Ana Sayfa | Türker Ertürk

KÜRESELLEŞME

Türker Ertürk


Türker Ertürk

“Fransız kokusu sürmüş, İtalyan çizgileri hakim bir tuvalet giymiş Rus kadınını; Çin lokantasından kaldırıp, bir Alman arabasının içine atıp, Hollanda mimarisi tarzında yapılmış eve götürüp, soğuk İngiliz birası yudumlarken, İran halısı üzerinde onunla sevişmektir” derlerdi 1990’lı yıllarda küreselleşmeyi alaya alanlar. Hararetle savunanlar ise küreselleşmenin; işsizlikten yoksulluğa, azgelişmişlikten diktatörlüğe, hatta, nasırdan kanlı basura ve kansere kadar her derde deva olduğunu anlatırlardı.

 

Şaka bir yana ‘küreselleşme’; özellikle 1990’lı yılların başından itibaren, yaygın olarak kullanılmaya başlandı. O yıllar; aynı zamanda ‘Soğuk Savaş’ın (1947-1990) bittiği, süper güç Sovyetler Birliği’nin çözüldüğü ve küresel güç olmaktan çıktığı yıllardı.

 

Küreselleşme ile ilgili ortak bir tanım ve fikir birliği olmasa da; ürünlerin, fikirlerin, kültürlerin ve dünya görüşlerinin değiş-tokuşundan doğan, uluslararası bütünleşme süreci olarak tanıtıldı. Küreselleşme üzerine yapılan konuşmalar, genelde konunun ekonomik boyutu üzerinden gelişirdi. Gerçekte ise; çok boyutlu, çok katmanlı ve çok değişkenli olan, geleceğe şekil verme sürecinin adıydı ‘küreselleşme’. 

 

Kapital-Finans

 

Küresel bir düzen var ise, küresel bir otorite veya hükümet var olacak demektir. Böyle bir düzende, başka otoriteye veya güç merkezine asla hoşgörü gösterilemezdi. İşte bu nedenle; halen 196 olan devlet sayısının, 21.Yüzyılın sonuna kadar 2 bine ulaşmasını öngörmekte ve öngörüyü gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Ulus devletlere bu nedenle düşmanlık edilmekte, hegemonyaya direnen bölge güçlerinin başı ezilmeye, Çin ve Rusya kuşatılarak, istikrarsızlaştırılarak ve silahlanma yarışına sokularak, iflas ettirilmeye ve çökertilmeye çalışılmaktadır. Amaç; Soğuk Savaş sonrasında meydana gelen tek kutuplu dünya düzenini, sonsuza kadar sürdürmektir.

 

“Küreselleşme” denen şey; başını ABD’nin çektiği Batı otoritesini, onun ekonomik, siyasi ve kültürel sistemini, tüm yerküreye her türlü vasıtalarla dayatmaktır. Dünyanın tamamında sınırların kalktığı tek bir pazar, liberal ekonomi ile kapital, mal ve hizmetlerin serbestçe dolaşabildiği, emeğin ise sınırlı ve kontrollü bir biçimde dolaşabilmesi sistemidir.

 

Küreselleşmeyi daha açık bir biçimde anlatmak gerekirse; “Dünya nüfusunun yüzde birini bile bulmayan çok küçük bir azınlığın, dünyayı istediği gibi yönetmesidir” diyebiliriz.

 

Dünya nüfusunun yüzde birini bile bulmayan bu güç merkezi, artık çok uluslu dev şirketlerdir. Bu şirketlerin sahipleri, ait oldukları aileler ve üst düzey yöneticileri, emperyalist güç merkezinin yeni temsilcileridir. ABD; Kapital-Finans odaklı bu emperyalist güç merkezinin elinde, sadece önemli bir enstrümandır. Amerikan halkı da bu baskının altında ezilmekte olup, dünyada neler olduğunun gerçekte farkında değildir.

 

Evanjelik-Yahudi

 

Kapital-Finans olarak adlandırdığımız bu sistem içinde, Yahudi aileler ve sermayesi başat konumdadır. Dünyayı yönetme ve geleceğe yönelik şekillendirme yetkisi ile bu uğurda insanlığa karşı pervasızca işlenen suçlar için aklanma referansı, Evanjelik-Yahudi inanç sisteminden alınmaktadır. 

 

Küreselleşmenin çok boyutlu olduğundan bahsettik. Onun bir boyutu da, kitlelere dayatılan yaşam tarzıdır. Çünkü küresel sistemin; ilkelerini, değerlerini, bağlılıklarını ve sorumluluklarını kaybetmiş, iyice bireyselleşmiş, hatta bencilleşmiş bir insan tipine ihtiyacı vardır. Televizyon, sinema, medya, internet,  kullanılan bilim adamları ve kanaat önderleri, bu empozenin en önemli silahlarıdır.

 

Bakın, dünyanın en büyük Alacak Sigorta Şirketi Euler Hermes’in baş ekonomisti olan ve Türkiye’ye de konuşma yapması için getirilen Ludovic Subran neler diyor;

 

İstenen İnsan Tipi

 

“Artık klasik ekonomi teorileri yetersiz gelmeye başladı, çünkü dünyadaki genç tüketicinin profili ve davranış biçimi değişmeye başladı.  Bu yeni tüketicilerin özellikleri ve yaşam felsefeleri nelerdir?

 

Bir bağımlılıkları yok.  Bu yüzden, milliyetçilikten uzaklar. Dünya vatandaşı olmayı hedefliyorlar.

Dinlere ve ideolojilere karşı soğuklar. Ama hayvan haklarına, çevreye, insan haklarına duyarlılar. Aktivistler. Sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyorlar.

Sabah 9, akşam 5 tipi işlerde çalışmak istemiyorlar. Yükselen trendi olan yaratıcı buluşlar ve işler yaparak, hayatları boyunca yetecek paraları kazanmayı hedefliyorlar.

Konut alıp, hayat boyu ev kredisi ödemek istemiyorlar.

Evlenip, tek bir kişi ile ömür geçirmeye sıcak bakmıyorlar.

Evlenirlerse de sürmüyor; bir kaç yılda boşanıyorlar.      

Çocuk sahibi olmaya sıcak bakmıyorlar. Daha ileriki yaşlarda, belki bir çocuk olabilir.

Teknolojiye ve iletişime sınırsız para harcayabiliyorlar, çünkü bu onlar için özgürlük demek.

Araba ve lüks giyim yerine; eğlenceye, yeme-içmeye ve seyahate para harcıyorlar.

Bir kaç yıl çok çalışırlarsa, sonraki bir iki yılı dünyayı gezmek için ayırmayı hedefliyorlar.

Anı yaşıyorlar.       

Tasarruf yapmıyorlar”

 

Saygılar sunarım.