdp_erdogan_akp

Metin Şenergüç, Avrupa Gazetesi için yazdı. 24.12.2015. İte Sessizlik ölçüsü başlıklı yazı. 'Elinde çekiçten başka bir alet olmayan AKP iktidarının yine çivi gibi algıladığı Kürt sorununu eski askeri yöntemlerle "çözme" arzusu karşısında, siyaseti silahın ucuyla çizmeye alışmış PKK'nin karşılıklı yarattığı karanlık kuyuya bakıyoruz son aylarda. '

Dibi görünmeyen karanlık bir kuyu gördüğümüzde sezgisel olarak bir taş atarız içine; derinliği anlamak için.  Bu yönteme "sessizlik ölçüsü" diyebiliriz. Taşın elden çıktığı anla, zemine/suya değme anında çıkardığı ses arasında geçen "sessiz süre" derinlik konusunda yaklaşık bir fikir verir. Son iki yıldır, "çözüm süreci" olarak adlandırdığımız süre ve özellikle Haziran seçimleri sonrası AKP iktidarının ve Kürt siyasi hareketinin (KSH) izlediği politikalar ve sınır ötesinin malum durumu bu bağlamda, taşın elden çıktığı ancak henüz zemine değmediği bir sürece benziyor. 

 

Elinde çekiçten başka bir alet olmayan  AKP iktidarının yine çivi gibi algıladığı Kürt sorununu eski askeri  yöntemlerle "çözme" arzusu karşısında, siyaseti silahın ucuyla çizmeye alışmış PKK'nin karşılıklı yarattığı karanlık kuyuya bakıyoruz son aylarda. Batının sessizliği biraz da böyle, karanlığa gözlerini dikmiş bir sessizlik. Belirsizliğin yarattığı, henüz taşın sesini duymaması nedeniyle hala karanlığa kulak verdiği için ortaya çıkan gergin bir sessizlik. Doğu illerinde yaşanan insani trajedinin siyasi boyutuna karşı duyulan bir mesafe bu, yoksa vicdani bir empati kuramayanlar zaten belli. O zaman batı neden sokakta değil, sorusu soruluyor sık sık.

 

 

Dünya siyasi tarihi, doğrudan kendi deneyimleriyle yaşamadığı siyasal durumlara karşı halkların harekete geçmediğine defalarca tanık oldu. Gezi'ye uzak duran KSH'nin pozisyonunu da aynı tarihsel bulgularla açıklayabilir miyiz?  Belirsizlikler insanı içine kapatır; sezgisel olarak beklemeye alır. Bazen, hiç bir şeyin görünmediği sessiz bir karanlık, kafaya dayanmış bir namludan daha korkunç olabilir. Son dönemdeki gelişmeleri, Türk-Kürt, doğu-batı kolaycılığıyla açıklamaya çalışanlar, "sessiz öteki"ler adında yeni düşmanlar ilan etmeden önce, izledikleri çizgiye tekar bir dönüp bakmalarında bir yarar var. 

 

HDP, tek gündemli bir özgürlük hareketi olmaktan sıyrılıp, önüne koyduğu Türkiye partisi olma hedefiyle umut yaratmıştı. Barajı aşıp AKP'ye bir ihtar vermişti. Daha bu yılın başında Dolmabahçe'de iktidarla aynı masada konuşurken, silahların sesi dışında birşey duymadığımız bugünlere nasıl geldik? AKP iktidarından böyle bir irdeleme ve sorgulama bekleyecek kadar saf olanlar ya da siyasi omurgası olmayanlardan zaten böyle bir hesaplaşma yapmalarını beklemiyoruz. Beklentimiz, AKP faşizmine destek veren 'yandaş'lar ve onlarla aynı 'ruh hali'ni paylaşanlar dışında herkesin aynaya bakması. Bunu sadece 'hendek'lerin arasından değil, AKP iktidarının ilk dönemlerine kadar geriye dönüp yapmalarını bekliyoruz. Son onüç yılın temel taşları olabilecek olaylara, Türkiye'yi bugünlere getiren gelişmelere, ülkenin AKP'lileşmesinin yolunu açan kararlara karşı verilen tepkilerin, alınan tavıların bir hesabının verilmesini, artıların eksilerin açık ve net, KSH'nin Sur'da Cizre'de militarizme karşı gösterdiği cesaretle dile getirilmesini bekliyoruz. Şöyle geriye doğru düşünsel bir geziye çıktığımızda ilk akla gelen temel taşlara bir bakalım.

 

 

KSH'ne SORULAR

 

-- 'Ergenekon' daha sonra da 'Balyoz'  davalarının bir 'derin devlet' yargılamasının çok ötesinde, AKP iktidarının muhalefeti ortadan kaldırma operasyonlarına dönüştüğü dönemde, muhafazakar kesimin sol ve laiklere karşı yarattığı nefret seline karşı ne yaptınız? Evet, o zaman mağdurlar askerlerdi. Ama hukuğun ayaklar altına alındığı, adil yargılanma ilkelerinin ortadan kaldırıldığı bu süreci nasıl değerlendirdiniz? 

 

-- Adım adım inşa edilen 'yandaş faşizmi' demokratik hakları tek tek geri alırken, etnik çıkarlar söz konusu olduğunda, görüşmelere geri dönmek için her zaman bir 'ortak nokta' bulmadınız mı? "Faydalı hukuksuzluklara" (1) hedeflerinizin yolunu açtığı oranda sessiz kalırken bunun politik, ahlaki ve insani sorumlulukları olabileceğini de hiç düşündünüz mü? AKP'nin her seçim öncesi oynadığı barış-savaş kartını o zamanlar görmüş müydünüz?

 

-- AKP'yi mezhepçi bir politika izlemekle suçlarken, aynı anda etnik kimlikler üzerinden siyaset belirlemenizi nasıl açıklayabilirsiniz? 'Dindar ve kindar' bir nesil yaratmanın toplumsal temellerini hazırlayan AKP iktidarını eleştirirken sürekli islama göz kırpmaları, Said-i Nursi gibi gerici yobazların Kürt halkının savaşımına ışık tuttuğunu ileri sürmenizi nasıl açıklarsınız? Özyönetim direnişi ve "Peygamberin Medine savaşı" arasında paralellikler kurmalar ya da "öz savunma sünnet değil, farzdır" gibi izlediğiniz siyaseti artan bir tonda, dini bir dil ve referanslarla açıklamalarınızı nasıl gerekçelendiriyorsunuz? 

 

-- Gezi Direnişi sırasında sokağa çıkanları"darbeci", "faşist", "statükocu" olarak tanımlamıştınız. Her siyasi hareket hata yapabilir, öngörüleri doğru çıkmayabilir. Ancak, bunun anlaşılmasıyla birlikte hatanın kabul edilmesi ve görüşlerin gözden geçirilmesi, siyasetin sağlığı açısından, başta insani,  sonrada politik sonuçları açısından önemlidir. Özeleştiri, insani boyutunda her kesimin güvenini kazanırken, politik alanda, yanlışlar üzerine kurulmuş stratejilerin gözden geçirilmesini gündeme getirir. Siz, bırakın özeleştiri vermeyi, Gezi sonrası yapılan seçimlerde -özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde- alanlarda kitleleri "Gezi ruhuna geri dönmeye" çağırdınız.  Bu konuda Türkiye soluna ve halklara bir özür borcunuz olduğunu düşünüyor musunuz?

 

--  Kürt halkı uzun yıllardır verdiği özgürlük mücadelesinde özellikle 'sokağın örgütlenmesi' konusunda önemli deneyimler elde etti. Kaldı ki, tüm deneyimlerine rağmen KSH'nin hala bu konudaki yetersizliği ortadadır. Bunu batı için söylemek pek mümkün değil. Örgütlü bir halkın deviremeyeceği bir iktidar yoktur, ama diğer yandan, örgütsüz halk kadar hantal bir yapılanma da yoktur. Var olan öfkenin kanalize edilmesi, bilinçli bir eyleme dönüştürülmesi örgütle olur.  HDP'nin 'Türkiyelileşme' nosyonu da bu temelde formüle edilmişti. Bu bağlamda, AKP iktidarının Kürt halkına karşı uyguladığı katliamlara karşı batının sessizliğinin ana nedenlerinden birinin de örgütsüzlük olabileceği gerçeğini göz önüne alıyor musunuz?

 

-- PYD'nin Suriye'de IŞİD'e karşı ABD, Rusya gibi ülkelerle kurduğu ittifakla birlikte edindiği uluslararası meşruiyet, bölgede önemli aktörlerden birine dönüşmesinin yolunu açtı. PKK'nin bu meşruiyet üzerinden yola çıkarak Türkiye'de topyekün bir isyan başlatma stratejisinin Türkiye'de politik ve toplumsal koşulları var mıydı? 

 

--- Daha geçen hafta Duran Kalkan, "Kürdistan'ın demokratik özerklik devrimi sürecine girdiği" tespiti yaparak, "direniş kararı verilmiştir ve zafere kadar direnilecektir." demiş ve sonucun ancak "devrimle" alınabileceğinin altını çizmişti. Benzer bir açıklamayı da iki gün önce KCK adına Karayılan yaptı. Geçtiğimiz günlerde ise DTK ve bugün (23.12.15) HDP MYK'sı özyönetim konusunu açabilmek  çerçeve ve sınırlarının net olarak tanımlanabilmesi amacıyla toplanma kararı aldığını duyurdu. Demirtaş, " Yönetim modellerinin değişmesi darbeyle olmaz. Meseleyi biraz da siyasal alana çekebilmek için bunu yapıyoruz. Mesele Hendek, barikat arasında sıkışıp kalamaz. Biz siyasi alanda bu mücadeleyi yürütmek istiyoruz." dedi. O takdirde, Haziran seçimleri sonrasında silahlı mücadeleye geri dönülmesi, 'özyönetim'i zorla devletten alma kararı yanlış mıydı?

 

-- Türkiye'de parlamenter sistem varken, sadece Kürt nüfusun yaşadığı doğu illerinde "özyönetim" adı altında biir "yerel bağımsızlık" gündeme gelmesinin hiç bir politik temeli yoktur. Zaten bu nedenle HDP tüm Türkiye için bu modeli öneriyor. Bu bağlamda, Türkiye'de özyönetim tipinde bir yeniden yapılanmanın politik ve toplumsal altyapısı var mıdır? Başkanlık sistemine geçilmeden ve daha da önemlisi, Türkiye'de AKP iktidarı altında demokratik bir başkanlık sistemi kurmak mümkün mü? Özyönetim, eğer öngörüldüğü gibi tüm ülkede uygulanacak bir 'yönetim modeli' olarak düşünülüyorsa, bunun demokratik bir istem olması bağlamında, faşist olarak tanımladığınız AKP iktidarı yıkılmadan bu olası mı? AKP ile bu konuda yapılacak görüşmeler ne kadar gerçekçi?

 

-- Böylesine yeniden bir yapılanma doğal olarak her alanda ülke çapında bir değişimi gündeme getirecektir. Bu durumda, ekonomik koordinasyon nasıl sağlanacak; gelir dağılımı, paylaşımı hangi temelde kurulacak; İstanbul, İzmir gibi büyük illerde sayıları milyonları geçen Kürt nüfus bu durumda nasıl bir yapılanma içinde yer alacak; böylesine bir yeniden yapılanma özünde bir etnik ayrışmayı getirmeyecek mi, ve en önemlisi, üretim araçlarının mülkiyeti konusunda bir değişiklik öneriniz var mı, vb. ilk akla gelen soruların hiç biri ciddi bir yanıt bulmamışken, hatta yukarıdakilerin çoğu soru olarak bile henüz gündeme gelmemişken hendeklerde hangi hedefler doğrultusunda savaşım veriliyor?

 

 

Doğuda yaşanan devlet terörünün hiç bir savunması yoktur, ancak bu terörü başlatan ve artık devletle bütünleşmiş AKP iktidarıyla şu anda bile masaya oturmaya hazır olduğunu açıkça ilan eden HDP'nin, "bu savaşın maliyeti sizin cebinizden çıkıyor" (2) diye batıyı suçlaması her şeyden önce politik bir kafa karışıklığının belirtisidir. Batı, Gezi sırasında Kürt siyasi hareketine (Kürtlere değil) "neredesiniz" diye sormuştu. Meşruydu da bu soru. O gün de, bugünkü gibi örgütlü olan KSH, anlaşmak üzere olduğu AKP iktidarını yalnızlaştırmak istemediği için yanıt vermemişti bu çağrıya. Bugün de, KSH'nin bu çağrısını haklı bulabiliriz ama, artık batıda bir "Gezi Hareketi" yok. Umutsuz, yılgın, terörize edilmiş, en önemlisi de, Kürtlerin siyasi talepleriyle batıyı ilişkilendirebilecek, savaşımı bir demokrasi platformunda birleştirebilecek bir örgüt yok. Bunu CHP'den beklemek bir hayal olurdu. Bunun dışında soldan siyasi bir öznenin güçlü bir şekilde ortaya çıkması ancak bu beklentilere bir yanıt verebilir. 

 

Bu temelde yeni bir partinin ortaya çıkması sadece batının sorunu değildir; bu tüm Türkiye'deki halkların ezilenlerin sorunudur. Bu nedenle, ittifaklar sorununda KSH'nin politikasını, istemlerini berraklaştırması ve netleştirmesi çok önemlidir. Kimin nerede, ne için var olduğunu bilmek, "taşın sesini" duymak ister, kitleler harekete geçmeden önce.

 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ 

(1) http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/451839/_Faydali_hukuksuzluk__bezirg_nlari.html

(2) http://www.radikal.com.tr/politika/hdpden-siyasi-hamle-1495127

 

HDP'li Altan Tan, "HDP, PKK'nın yanlışına yanlış diyebilmeli"

Kuzey Irak Televizyonuna konuşan HDP'li Altan Tan hem milletvekilerinin tutuklanması hem de ana muhalefeti eleştirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ceza kanununu onaylayınca o suçların cezaları arttı

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın onayladığı ve Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ceza kanunuyla bir çok suçun cezası arttı.

Bakan Çelik, Onyedi Eylül Üniversitesi'ne 22 bin dekarlık arazi sözü verdi

Balıkesir’in Bandırma İlçesi’nde Onyedi Eylül Üniversitesi’ni ziyaret eden Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, 22 bin dekarlık arazi tahsis edileceğinin müjdesini verdi.