Ana Sayfa | Türker Ertürk

DÜŞÜRÜLEN RUS UÇAĞI DEĞİL

TÜRKER ERTÜRK


Türker Ertürk

Geçtiğimiz Salı günü SU-24 tipi Rus savaş uçağının düşürülmesi; kelimenin tam anlamıyla provokasyondur ve savaş kışkırtıcılığıdır. Rus savaş uçağı; Türkiye’nin iddiasına göre hava sahamız içinde, Rusya’nın açıklamasına göre ise Suriye tarafında düşürülmüştür. İhlal edildiği iddia edilen sınırımız; kuzeyden güneye, güneyden kuzeye son 4,5 yıldır kevgir haline getirilen hayali bir hattır. Yanlış politikalarımız nedeniyle, bu hat üzerindeki giriş/çıkış kapılarının hükmi şahsiyeti bile kalmamıştır.

 

Velev ki kevgir haline gelen Suriye sınırımızı Rus savaş uçakları biraz aşmış ve Türk hava sahasına girmiş olsun. Niçin vurmaya çalışıyorsunuz, amacınız ne? Yunan uçakları neredeyse her gün Ege’de hava sahası ihlali yapıyor. Onları niye düşürmüyorsunuz?

 

Ayrıca; düşürülen Rus savaş uçağı Türkiye’nin güvenliğine tehdit değil ve ülkemize saldırı peşinde koşmuyor, bunu çok net olarak biliyoruz. Rusya, bölge ülkesi ve iyi ilişkilerimiz var. Rusya ile olan bu iyi ilişkilerin sürdürülmesinin, özellikle her geçen gün daha fazla yalnızlaştığımız için, ülkemiz açısından hayati önemi var.

 

Esasında düşürülen, Rus savaş uçağı değil. Türkiye’nin güvenliği, bölünmez bütünlüğü, bölgesel çıkarları ve geleceğimiz düşürülmüştür. Bu, ülkemize ve yurttaşlarımıza karşı işlenmiş affedilemez bir cinayettir. Bu, siyasi ikbalinden başka bir şey düşünmeyen iradenin eseridir.

 

Gerçekte sorun, sınır veya hava sahası ihlali değil. Arzu edilen; “Rusya misilleme yapsın, NATO ve ABD işin içine girsin, hep beraber Esad’ın üzerine çullanalım, Suriye’yi bölüp parçalayalım, ufak da olsa bir lokma kapalım ve başkanlık için önümüzü açalım” yaklaşımıdır.

 

Suriye’de ‘vekâlet savaşı’ Mart 2011’de başlatılmıştı. Demokrasi ve insan hakları koca bir yalandı. Büyük Orta Doğu Projesi’ne yönelik olarak; Suriye’yi etnik, dinsel ve mezhepsel olarak ayrıştırmak, bölüp parçalamak istiyorlardı. Beklenen olmadı ve Suriye dayandı. Çünkü; arkasında Rusya, Çin ve İran’ın desteği vardı.

 

Suriye’ye askeri müdahalenin hukuki meşruiyetini sağlayacak karar, BM Güvenlik Konseyi’nde, Rusya ve Çin vetoları yüzünden bir türlü çıkarılamadı. Bunun üzerine ABD; strateji değiştirdi ve Suriye işinin halledilmesini daha uzun zamana yaydı. Daha kolay ölmeye ve öldürmeye gönüllü radikal örgütleri devreye soktu. IŞİD’in kurulmasını sağlayan, savaş sonrası Irak iklimiydi. ABD; oluşmasında da katkısı olduğu iklimden neşet eden IŞİD’i destekledi ve kısa sürede büyüttü. IŞİD’den beklenen diğer bir görev de; ABD ve NATO’ya, Suriye’ye müdahale edebilme imkânını sağlamasıydı. Bu imkânı sağladı da. IŞİD dünya kamuoyunda öyle bir nefret uyandırdı ki; ABD başta olmak üzere koalisyon güçleri IŞİD bahanesi ile Suriye’ye askeri olarak müdahale ettiği halde, kimse “Bu müdahalenin meşruiyeti yoktur” diyemedi bile!

 

Eylül 2015’e geldiğimizde, dilimleme siyaseti ile Suriye paramparça hale getirilmişti. Esad, artık ülkenin ancak yüzde 40’ını kontrol edebiliyordu. Nüfusun dörtte biri yurt dışına mülteci olarak göç etmiş, yarısından çoğu evini barkını terk etmiş, ülkenin tüm alt yapı ve üretim tesisleri hemen hemen yok edilmiş ve taş taş üstünde kalmamıştı. Esad’ın ve Suriye’nin çözülmesi çok yakındı!

 

İşte tam bu kritik anda Rusya topa girdi ve aktif olarak Suriye sahasına indi. ABD bu durumdan hiç hoşlanmadı. Erdoğan da! Ruslar pişmiş aşa su katmışlardı. Diğer bir tehlike; Ruslar IŞİD’e karşı başarılı oluyorlardı!

 

Halbuki, ABD’nin IŞİD’e ihtiyacı vardı:

 

1. Suriye’ye müdahale edebilmesinin gerekçesi,

2. Irak-Suriye sınırını yok sayarak, kurulması istenen Sünni Arap devletinin taşeronu,

3. Soğuk Savaş (1947-1990) sonrası, emperyalizmin komünizmin yerine yeni düşman olarak ikame etmeyi planladığı ‘küresel, radikal İslam tehdidi’nin değirmenine su taşıyan aktör olduğu için.

 

Rusya savaş uçakları “yanlış işler” de yapıyorlardı. IŞİD’in yakıtını Türkiye’ye taşıyan tankerleri vuruyorlardı. Bu; IŞİD’ın ekonomik kaynaklarının kurutulması açısından iyi oluyordu ancak; bizim ülkemizde bu ticaretten nemalananlar vardı ama büyük büyük adamlarımıza yakın. Bunlar, Ruslara çok kızdılar!

 

ABD; Rusya’yı Suriye’de geriletmek, gerekirse boğmak ve girdiğine pişman etmek istemektedir. Aynen, selefi Sovyetler Birliğine Afganistan’da yaptığı gibi. Türkiye’ye biçilen ise; Pakistan’ın rolüdür. Türkiye bu tuzağa gelmemelidir! Rus savaş uçağının düşürülmesi; Türkiye’nin bu role, Erdoğan ve onun gem vurulamaz, kontrol edilemez siyasi ihtirasları nedeniyle soyunduğu izlenimi vermektedir.

 

Halen ABD Silahlı Kuvvetleri’nde Eğitim ve Doktrin Komutanı olan Korgeneral Herbert Raymond McMaster “Dereliction of Duty”, Türkçesi ile “Görevi İhmal” adlı kitabında; Vietnam Savaşı’nda üst düzey komutanların ABD başkanlarının dümen suyunda gittiğini ve bu hususun ulusal hedefleri ve görevleri zedelediğini söylüyor. Kitabında özetle; “Siyasi liderlerin hedefleri ile ulusal güvenliğin hedef ve amaçları örtüşmez ise savaşlar ve ulusal mücadeleler kaybedilir” diyor.

 

Evet, Suriye krizinde Erdoğan’ın siyasi hedefleri ülkemizin çıkarları ve güvenliğinin gerektirdiği hedef ve amaçları ile örtüşmediği gibi, taban tabana zıttır. Bu nedenle; aynı rotada ısrar ve dümen suyunda seyretmek, felaket demektir.

 

Saygılar sunarım.