Ana Sayfa | Yurdagül Beyoğlu Atun

Gavura kızıp oruç yiyoruz

Yurdagül Beyoğlu Atun


Yurdagül Beyoğlu Atun

“Kimi insanları her zaman, bütün insanları kimi zaman kandırabilirsiniz ama tüm insanları her zaman kandıramazsınız” demiş Abraham Lincoln.

Sosyal medyada paylaşılan bir fotoğraf hatırlattı bu sözü…

Vücudunun görünen tüm yerleri dövmeli, mini etekli sarışın hanımefendi eğilmiş, minik ama zayıflıktan daha da minik görünen bir çocuğa elindeki pet şişeden su içiriyor.

Yorumlar “bu kadın kapalı değil lakin bakın görün nasıl vicdanlı” nevinden…

Pet şişedeki suya indirgenen vicdan, bizim zaaflarımıza çok güzel dokunmuş Allah için.

Başarılı mizansenden, çok başarılı bir manipülasyon çıkmış.

Elindeki pet şişeden çocuğa su veren, barış elçisi ilan edilip, oralardan çocuk evlat edinen zatı muhteremlerin tebası olduğu ülkelerin, o minik çocuğun topraklarındaki elması, altını ve birçok değerli madeni yıllar önce gasp etmesi yüzünden sefalete mazhar olduklarını unutturmuş o fotoğraf. 

“İkiyüzlülüğün resmini yapabilir misin Abidin” deseydi Nazım Hikmet, böyle cuk oturanını çizemezdi usta Dino… 

Fotoğraf, klasik manipülasyon örneği, dolayısıyla diyecek bir şey yok da, bu fotoğraf üzerinden Müslümanlara, Müslümanlığa laf edenlere şaşkınlığım. Pınarı kes, kıvrandır, sonra bir yudum su verdin diye seni alkışlayayım!

Hafızayı beşer nisyanla malul demişler. Hadi biz zengin madenlerle dolu Afrika kıtasının niye 50 yıldan fazladır açlıkla boğuştuğunu unuttuk diyelim, ya arkadaş daha geçen gün sen değil miydin kucağında çocuğu olan mülteciye çelme takan?

Peki, İngiltere’nin Middlesbrough kasabasında Sığınmacıların yerleştirildiği evlerin kapıları Nazi Almanya’sında Yahudilere yapıldığı gibi kırmızı boya süren?

 

Merkel’in siyasi geleceğinin, Avrupa’ya mülteci akınını durdurmasına bağlı olduğunu söyleyenlere ne demeli? 

 

“Batının İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar” anlamına gelen PEGIDA’nın, Prag’da kendisine benzeyen grupların temsilcileriyle buluşarak “Prag Deklarasyonu”na imza atan kim? Hani, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Finlandiya, Polonya, Slovakya ve İsviçre gibi 14 ülkedeki göçmen karşıtı grupları sokağa döken? “Mülteciler gelmesin, bırakalım denizlerde ölsünler” diyenler kim Allahaşkına?

Şimdi bu kişiler, mini etekli teyzemin pet şişesinden bize insanlık öğretecekler, biz de “bak görüyor musun; Baş örtmekle, namazla olmaz bu işler. Her yanı açık ama el kadar bebeye su verdi!” deyip dinimizi kötüleyeceğiz!

 

Gavura kızıp oruç yediğimizin farkında değiliz.

Dün “teröristle masaya oturdu” diye açılıma karşı çıkarken, bugün sırf hükümete çalım atalım diye terör örgütünün hamiliğini yapıyoruz.

Ahlaksız bir video kaydının altına, “bakın torununa tecavüz eden Müslüman dede” yazıp, Müslümanlığı karalayan münafıklara sormuyoruz, “nerden biliyorsun dedesi olduğunu” veya “madem oradaydın niye kurtarmadın o kızı” diye… Gerçekdışı haberlerle dini duygular köreltiliyor, kötü örnekler güzel bir pazarlama anlayışıyla tüm topluma servis ediliyor. Siyasi nefretimiz, tüm gerçekliklere galebe çalmakla kalmamış, muhakeme yeteneğimizi de alıp götürmüş. 

Naçizane tavsiye; Biz dinimizi, milliyetimizi unutmuş olabiliriz ama batı unutmuyor. Ne kadar yalakalık yaparsak yapalım, “biz de sizdeniz”i göstermek için oklarımızı kendi milliyetimize, kendi dinimize çevirelim sonuç değişmeyecek nasılsa. Ağızlara çaldıkları bir parmak balla, kendilerini çoğunluktan farklı gören kitleleri harekete geçiren bu sözde özgürlükçüler, tüm birliklerini dini yapılanmalar üzerine kurduklarından ağzımızla kuş tutsak o çembere sokmazlar bizi. Hormon takviyeleriyle palazlanan egomuz anca burada para ediyor. Dolayısıyla (dini-milli) kimliğe sıkı sıkıya sarılmak en doğrusu derim ben.