Ana Sayfa | TÜRKİYE

Erkekler Kadınları Öldürdüğü Türkiye'de Özgecan Aslan

ozgecan

Özgecan Aslan, Türkiye’nin güneyinde, Mersin’de, psikoloji okuyan 20 yaşında bir öğrenciydi. Türkiye’de çok sık kullanılan bir toplu taşıma aracı dolmuş ile evine dönerken öldürüldü. Şoför, tecavüz etmeye çalıştıktan sonra, Özgecan’ı bıçaklayıp demir bir çubukla döverek öldürdü.

Geçen sene [1]300 kadının öldürüldüğü Türkiye’nin dört bir yanında ’artık yeter’ demek için protestolar düzenlendi. Bu protestolar sırasında açılan pankartlardan biri beni özellikle etkiledi: “Daha 20 yaşındaydı. Yapacak çok şeyi vardı”. Özgecan’dan biraz daha genç, hala geleceğini planlayan, hala masum ve naif ümitleriyle yaşayan Türk bir öğrenci olarak, kendimi Özgecan’a bundan daha yakın hissedemezdim. Hayatımın her yazını o ülkede geçirdim ve hala nasıl hayatta kaldığımı, bana sıranın ne zaman geleceğini merak ediyorum. Kadınlara karşı savaşın bir gazisiyim. Hala hayattayım ama Özgecan’ın yerinde ben de olabilirdim. Yoldaşlarının geride kaldığını görüp sağsağlim evine dönen bir askerin rahatlama ve suçluluk duygusuyla yaşıyorum. Özgecan ile benim aramdaki fark ne? Ben o olabilirdim o da ben olabilirdi. Birbirimizde yalnızca bir kurşun uzaktaydık. Ya da bir ya da birkaç erkek kadar uzakta.

Özgecan Aslan, Türkiye’nin güneyinde, Mersin’de, psikoloji okuyan 20 yaşında bir öğrenciydi. Türkiye’de çok sık kullanılan bir toplu taşıma aracı dolmuş ile evine dönerken öldürüldü. Şoför, tecavüz etmeye çalıştıktan sonra, Özgecan’ı bıçaklayıp demir bir çubukla döverek öldürdü. Babasının ve bir arkadaşının yardımıyla, DNA kanıtı kalmaması için, ellerini kestikten sonra Özgecan’ın 13 Şubat’ta bulunan bedenini yakıp bir nehire attı.

 

Erkekler kadınları öldürüyor. Ortaçağ’daki Cadı Avları’ndan bugünün Özgecan’ına kadar, erkekler kadınları öldürdü, öldürüyor ve öldürecek. Kadınlardan ve kızlardan korkutucu ve vahşi bir şekilde nefret eden bu dünya ve kadın düşmanı toplum ısrarla kadınların varlığını reddetmeye çalıştı. Evin rahat ama baskıcı duvarlarının arasına hapsedilerek kadınlar hızlıca ve kolayca toplumsal alandan dışlandı ve kendilerini ifade edemez hale getirildi. Evlerimizin dışına çıkmamıza izin verilen birkaç seferde ise, biz kadınların özgürlüğü, ‘çok rahatsız edici varlığımızı’ erkeklerden saklayan örtülerle ‘çok açık’ olduğu varsayılan kıyafetleri giyenlere karşı gösterilen mahalle baskısı yoluyla, ya da provokatif bir şekilde erkeklerle aramızdaki fiziksel farklılıklarımızın hatırlatılması yoluyla kısıtlanıyor. Şiddet, tecavüz, işkence, uzuvlarımızın kesilmesi, özsaygımızı kaybetmemiz, bedenimize varlığımıza hükmetmek içindi. Kadın düşmanlığının nihai ifadesiyse Femisid (kadın cinayetleri). Kadınlar her gün öldürülüyor. Hatta bazen doğmadan bile.

 

Femisid (femicide) feminist literatürde bu türden kadın düşmanlığını tanımlamak için kullanılan bir terim. Microsoft Word kelime düzelticimin dahi femisid sözcüğünün altını yanlış olarak çizdiğini ve tanınmış birkaç sözlükte (sadece İngilizce değil) dahi bu terime  yer verilmediğini göz önünde bulundurarak, femisidin terim anlamını açıklamak faydalı olabilir. Birleşmiş Milletler Akademik Çalışmalar Birliği (UNSA) femisid ve/veya cinsiyetle ilintili diğer cinayetleri “bir kadını kadın olduğu veya bir kızı kız olduğu için öldürmek” olarak tanımlıyor. Terimin günlük dilde kullanılmayışıysa, bu konuda küresel ölçekli bir farkındalık eksikliği hakkında çok şey anlatıyor.

 

Birleşmiş Milletler’e göre, dünyada 200 milyon kadın kayıp. Her sene, 66,000 civarında kadın vahşice öldürülüyor. Bu sayı kasten işlenmiş cinayetlerin nerdeyse beşte birini (17%) kapsıyor. Birleşmiş Milletler Sistemi Akademik Konseyi (ACUNS) Viyana Ofisi’nin femisid hakkında 2013’te yayımladığı rapor[2] femisidi çeşitli kategorilere ayırarak, rahatsız edici modern bir gerçekği gözler önüne seriyor. Rapora gore, kız bebeklerin öldürülmesi ve cinsiyet temellicenin katli Hindistan ve Çin’de oldukça yaygın uygulamalar. Her iki ülkede de cinsiyet oranı 15 yaşın altındaki her 117 erkek çocuk için 100 kıza tekabül ediyor. Kız bebekleri öldürmek için tuz ile besleyerek kan basınçlarını arttırmak, boğazlarını kesmesi için pirinci kabuğuyla yedirmek, sütlerine zehirli bitkiler katmak gibi son derece vahşice yöntemlere başvuruluyor. Tespit edilmeyi önlemek için (neyse ki insan aklı yeni koşullara kolayca uyum sağlayabiliyor), yeni yöntemler de geliştirildi: bebekleri aç ya da susuz bırakmak, zatüreden ölmelerini sağlamak için bebekleri ıslak havlulara sarmak gibi. Çin’de kadınlardan yoksun kalmış ‘zavallı’ erkeklerse ruh eşlerini bulmak için kadın ticareti ve kaçırma gibi yöntemlere başvuruyor. Bizim bulunduğumuz coğrafyaya gelirsek, aile içi şiddete dayalı femisid son derece yaygın olmasına rağmen geniş ölçüde rapor edilmiyor. Erkek arkadaş ya da partnerleri tarafından öldürülen kadınların sayısı Avrupa’da son 70 yıldır sabit kaldı. Aile içi şiddet Birleşik Krallık’ta her hafta iki kadını öldürürken, Fransa’da her üç günde bir kadın öldürüyor. İrlanda’da, 1993’te kadın cinayetlerinin %99’u erkekler tarafından işlendi. İtalya’daysa her iki günde bir, bir kadın öldürülüyor ve her 10 cinayetin 7’si, aile içi şiddet kapsamında işleniyor [3]. Namus adına yapılan femisidler iseson derece yaygın ve genellikle cezasız kalıyor. Birleşik Krallık’ta bu gerekçeyle öldürülen kadınların sayısı her yıl 12 civarındayken, son beş senede, kadın intiharlarındaki ciddi artışla birlikte, Türkiye’de bin civarında namus cinayeti gerçekleşti. 2011’de, Pakistan’da bu türdeki vakaların %77’si beraat ile sonuçlandı.

 

Organize suçlarla ilintili femisid çoğunlukla üzerinde çok düşünülmeyen bir konu. Guatemala ve El Salvador (bu ülke dünydaki en yüksek kadın cinayeti rekorunu da üzücü bir şekilde elinde tutuyor) gibi Latin Amerika ülkelerinde artan uyuşturucu ticaretiyle birlikte, öldürülen kadın sayısı da artıyor. 1993 ile 2004 yılları arasında sadece Meksika’nın Ciudad Juarez kentinde, uyuşturucu kaçakçıları yaşları genellikle 15 ve 19 arasında değişen,  382 kadın ve kızı öldürdü.

 

Bunlardan başka, çoğunlukla yakarak kurban etme yoluyla işlenen çeyiz sebepli femisidler, ‘kadınların savaşlarda kasten öldürülmesi’, ‘kadın sünneti’ ile ilişkili femisidler, büyücülük suçlamalarıyla ilintili kadın cinayetleri, kadınları hedef alan seri cinayetler de mevcut. Bu liste maalesef insanın hiç varolmamasını dileyeceği türden bir liste.

 

Buraya kadar, kadın cinayetleri için sunulan sebeplerden bahsetmeye başlamadım. Örneğin, evlendikten sonra ailesini terkedecek olması sebebiyle ileride ebeveynlerine bakamayacağı düşünüldüğü için öldürülen kız bebeklerden, evlilikten önce cinsel ilişkiye girmesi ya da tecavüze uğraması sonucunda -bunların ailenin onuruna leke sürecek davranışlar olduğu düşünüldüğü için – öldürülen kadınlardan ve boşanma ya da ayrılık sürecinde veya sonrasında işlenen ve kadın cinayeti davalarının %70’ini kapsayan[4] “tutku cinayetlerinden” bahsetmedim bile. Bahsetmedim çünkü büyük ihtimalle, hepimiz bu mazeretleri sıkça duyduk Aslında, belki de sorun burada: bir erkeği bir kadını öldürmeye iten kadın düşmanlığından başka sebepler olduğu varsayımını farkında olmadan içselleştirdik. Bir kıyafetin tecavüzü tetikleyebileceğini kanıksadığımız gibi, kadın cinayetini normalleştiren bazı gelenekler olduğunu da kanıksadık. Yemeğe fazla tuz koymak, telefona çok geç cevap vermek, iş aramak ya da dövme yaptırmak, Türkiye’de femisidler için erkekler tarafından sunulan açıklamalardan sadece birkaçı.  [5] Daha önce sözü edilen tüm mazeretler gibi, bunlar da aşırı ve korkunç bahaneler.

 

Kadın düşmanlığı öldürüyor. Kadınlar erkeklerin malı gibi görülüyor. “Usus, abusus, fructus”, Romalı’lar mülkiyeti böyle tanımlıyorlardı. Ne yazık ki, biz kızlar ve kadınlar da aynı şekilde muamele görüyoruz: kullanılıyoruz, satılıyoruz ve yok ediliyoruz. Erkek arkadaşlarımız bizi öldürüyor çünkü onların şahsi malı olmayı reddedersek, başka kimsenin olamayız. Ebeveynlerimiz piyasa değerimiz az olduğu için ya da evlendikten sonra artık başkasının malı olacağımız için büyümemize izin vermiyorlar. Bir çete üyesi, düşmanının arabasını ya da evini yakmak yerine, onun başka bir ‘şahsi malına’, partnerine, zarar veriyor. Özgecan’ın katili bedenine ‘sahip olamadığı’ için onun hayatına son verdi. Bir şekilde, ‘nesne’ olarak kadın sözümona ait olduğu kişinin elinde zarar görüyor. Nesne muamelesı gören kadınlar olarak, nasıl ki her objenin önceden belirlenmiş bir görevi varsa, bizler de önceden bizim için kararlaştırılmış roller üstleniyoruz: anne, kız çocuk, kız kardeş, eş olarak. Açıkça zorlanmıyorsak bile, rolümüzü üstlenmek için ısrarla teşvik ediliyoruz. Eğer bir kadın gibi davranmaya, yani -unutmuş olanlar için küçük bir hatırlatma- insan gibi davranmaya başlarsak ‘esas rolümüz’  bize derhal hatırlatılıyor. Orta Çağda yakılan cadılar kimlerdi? Şifacılar, kürtajcılar, Beguinler (özellikle cinsel alanda, Kilise’nin katı kurallarını reddeden bir Katolik kardeşliği) gibi akıllı ve bağımsız kadınlardı. Bir Türk feminist organizasyonunun[6] da belirttiği gibi, Türkiye’de gerçekleşen kadın cinayetlerinin yarısı “kadınlar kendi hayatlarıı hakkında karar vermek istedikleri için” gerçekleşiyor.

 

Kadınlara işkence eden ve onları öldüren erkekleri bir çeşit sapık olarak algılıyoruz. Bunun dilin hatalı bir kullanımı olduğuna inanıyorum. Onları bu şekilde tanımlayarak durumlarını tekilleştiriyoruz:  belirli dürtü ve durumlar dahilinde hareket eden marjinal bireyler gözüyle  bakıyoruz. Sonuç olarak da kadınlara karşı gerçekleştirilen kitlesel şiddeti görmüyoruz. Asıl neden şu ki her suçluyu harekete geçmeye iten neden kadın düşmanlığın; bu erkeklerin kadınları sahip olabilecekleri nesneler dışında başka bir şey olarak görmüyor olmaları .

 

Bir gerçeği kabul etmeliyiz: erkekler kadınları öldürüyor. Bizler her türlü kişisel bahaneyi reddederek, kadın düşmanlığını küresel ölçekte görmeliyiz. Her kadın cinayeti ciddiye alınmalıdır. Ancak açıkça konuşarak ve adını koyarak bu cinayetlere karşı kamusal ve hukuki bir mücadele başlatabiliriz. Özgecan bir istisna değil. Tamamı bilinmeyen uzun ve korkutucu bir listedeki birçok kişiden biri. Kadın düşmanlığının mağduru daha kaç kadının ölü bulunması gerekiyor? Kadınların geleceklerinin daha ne kadarı erkekler tarafından çalınacak? Ben de onlardan biri olacak mıyım?

 

Yağmur Arıca, Lisans Öğrencisi, University College London (UCL)

 

Makale referansı: 

 

Arıca, Y. (Mart, 2015), “Özgecan Aslan: Erkekler Kadınları Öldürüyor”, Cilt IV, Sayı 3, s.101-105, Türkiye Politika ve Araştırma Merkezi (Research Turkey), Londra: Research Turkey (http://researchturkey.org/?p=8481&lang=tr)


Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konvoyunda korkutan kaza

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın cuma namazı için Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii'ne giderken oluşan konvoyda Koruma Şube Müdürlüğü'ne ait 3 araç kaza yaptı.

FETÖ'nün İzmir'deki kurmayları gözaltına alındı

Fethullah Gülen'in kurmayları olarak bilinen 18 şüpheli hakkında operasyon başlatıldı. İzmir'de yapılan operasyonda Rodi Giyim ile İdil Kolonyaları'nın sahipleri de gözaltına alındı.

Maden işçilerinin feci sonu 20 metreden dereye uçtular

Zonguldak'ta öğleden sonra meydana gelen feci kazada iki maden işçisi otomobilleriyle dereye uçarak can verdi