Ana Sayfa | Türker Ertürk

BİZİ SUSTURMAK İSTİYORLAR

Türker Ertürk


Türker Ertürk

Her gün şehit veriyoruz. Gencecik fidanlarımızı yitiriyoruz. Yüreklerimizi dağlayan şehit haberlerinin, ardı arkası kesilmiyor. Sorun sadece bu da değil. Ülkemizin bir bölümü Suriyeleşmiş durumda. Bu Suriyeleşmenin, ülkemizin tamamına yayılması tehlikesi var. Ayrıca, iç savaşı tetiklemek istiyorlar ve bunun çok açık emareleri de var. Başbakan Davutoğlu konuşmasında; “Buraları tekrar vatanlaştıracağız” diyor. Demek ki; ülkemizin bir bölümü, vatan olmaktan çıkmış veya çıkarılmış.

Peki, bu olanların sorumlusu kim? Ne yanlışlar yapıldı? Bu sorgulamaları yapmadan, teşhisi koymadan, hiçbir bir şey olmamış gibi devam edersek bilin ki, başımıza daha büyük felaketler gelecek.

Bağışıklık Sistemimizi Çökerttiler

Evet, ülkemizin bu hale gelmesinin, halen akan kanın ve şehitlerimizin sorumlusu, 14 yıldır ülkemizi yöneten iktidardır. Emperyalist proje olan “açılımlar” ve açılımların önünü açmak için yapılan Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonlar sayesinde buralara geldik.  Teröristle mücadele değil müzakere eden, askeri arkasından hançerleyen ve kışlasından çıkarmayan irade; hendeklerin kazılmasına, terörün şehirlere inmesine, Suriyeleşmeye ve bütün komşularımızla düşman olmamıza neden olmuştur. Artık, iktidarın kendisi ülkemiz için en büyük güvenlik sorunu haline gelmiştir.

Bugün iktidar; terörle mücadele ediyor ama, terörün bu noktaya gelmesinin nedeni bizatihi kendisidir. İktidar; Türkiye Cumhuriyeti’nin bağışıklık sistemini, yani koruyucu mekanizmalarını yok etti. Bu yüzden terör illeti bu boyutlara geldi. Halen hastalıkla yani terörle mücadele ediliyor olunması, şehitlerimizin kanının iktidarın elinde olmadığını asla göstermez.

Dünya Rekoru Bizde

Bu tespitleri, merkez akım medyada yazamaz ve anlatamazsınız. Ülkemiz yangın yeri haline gelmişken, varsa yoksa yeni anayasa ve başkanlık. Devletin gücünü kullanarak, baskının her türlüsü yapılmaktadır. Askeri darbeler dönemine rahmet okutulmaktadır. Halka doğruları söylemek, iktidarın sunduğundan farklı bir bakış açısı sunmak yasaktır! 

İktidara yalakalık yapmayarak doğruları yazan insanlarımızı susturmak istiyorlar. Hele yazdıklarınızla ve konuştuklarınızla halkın üzerinde etkinliğiniz varsa, susturma gayreti daha fazla oluyor.

Susturma enstrumanlarından biri de, hakaret davaları. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı hakaret ettiği iddiası ile açılan davaların ulaştığı sayı Cumhuriyet tarihimizin tüm rekorlarını kırdığı gibi, sanırım daha bin yıl dünya rekorunu da kimseye bırakmaz.

Erdoğan’dan Farklı Düşünüyorum

Bu kapsamda bizi de susturmak istiyorlar. Önce zamanın Başbakanı Erdoğan’a hakaret ettiğim iddiasıyla dava açtılar, 11 ay 20 gün hapis cezası verdiler dava şimdi Yargıtay’da. Şimdi de; “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a” hakaret!

Bir başbakana, bir cumhurbaşkanına değil, sıradan bir kimseye bile hakaret etmemiz, terbiyemiz nedeniyle asla mümkün değil. Geçmişimiz, aldığımız eğitim ve öğretim, mesleğimiz ve sicilimiz bunu gerçekler. Ama ben Tayyip Erdoğan gibi değil, farklı düşünüyorum. Farklı düşündüğümü açıklamak gibi bir özgürlüğüm yok mu? Bu özgürlüğüm, Anayasa ile güvence altında değil mi? Erdoğan’ın yaptıklarını, yapmadıklarını ve yapamadıklarını değerlendirerek Anayasamızı ihlal ettiğini, ülkemizi felakete doğru sürüklediğini yazmak ve anlatmak suç mudur?

Aydın Olmak

10 Kasım 2015 tarihinde yayınlanan AB Komisyonu 2015 Türkiye İlerleme Raporu’nda; “Türkiye’de yargının bağımsızlığı ve güçler ayrılığı konuları zarar görmüş, hakimler ve savcılar yoğun bir siyasi baskıya maruz kalmıştır” diyor. Daha ne desinler!

Aydın demek; üniversite bitirmiş, çok okumuş, akademik kariyer kazanmış insan demek değildir. Aydın demek; çevresini ve toplumu aydınlatan, onların farkında olmadıklarını gösteren insan demektir. Aydınlatma işi konuşarak, yani söz söyleyerek, yazarak, sanat eseri üreterek ve örnek olunarak yapılır. Yalakalık yaparak, iktidarın yakınında mevzilenerek, aydın olunmaz. Aydın olmanın ruhunda; muhalif olmak, içinde yaşadığı toplumu ve ülkesi için bedel ödemek vardır.

Önümüzdeki Salı (16 Şubat 2016), saat 10.40’da Çağlayan Adliye Sarayı’nda 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde duruşmamız var.

Saygılar sunarım.